Ünlü çevirmenler her zaman doğru mu çeviriyor?

Ünlü çevirmenler her zaman doğru mu çeviriyor?

Aşağıda bir İngilizce klasiğinden alınmış kısa bir bölüm var. Arkasında da iki çevirisi. Çevirilerden biri bana, diğeri ünlü birine ait. Vaktiniz varsa, iş yapmamak için bahane arıyorsanız, iki çeviriye de bir göz atmanızı rica edeceğim. Hangisinin ünlü şahsa ait olduğuna bakmadan, sadece metin bazında değerlendirin. Bakalım neler çıkacak.
*
THE BOY WITH FAIR HAIR lowered himself down the last few feet of rock and began to pick his way toward the lagoon. Though he had taken off his school sweater and trailed it now from one hand, his grey shirt stuck to him and his hair was plastered to his forehead. All round him the long scar smashed into the jungle was a bath of heat. He was clambering heavily among the creepers and broken trunks when a bird, a vision of red and yellow, flashed upwards with a witch-like cry; and this cry was echoed by another.
“Hi!” it said. “Wait a minute!”
The undergrowth at the side of the scar was shaken and a multitude of raindrops fell pattering.
“Wait a minute,” the voice said. “I got caught up.”
The fair boy stopped and jerked his stockings with an automatic gesture that made the jungle seem for a moment like the Home Counties.
The voice spoke again.
“I can’t hardly move with all these creeper things.”
*
Sarı saçlı çocuk, kayanın ucundan kendini aşağı sarkıttı ve lagüne doğru yavaş yavaş yürümeye başladı. Çıkardığı okul süveterini bir ucundan tutmuş yerde sürüyordu. Gri gömleği vücuduna, saçları da alnına yapışmıştı. Etrafını saran ve ormanın ortasında açılmış uzun bir yarayı andıran alan sıcaktan tütüyordu. Sarmaşıklar ve kırılmış ağaç gövdeleri arasından güçlükle tırmanırken kırmızı ve sarı bir hayali andıran bir kuş, cadı çığlığı gibi bir ses çıkararak hızla yükseldi; bu çığlığı başka bir ses izledi.
“Hey” dedi ses. “Bekle bir dakika!”
Yaranın kenarındaki çalılıklar sarsıldı ve yağmur damlaları pıtır pıtır yere düştü.
“Bir dakika bekle” dedi ses. “Burada takılıp kaldım.”
Sarışın çocuk durdu ve otomatik bir hareketle çoraplarını yukarı çekti. Bu hareketle orman bir an için Londra’yı çevreleyen şehirlerden birine benzedi.
Ses tekrar konuştu.
“Bu sarmaşıklar yüzünden kıpırdayamıyorum bile.”
*
Sarı saçlı çocuk, kayadan indi, lagüne doğru yöneldi. Okul üniformasının ceketini çıkarmıştı. Elinde tuttuğu ceketin ucu yerlerde sürünüyordu. Ter içindeydi; kurşuni gömleği gövdesine, saçları alnına yapışmıştı. Vahşi ormanda açılan uzun yaranın izi sıcakta buğulanıyordu sanki. Sürüngen bitkilerle kırılmış ağaç gövdeleri arasında ağır ağır tırmanırken, bir kuş – kırmızılı sarılı hayalimsi bir kuş – cadılar gibi bir çığlık atıp gökyüzüye doğru ışıl ışıl süzüldü. Başka bir ses yankıladı bu çığlığı.
“Hey!” dedi ses, “bekle bir dakika.”
Vahşi ormanda açılan yaranın kenarındaki bitkiler sarsıldı, bir yığın yağmur damlası pıtır pıtır yere döküldü.
Sarışın çocuk durdu, farkına varmadan çoraplarını dizlerine doğru çekti. Bu hareketle birlikte, bir an için, bir İngiliz kasabasına döndü vahşi orman.
Ses gene konuştu:
“Bu sürüngen bitkiler yüzünden kıpırdayamıyorum neredeyse.”

Gökhan Sezgi’nin ÇeviriBlog sosyal medya paylaşımıdır.

There are 1 comments for this article
  1. Kremis at 19:13

    Gökberk Çapraz Bu konuya ben de değinmek istemiştim Gökhan Bey, siz daha erken davranmışsınız. Ünlü kişinin -ki birçok insan tarafından İngiliz Edebiyatı duayeni, üstadı olarak anılırdı- çevirisinin orijinal metindeki üslubu yansıtmaktan çok uzak olduğunu düşünüyorum. Ben kitabı İngilizce’sinden okumuştum, Türkçe çeviriye çok sonra erişebilmiştim. Ama ilk sayfalardan itibaren bir gariplik olduğunu sezip, İngilizce metinle karşılaştırınca şaşırmıştım.
    Öte yandan bu paylaşımın tepki çekeceğini düşünüyorum zira çevirmenler arasında da bazı insanlar yapılan çevirinin niteliğini çeviriyi yapan kişinin adına göre değerlendiriyor. Örneğin bu ünlü kişinin çevirisini acemi bir çevirmen yapsaydı alacağı tepkiler çok farklı olurdu. Fakat bu kişi yapınca nedense kimsenin sesi çıkmıyor, üstüne korumaya, kollamaya çalışılıyor.

    Gökhan Sezgi Ben çeviri macerama Murat Belge’yi lisedeyken eleştirmekle başladığım için, böyle şeylerden pek çekinmem. Edebiyat da okumadığımdan öyle çeviri “tanrılarım” yoktur. Sadece bazı bariz hatalara dikkat çekmek istedim. Biri var ki inanılmaz. Çevirmen mi hatalı, editör mü anlamadım.

    Gökberk Çapraz Bir süre önce ben de Fransızca’dan uzun yıllardır çeviri yapan, çok ünlü birinin yaptığı bir çeviriye rastlamıştım. Orijinaliyle karşılaştırdığımda çok sinirlendiğimi hatırlıyorum. Kedigil sözcüğünü aslan diye çeviriyor, etobur ile leşçili birbirine karşıştırıyor ve anlayamadığı cümleyi kendi kafasına göre uyduruyordu. Ve bu gibi hatalar ilk sayfadan başlayarak kitabın geneline yayılmıştı, dahası çeviri metnin Türkçe’si okunamayacak düzeyde berbattı. Kısa sürede aceleyle çevrilmiş izlenimi uyandırıyordu. Kitaba verilen paraya acımıştım, pahalı bir kitaptı çünkü. Sonra bu çeviriyi yapan kişinin birçok insan tarafından “büyük üstat, hoca” olarak bellendiğini görünce hayrete düşmüştüm.
    Bence çeviri o çeviriyi yapan kişinin kimliğinden bağımsız olarak eleştirilebilmeli. İsterse yetmiş senelik çevirmen olsun, eğer yaptığı iş hatalı ve kalitesizse bu eleştirilir.
    Melisa MelisaFilm Sürüngen bitki denmesi yerine, sarmaşık denmesi daha hoş- sırf bu nedenle dahi sarmaşık yazılmış çeviri hangisiyle onu okur diğerine bakmam bile:))
    Cem Duran Mina Urgan çevirisi olduğunu internetten anladım, ama hangisi bilmiyorum. Tahmin edeyim, ikincisi onun çevirisi. Birinci çeviride de eleştirilebilecek ayrıntılar var ama ikincisindekiler daha ciddi, çeviri anlayışı hataları.

    Gökhan Sezgi Çevirilerin kime ait olduğunu belirtmemeniz, değerlendirmede önemli bir ölçtüt. Bunu en sona saklarsanız sevinirim.
    Cem Duran Türkiye’deki çevirilerin %90’ı çöp. Hele bilim kitaplarında “a eşittir b” seviyesinde cümlelerin “a eşit değildir b” şeklinde çevrildiğine de bol bol şahit oldum. Türkiye’de bilime olan ilgisizliğin nedenlerinden biri de çevirmenler ve editörlerdir.

    Cem Duran Attila József’in “yedinci” diye bir şiiri var. İlk kıtası şöyle:

    If you set out in this world,
    better be born seven times.
    Once, in a house on fire,
    once, in a freezing flood,
    once, in a wild madhouse,
    once, in a field of ripe wheat,
    once, in an empty cloister,
    and once among pigs in sty.
    Six babes crying, not enough:
    you yourself must be the seventh.

    Özdemir İnce’nin çevirisi şöyle:
    Şu dünyada düşeceksen yollara,
    İyisi mi yedi kez doğmaya bak.
    Bir kez, yangın çıkan bir evde doğ,
    bir kez, buzdan soğuk sellerde,
    bir kez, azgın deliler arasında,
    bir kez, olgun buğday tarlasında,
    bir kez de kimsesiz bir manastırda.
    Bir ağızdan ağlayan altı bebek,yetmez:
    Sen kendin yedinci olmaya bak.

    Şair “once once” diye diye altı ayrı doğumdan bahsediyor, sonra da altı bebek yetmez diyor. İnce ise “and once among pigs in sty.” dizesini atmış. E bebekler altı değil beş oldu o zaman. Herhalde daha bunu bile anlamadan çevirmiş şiiri. Yorumu size bırakıyorum.
    Cem Duran Bu arada şiirin aslı Macarca. Şiirin çevirisi çevrilir mi, o sorunsalı zaten geçtik en baştan.

    Gökhan Sezgi Bunları yayınlayan editörler ne yapıyor bu arada, onu merak ediyorum.
    Cem Duran Ben işin hasbelkader içinde olan biri olarak söyleyeyim, editörlerin büyük kısmı karşılaştırmalı okumuyor. Ya sırf çeviriyi okuyorlar, ya da küçük bir kısmını karşılaştırıyorlar. Tam bir harala gürele ortamı. Birkaç yayınevi dışında durum bu.

    Bahar Ay Okul üniforması, “Bir” kuşun cadıLAR gibi çığlık atması, vahşi ormanda açılan yara ve sürüngen bitkiler gibi kullanımların yerine birinci çeviride tercih edilen kullanımların daha sağlıklı oluğunu düşünüyorum. Çevirmen bence kaynak odaklı olmanın ötesinde anlam kargaşı da yaratıyor. “Vahşi ormanda açılan uzun yaranın izi sıcakta buğulanıyordu sanki” çevirisinin okuyucuya bir şey ifade edebildiğini yada kaynak okuyucu ile aynı şeyi düşündürtebildiğini düşünmüyorum. Edebi metinlerin erek odaklı çevirisinden yana biri olarak bence birinci çeviri daha başarılı.
    Cem Duran Kaynağa da sadık değil ki.

    Bir de şunu ekleyim: Eğer bir kitabın çevirisini hızlıca değerlendirmek istiyorsanız birinci sayfadan başlamayın. Dörtte üçünden bir yer açın. Çünkü başları en özenli çevrilen kısımlardır. Sonlara doğru anlaşılır işi sallayıp sallamadığı.

Bir Cevap Yazın