Ödüllü genç çevirmen Oluş Büyükağaoğlu ile röportajımız

Ödüllü genç çevirmen Oluş Büyükağaoğlu ile röportajımız

  • 19 Mayıs 2013 tarihinde, tarafından yazılmıştır.

1- Çeviri alanındaki akademik eğitimi yeterli buluyor musunuz? Ya da daha iyi olması için görüş ve önerileriniz nedir?
Mevcut bilgilerim dahilinde söyleyebileceğim, bu alandaki eğitimin öncelikle bütünsel anlamda sıkıntı yaşaması gibi bir durumdan bahsedilebileceğidir. Örneğin, ilköğretimden lise düzeyine hem yabancı dilde hem de anadilde mevcut olan dil eğitimi eksiklikleri üniversite aşamasında kendisini hissettiriyor. Kaynak dil ve erek dil edinçlerine tam olarak sahip olamamak çeviri edincinin kazanılmasına da ket vuruyor. Farklı seviyelerde öğrenciler bulunması üniversiteleri farklı müfredatlar uygulamak zorunda bırakıyor ve her yerde standartlaştırılmış bir eğitim verilmesi pek mümkün olamıyor. Bunun dışında, bir de alanın bilimsel anlamda hala yeni olmasından ötürü gelen birtakım sorunlardan bahsedilebilir. Söz gelimi, akademisyen yetersizlikleri/açıkları ve dolayısıyla çeviri eğitimine dair programların ve derslerin nitelik yönünden barındırdığı eksiklikler sayılabilir. Ek olarak, çeviri alanı bilinci de bu bağlamda yeterince içselleşememiş gibi. Misal, çeviribilime bazen mesafeli yaklaşıldığı gözlemlenebiliyor. Kimisi tamamen uygulamaya odaklanıyor, kimisi de çevirinin bilim olmasını gereksiz görüyor. Çünkü çeviri olguları zaten ortada deniliyor. Fakat ortada olanı nasıl net bir şekilde göreceğiz? Ayrıca, uygulamayla kuram iç içedir. Uygulamaya yoğunlaşılsa dahi alanın özerkliği, çevirmenin kimliğini kazanması ve haklarını elde etmesi gibi unsurlarla doğrudan ilişkisi sebebiyle çeviribilimin önemi daha iyi anlaşılmalıdır. Alanda yapılan incelemeler günümüzde yaşadığımız olumlu gelişmelere kapı aralamıştır. Söz konusu çeviri olguları da incelenirken bilimsellik ve nesnellik amaçlanıyorsa, kuramlara gerek duyulacaktır. Çeviribilim bu olgulara ilişkin bulgularını derleyip toparlayarak bize yol gösterecektir. Aksi takdirde, çeviri hakkında öğrendiklerimiz sadece belli başlı kişilerin şahsi deneyimleri ve öznel görüşleriyle sınırlı kalacaktır.
2- Çeviride uzmanlık alanı önemli midir yoksa bir çevirmen her alanda mı uzman olmalıdır?
Bir çevirmenin her alanda uzman olabileceğini zannetmiyorum. Bu nedenle belli bir alana ait metin türünde deneyim kazanmakta fayda var. Evet, uzmanlığın önem teşkil ettiğini ifade edebiliriz. Ben de üniversitemizin müktesebatın bir faslının çevirisini üstlenmesi sayesinde AB metinleri çevirilerinde bir yıllık bir birikime sahip oldum. Bu da bana yarar sağladı. Tabi, mevcut çeviri piyasasında çevirmenin hep kendi istediği türde çeviri yapma şansı elde etmesi çoğunlukla mümkün olmuyor. Pek bilgi sahibi olmadığımız çok çeşitli konularda çeviriler yapmak zorunda kalabiliriz. Fakat böyle durumlarda bilinçli bir çevirmen metne nasıl yaklaşacağını bilir. Mesela, Avrupa Birliği’nin oluşturduğu EN15038 çeviri standardında çeviri edincine sahip olmanın, yani sizin deyiminizle çeviri düsturunu almanın koşullarından biri de “araştırma edinci”’ne sahip olmak.
3- Çeviride birebir çeviri mi yoksa yorumlu çeviriyi mi tercih edersiniz?
Bu bir tercih meselesi mi? Açıkçası, birebir çeviri diye bir şey olmadığını düşünüyorum. Çağdaş çeviribilimcilerin görüşlerinin bu doğrultuda olduğu söylenebilir. Söz gelimi Toury, kaynak metinle erek metin arasındaki eşdeğerlik ilişkisini tanımlamak için ‘yeterlik’ ve ‘kabul edilebilirlik’ terimlerini kullanır. Ancak, bire bir çeviriye işaret eden yeterli çeviri, ulaşılması imkansız olan bir ideal olarak ifade edilir. Çünkü, kaynak metindeki öğeleri olduğu gibi erek metinde oluşturmaya çalışan çevirmenin bir yerden kazanırken, bir yerden kaybetmesi kaçınılmaz olacaktır. Çevirmen, alıcısına göre metnin hangi özelliklerinin daha önemli olduğuna karar verip yolunu çizebilir. Örneğin, çok genel olarak konuşursak, teknik bir metinde beklenti içeriğin doğru ve akıcı bir biçimde iletilmesi yönünde olacağından, kullanılan dilsel yapılar açısından erek dilin normlarını zorlamayacak biçimde “kabul edilebilir” tercihler kullanılır, ve içerikle iletişim “yeterli” olarak temin edilmiş olur. Ayrıca, çeviri bir yeniden yaratım içeren bir süreçtir. Lefevere çeviriyi ‘yeniden yazma’ olarak tanımlar. Yaratım süreci yorum gerektirir. Aslında her çevirinin zaten bir yorum olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle çok farklı çevirilerle karşılayabiliyoruz. Elbette bu çevirmenin yazar veya yarı yazar olduğu anlamına gelmiyor. Metinde karşılaşılan sorunlara nelerin üzerinde durularak nasıl çözüm bulunacağı yaratıcılık gerektirebilecek noktalar olarak ifade edilebilir. Öte yandan, bir dil içi çeviri düşündüğümüzde, o metni de farklı sözcükler kullanarak yeniden yazarken farklı bir yorum getirmiş oluyoruz ve bu bizi metnin yazarı yapmıyor.
4- Bu başarınızın ne kadarı yetenek ne kadarı eğitim? Çevirmenin kendini geliştirmesi için neler yapması gerekir?
Dile ve dolayısıyla çeviriye ilgim, ilintili konuları daha kolay algılamaya meyilli olmak yetenek kısmını oluşturabilir sanırım. Bu vergiyle neyse ki gayet sağlıklı da bir dil eğitiminden geçerek üniversiteye geldim. Çeviri eğitimimin önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü, iletişime dayanan bu disiplinler arası ve kültürel uğraşa dair edinmem gereken farkındalıkları daha kolay kazanmamı sağladı. Öteki türlü ben bir hayli debelenirdim kanaatimce. Daha yetenekli insanlar elbette işin içine girdiklerinde ihtiyaçları göz önünde bulundurarak birtakım şeyleri kendileri de çözebilirler ve iyi birer çevirmen olabilirler. Buna karşın, yine de eğitim almadan veya bir şeyler okumadan çevirinin çok çeşitli yönlerine dair bazı bilgilerden mahrum kalınabilir düşüncesindeyim. Çevirmenin kendini geliştirmesi noktasında da ilk akla gelenler kaynak dili anlama yetisinin arttırılması, erek dilde ifade gücünün geliştirilmesi yönünde çaba göstermek ve özellikle çeviri yapılan alanda güncel gelişmelerin takip edilmesi gibi unsurlar olabilir. Örneğin, AB metinlerinin terminolojisinde sık sık değişiklikler yaşanabiliyor. ‘Üye Devlet’ teriminin ‘üye devlet’ şeklinde yazılması kararı verilebiliyor. Daha önceden ‘tadil etmek’ olarak karşılanan ‘amend’ fiili ‘değiştirmek’ olarak kullanılmaya başlanabiliyor.
5- Bu ödülün mesleğinize katkısının ne olacağını düşünüyorsunuz?
Bir meslek standardının, özellikle de bir çeviri sınavının konuşulduğu günlerdeyiz. Bu ödülün halihazırda, çeviri yapabildiğimi teyit eden bir belge niteliğinde olduğu kanaatindeyim. Dolayısıyla henüz başında olduğum mesleki kariyerim açısından bana son derece olumlu bir katkı sağlayacağına inanıyorum.
6- Çeviri sektörü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sektörde şu anda birçok çeviri bürosu ve serbest çevirmen var. En büyük sorun ezelden beri denetimsizlik ve bilinçsizlik sanırım. Çeviri kalitelerinin düşük olması ve herkesin kendince ücretlendirmelere gitmesi gibi sorunlardan bahsedebiliyoruz. Günümüzde bir meslek standardı oluşturulması ve alan bilincinin artmaya başlaması gibi olumlu gelişmeler yaşıyoruz. Bu tür aksaklıklar devam etse de zamanla taşlar yerine oturacak gibi. Bir ayağı akademide olan çeviri bürolarının çıtayı yükselttiği açıkça görülüyor. Dakikada kaç kelime yazıldığına önem veren çeviri bürolarıysa çevirmeni robot zannediyor ve çeviri süreci hakkında pek bir fikirleri yok. İdeal olarak bu işi icra edenlerin yanı sıra müşterilerin/işverenlerin de bilinçlenmesini arzu ederim. Böylece hata barındırma ihtimali düşük olacak bir çeviri için makul bir süre ayrılması gerektiği anlayışıyla hareket edebilirler.
7-Çeviri yaparken nelere dikkat ediyorsunuz?
Elime geçen metni çözümleme amacıyla ilk olarak okurum. Konusu/alanı hakkında bilgilenmek için araştırma yaparım. Anlamak en önemli noktadır sanırım. Yoksa çevirmek pek mümkün olmaz. Daha sonra terminolojisini çıkarmaya çalışırım. Varsa, erişebilirsem aynı veya benzer metin türlerinde daha önceden yapılmış çevirileri incelerim. Aldığım çeviri projesinde benden beklenilen nedir? Kime çeviri yapıyorum?’ Bu gibi unsurları göz önünde bulundurmaya gayret ederim. Bu bağlamda nasıl bir üslup kullanmam gerektiğini tartarım. Yine AB metinlerinden bir örnek: ‘provide peace’ gibi bir ifadeyi ‘barışı sağlamak’ şeklinde çevirmekten ziyade ‘barışı tesis etmek’ biçiminde ifade etmek daha uygun olmaktadır. Bunun yanı sıra, anlaşılır, doğal ve akıcı bir Türkçe kullanılması beklenir. Fakat, hukuki kısımlarda cümleler uzun olsa dahi bölünmesi istenmez. Ayrıca, kime çeviri yapıyoruz demiştik. ‘amend’ fiilini AB Bakanlığı için ‘değiştirmek’ şeklinde karşıladığımızı hatırlayalım. Ancak, başka bir bakanlık yine ‘tadil etmek’ karşılığını görmek isteyebiliyor.
8-Yorumlarınız:
Röportaj yapmaya değer bulduğunuz için tekrar çok teşekkür ediyorum. Öyle veya böyle henüz işin başında biri olarak kendimce düşüncelerimi ifade etmeye çalıştım. Umarım tatmin edici olmuştur.

Pin It on Pinterest

Share This