‎”Çoğul Dizge’de ‘FRP temelli Fantastik Edebiyatın’ Yeri ve Yerelleştirme-Yabancılaştırma Kavramlarının Paradoksal İlişkisi”

‎”Çoğul Dizge’de ‘FRP temelli Fantastik Edebiyatın’ Yeri ve Yerelleştirme-Yabancılaştırma Kavramlarının Paradoksal İlişkisi”

  • 28 Şubat 2013 tarihinde, tarafından yazılmıştır.

Çevirmen arkadaşlarımızla çokça tartıştığımız bir konuya Hakan Karadeniz açıklık getirmiş. FRP temelli Fantastik Edebiyat olarak nitelendirebileceğimiz tür özellikle bu türdeki edebi eserlerin görsel olarak da ( dizi, film veya animasyon film) yayınlaması ile çok geniş kitlelere ulaştı. İnternet üzerinde açılan siteler ile de nerede olursanız olun bu dünyanın kapılarından girebiliyorsunuz. Çeviri dünyası açısından FRP temelli fantastik edebi çevirinin yeri çok ayrıdır, çünkü genelde yerel motifleri kullanan ve İngilizce dilinde yazılan bu türün tercümesi çok zorludur. Kelimeyi çevirerek kullanırsanız, aslına sadık kalmazsanız hedef kitleyi kaybedebilir, mantıksız bulunabilir ve de çevirinizi havada burakabilirsiniz. Bu noktada yerelleştirme çok önemli, fakat bunu yaparken de çok dikkatli olunmalı. Lütfen Hakan Bey’e kulak verelim.

“Çoğul Dizge’de ‘FRP temelli Fantastik Edebiyatın’ Yeri ve Yerelleştirme-Yabancılaştırma Kavramlarının Paradoksal İlişkisi”
Bu yazıda Salvatore’un Kara Elf Üçlemesi üzerinden fantastik edebiyatın [ve çevirisinin]Türkiye’nin çoğul dizgesindeki konumuna ve yine fantastik edebiyat özelinde yerelleştirme /yabancılaştırma kavramlarını incelemeye çalışacağım. Hangi amaçla olursa olsun çeviri metinlerini incelerken genellikle ilk olarak iki unsuru göz önünde bulundurmamız gerekir: Metnin türü ve çeviri metnin konumlandığı yeri, okuyucu kitlesi. Bu noktada karşımıza çıkan ilk sorun “Fantastik Edebiyat” kavramının fazlasıyla geniş bir çatı kavram olması. İçinde barındırdığı, yapı ve içerik açısından birbirinden çok farkları olan, sayısız eser mevcut. Harry Potter da bir fantastik edebiyatın ürünü, Walking Dead de ve hatta belki Alacakaranlık serisi de. Bu noktada şu soruyu sormak lazım sanırım: R.A Salvatore’unhatrı sayılır bir kitlede hayranlık yaratan DrizztDo’Urden karakterini de okuyucuyla buluşturduğu bu kitap için nasıl daha belirgin bir tanımlama yapabiliriz?
Öncellikle Kara Elf üçlemesini Potter ve Walking Dead gibi eserlerden farklı kılan unsurlardan en belirgin olanı masaüstü oyunu olarak oynanan FRP (Fantasy Role Playing) dünyasının bir parçası olması. FRP sistemine baktığımızda ilişkilendirebileceğimiz belli başlı ve aralarında benzerlikler bulunan (örn: Orc, Goblin Elf gibi ırkların bulunması) evrenler olduğunu görürüz. Yüzüklerin Efendisinde bir Orta Dünya vardır, Buz Yeli Vadisi serisinde Unutulmuş Diyarlar adıyla geçen bir evren vardır ki bu evren Baldur’s Gate, Neverwinter Nights gibi pek çok bilgisayar oyununda da kullanılmıştır. Bu bağlamda eldeki metni değerlendirirken FRP odaklı bir sınıflandırma yaparsak daha doğru ve sağlam bir temel ile hareket edebiliriz diye düşünüyorum.
Şimdi bu FRP-temellifantastik edebiyat dediğimiz türün ortak noktalarına bakmaya çalışalım. İlk olarak ortada suni olarak yaratılmış ancak pek çok eser ve bağlamda ortak olarak benimsenmiş bir dünya, dolayısıyla da kültürler bütünü var. Bu açıdan daha metnin orijinalinde aslında bir yabancılaştırma(foreignizing) unsuru olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla [yaratılmak istenen etki] açısından kaynak metin ilehedef metin arasındaki eşdeğerlik bağlamında yabancılaştırma stratejisinin meşru bir zemini olduğunu söyleyebiliriz. Tabi bu noktada yerelleştirme konusunun boyutları da oldukça değişik oluyor. Bu hususta ilk şunun altını çizelim; misal [LOTR ya da Unutulmuş Diyarlar evrenindeki] Goblin ırkının Türkçe’de Gulyabani mefhumu ile karşılanması kesinlikle benim yerelleştirme konusundan anladığım bir şey değil. Bu bağlamda ele almış olduğumuz metinden şu örneği verebiliriz; Drow sözcüğü Unutulmuş Diyarlar evrenindeki Kara Elflerin kendi dillerinde kullandıkları ismi. Bu noktada pek çok farklı fantastik kurulumda kara elf kavramının geçmesi ve insanların çoğunluğunun bu kavrama aşina olmasından yola çıkarak Drow sözcüğünün Kara Elf sözcüğüyle karşılanması tercih edilebilir, bu şekilde bir yerelleştirmeye da en azından bir nötrleştirme stratejisi olarak makul görünebilir. Ancak derinlemesine baktığımızda bunun bizi yanlış yerlere götürebileceğini görürüz. Çünkü yine bu örnekten devam edersek Kara Elf ırkının bir fantastik evrenden diğerine karakteristik özellikler açısından çok farklılıklar gösterdiğini görüyoruz. Salvatore’un Kara Elf Üçlemesi’nde kara elflerin çoğunlukla kaotik ve kötü yönelimli karakterler olmasına karşın karşın “Morrowind” evrenindeki kara elfler iyiliğe ve düzene çok daha eğilimli bir ırktır. Bu bağlamda yine kitaptan örnek vermek gerekirse “Piwafwi pelerini” (bilgisayardaki Baldurs Gate ya da unutulmuş diyarlarda geçen diğer FRP oyunlarını oynayanlar için eminim hiç de ‘yabancı’ bir isim olarak gelmeyecektir) gibi ‘kültürel’ unsurları olabildiğince olduğu gibi yabancı bırakmanın daha yerinde olacağını söyleyebiliriz.
Yazının başlarında bu türde yaratılan evrenlerin farklı bağlamlarda da (Örn: FRP oyunları) paylaşıldığından bahsettik. Bu açıdan bu tarz eserlerde, yani FRP-temelli Fantastik Edebiyatta okuyucu kitlesinin büyük bir kısmının FRP ve FRP ile ilgili evrenlere, kurulumlara ilgisi olan kişiler olduğu hesaba katıldığında diğer çoğu edebi eserde yerelleştirmenin yarattığı etkinin bu türde paradoksal bir şekilde yabancılaştırma unsuruyla yaratılabileceğini söyleyebiliriz. Gerek oynanılan masaüstü oyunlar olsun gerek de diğer eserler olsun okuyucu bu belirgin kültürel unsurları kendi suni kültürel ortamı içerisinde öğrenip alımladığı için olduğu gibi verilmediğinde ona yabancı gelecektir. Yine metinden basit bir örnekle devam edelim:”infravision” kavramı pek çok oyunda ve eserde de geçen ve Türk okuyucusunun “infravision” şeklinde gördüğünde kafasında daha rahat canlandırabildiği bir olgu. Tabii o kadar Türkçe sözcüğün, unsurun arasında “vision” gövdesini kullanmak pek tabii ve büyük oranda haklı olarak ‘dil erozyonu’ olarak görülebilir. Dolayısıyla bu örnekte “infragörüş” şeklinde bir sözcük ile hem aşinalık bir nebze korunabilir hem de metnin İngilizceleştirilmesi de yine bir nebze engellenmiş olabilir diyebiliriz. Bu noktada, fantastik evren bağlamı dışında İngilizce’de infravision diye bir sözcük olmadığını da belirtelim.
Sonuç olarak bu gibi fantastik edebiyat türlerinde yabancılaştırma unsurunun olabildiğince fazla kullanılmasının yerinde olduğunu söylersek çok da yanlış bir şey söylemiş olmayız. Zira fantastik edebiyatın da çıkış noktası bizlere alternatif dünyalar, evrenler sunmak değil miydi? Amaç zaten yeni kültürleri/alternatifleri tanı(t)mak iken bunları kendi gerçekliklerimizde pürüzleyip [ve oldukça yanlış bir biçimde] şekillendirmek bu türe yapılan en büyük ihanetlerden biridir.

http://www.academia.edu/2613906/Cogul_Dizgede_FRP-temelli_Fantastik_Edebiyatin_Yeri_ve_Yerellestirme-Yabancilastirma_Kavramlarinin_Paradoksal_Iliskisi linkinden alıntıdır.

Pin It on Pinterest

Share This