1) Çeviri alanındaki akademik eğitimi yeterli buluyor musunuz? Ya da daha iyi olması için görüş ve önerileriniz nedir?

Türkiye’deki bütün üniversiteleri kapsayacak şekilde cevap vermem gerekirse çeviri eğitiminin büyük oranda yetersiz olduğunu söyleyebilirim.

Gün geçtikçe çeviribilim bölümlerinin artmasına rağmen, eğitim kalitesi aynı oranda artmamaktadır. Dolayısıyla, öğrenciler kaliteli bir eğitimden mahrum kalmaktadır. Özellikle, piyasa odaklı bir çeviri eğitimi anlayışının olmaması, neredeyse tüm üniversitelerde var olan bir sorundur. Çoğu üniversite öğrencisi, çeviri programlarından habersiz olarak mezun olmakta ve iş hayatında sorun yaşayabilmektedir.

Bu sorunların giderilebilmesi için, öncelikle teknik donanımdan kaynaklanan eksiklikler giderilmeli, bilgisayar sınıfları yapılmalı, sözlü çeviri için uygun kabinler tesis edilmeli ve bu dersler için uygun eğitmen kadrosu sağlanmalıdır.

Ayrıca, öğrencilerin bu bölüme üniversite giriş sınavıyla “kolayca” girebiliyor olmasının da doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü Mütercim-Tercümanlık bölümü dil eğitimi verilen bir bölüm değildir. Dili kullanma becerisini edinmiş kişilerin çeviri üzerine yoğunlaşacağı bir bölümdür. Dolayısıyla, üniversiteler öğrencilerini kendileri seçmeli, ya da öğrencileri üniversite bünyesinde başka bir sınava daha tabii tutmalıdır. Çünkü eğitimdeki sorun sadece tek taraflı olarak okuldan ya da eğitmenlerden kaynaklanmaz, öğrenciler de bu sorununun bir sebebidir.

Bunların yanı sıra, seçmek zorunda olduğumuz uzmanlık alanlarının arttırılması gerektiğini düşünüyorum. Almanya’da çeviri eğitimi verilen çoğu üniversitede, öğrenciler zorunlu olarak işletme, bilgisayar mühendisliği, gazetecilik, kültür bilimleri, siyasal bilimler gibi farklı alanlarda yandal seçmekte ayrıca, çeviri eğitimi aldıkları dilin konuşulduğu ülkede bir ya da iki dönem okumak zorundadır. Bu tür zorunlulukların Türkiye’de de uygulanmaya konması ve bu tür imkânların yaratılması gerektiği kanısındayım.

Kısacası, çeviribilim bölümlerinin yaygınlaşması ancak eğitim için uygun altyapı sağlandıktan ve teknik, akademik olarak bir takım eksiklikler giderildikten sonra anlamlı bir adım olacaktır.

2) Çeviride uzmanlık alanı önemli midir yoksa bir çevirmen her alanda mı uzman olmalıdır?
Bir insan genel olarak hangi meslekte olursa olsun pek çok alanda uzman olamaz. Bir alana yönelir ve o alanda uzmanlaşır. Aynı durum çevirmenler için de geçerlidir. Ancak piyasa şartlarında bu durum pek mümkün olamamaktadır. O nedenle çevirmenler kendilerini birden fazla alanda geliştirmeye çalışırlar. Zaten birçok alan birbiriyle iç içedir ve çevirmenler birbirleriyle bağlantısı olan bu alanlara yönelirse kendilerini pek çok alanda geliştirme imkânlarını da yaratmış olurlar. Örneğin, hukuk alanında uzmanlaşmış bir çevirmen, siyasal bilimler, politika ve ya Avrupa Birliği gibi alanlarda uzmanlaşabilir. Aynı şekilde iktisat çevirileri yapan bir çevirmen, borsa alanında da özel olarak uzmanlaşabilir.

3) Çeviride birebir çeviri mi yoksa yorumlu çeviriyi mi tercih edersiniz?
Skopos kuramından hareketle şunu söyleyebilirim ki, çeviriyi amacı belirler. Ben de, erek metin için belirlenen amaç doğrultusunda çeviri stratejimi belirlerim. Bir bilgi aktarımı söz konusuysa, belli bir amacı olan erek metnin en işlevsel şekilde çevrilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama bir yandan, kaynak metnin barındırdığı yan anlamlarının, işlevinin, biçimsel özelliklerinin çeviri metinde de erek dilin yapısına ve kültürüne uygun olacak şekilde “yaratılması” gerektiğini düşünüyorum. Birebir çeviri ise, kelimelerin diğer dile basit bir aktarımından başka bir şey değildir, o nedenle ben de birçok kuramcı gibi bu tür bir çeviriye “Translation” demek yerine “Transkodierung” demeyi tercih ederim. Çünkü birebir çevirinin iletişimsel bir işlevinin olmadığını düşünüyorum.

4) Bu başarınızın ne kadarı yetenek ne kadarı eğitim? Çevirmenin kendini geliştirmesi için neler yapması gerekir?
Çalışkan, öğrenmeye ve kendini geliştirmeye hevesli, titiz bir çevirmen iyi bir çevirmen olabilir. Ama bence bir çevirmeni diğerlerinden farklı yapan doğuştan sahip olduğu yeteneğidir. Çünkü dili kullanma beceresi, sahip olunan kıvraklık sadece çalışma ve deneyimlerin bir sonucu değildir. Ben kendimde bu yetenek var diye bir şey söyleyemem ama eğitimi çok dikkate aldığımı ve önemsediğimi söyleyebilirim. Bu nedenle tekrardan hem bu dili sevmeme sebep olan Alman Lisesi’ndeki hocalarıma hem de 4 yıldır çeviri eğitimi aldığım İstanbul Üniversitesi’ndeki çok sevgili öğretmenlerime teşekkür ediyorum.
Bir çevirmen kendini geliştirmek için hem kaynak hem de erek dilde bol bol okumalıdır. Onun dışında araştırmacı olmalı, koşut metin çalışması yapmalıdır. Hatta kendi bilgisinden şüphe etmeli ve bıkmadan araştırmalıdır. Kelimelere bağlı kalıp, anlamı bir kenara bırakmamayı öğrenmelidir. Bu sorun ancak deneyimle ve de okuyarak aşılabilir.
5) Bu ödülün mesleğinize katkısının ne olacağını düşünüyorsunuz?

Öncelikle bana akademik anlamda, örneğin yüksek lisans başvurularımda bir artı sağlayacağını düşünüyorum. Mesleğime katkısı olacağını pek düşünmüyorum, ama iş başvurularında bir katkısı olabilir.
6)Çeviri sektörü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Maalesef çevirmenliğin, Türkiye’de bir meslek olarak görülmediğini düşünüyorum. Eğer görülseydi, çevirmenlerin hakları korunur, hak ettiği değer verilir, maddi olarak da dalga geçilecek miktarlara mahkûm bırakılmazlardı ve çevirmenlik eğitimi almayanlara çeviri yaptırılmazdı. Zaten, çeviri eğitimi alanların farklı sektörlerde çalışmak istemesi de, bence tamamen bu sebeplerden kaynaklanıyor.
7) Çeviri yaparken nelere dikkat ediyorsunuz?
Öncelikle kaynak metni anlamaya ve çözümlemeye önem veririm. Çeviriyi yapacağım erek kitleye göre cümle ve kelime seçimi yapmaya dikkat ederim. Metnin terminolojisini oluştururken sadece bir iki sözlükte ya da koşut metinde gördüğüm karşılığı almam, emin olduğum kaynaklardan yararlanmaya özen gösteririm. Çeviri yaparken de koşut metinlerden fazlasıyla yararlanırım.

8) Ödüle başvuru sürecinizden ödül akşamının sonuna kadar yaşadığınız deneyimi bizimle paylaşır mısınız?
Yarışmayı ilk duyduğumda, AB Bakanlığı’ndaki staj imkanlarını araştırıyordum. Bu yarışmayı duyunca, benim için bir fırsat olabileceğini düşündüm. Daha sonra okulda yarışmaya katılacak 3 kişiden biri olarak seçildim.
Yarışma günü hiç heyecanlı değildim. Sınav sırasında da rahattım. Ama, sınav sonrasında, daha iyisini de yapabileceğimi düşünüyordum.
Sonuçları bekleme süreci pek kolay geçmedi. En sonunda açıklandı ve yaşadığım sevinci hala kelimelerle anlatamam. Aynı mutluluğu ödül günü de, bugün de hala yaşamaktayım. Başta ailem olmak üzere, tüm saygıdeğer hocalarıma; Sakine Eruz’a, Rezan Erksan’a, Necdet Neydim’e, Turgut Gümüşoğlu’na, Turgay Kurultay’a, Şirin Bakyan’a, Neslihan Uzun Demez’e, Asuman Karakaya’ya, Mukaddes Gülseven’e ve çok değerli arkadaşlarım Dilek Kasırka ile Cansu Fazlıoğlu’na teşekkürlerimi bir borç bilirim.
9) Sizce çeviri sektörünün geleceği nasıl olacak?
Yakın gelecekte şu anki durumdan pek farklı olabileceğini düşünmüyorum. Ama uzun vadede, çevirmenlerin lehine bir takım gelişmeler olabilir.
10) Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
9 Nisan 1990’da Kadıköy’de doğdum. Özel İstanbul Alman Lisesi mezunuyum. İstanbul Üniversitesi Almanca Mütercim-Tercümanlık bölümünde ve Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde 4. Sınıf öğrencisiyim. Mainz Johannes Gutenbergerg Üniversitesi-FTSK Germersheim’da bir dönem Erasmus öğrencisi olarak bulundum. Şu anda Helsinki Citizens’ Assembly de Mültecileri Savunma ve Destekleme Programında gönüllü olarak çalışıyorum. Çevirmenliği hiçbir zaman hayatımdan çıkarmayı düşünmüyorum.

Özge Acar

Tags: