Biz ne yaptık böyle?

Biz ne yaptık böyle?

  • 06 Mayıs 2014 tarihinde, tarafından yazılmıştır.

TÜÇEB-İZÇEV-EGEÇEV: Bir “başarı” hikayesi
Üç farklı üniversite gezip, sonunda Ege Üniversitesi Mütercim Tercümanlık bölümünden mezun oluyorum. Dört senedir profesyonel öğrenciyim. Bir son sınıf öğrencisi olarak geri dönüp baktığımda ne kadar çok şey öğrenmişim öyle diyorum. Hiçbir zaman sınıf birincisi olamasam da her zaman farklı bir öğrenciydim. Gece yatmadan önce bazen düşünürüm son zamanlarda ne öğrendim diye, her zaman bir şeyler öğrenmişim daha hiç boş geçmedim. Sadece akademik bilginin değil hayata dair her şeyi öğrenmenin güzelliğini bana öğreten kişi ise sevgili hocam İsmail ERTON…
Atılım Üniversitesi’nde başladı benim Mütercim Tercümanlık macerası. 2010-11 akademik yılıydı, tam da o sıralarda çeviribilim öğrencilerine bir şey oldu, bir fikir ortaya çıkmış birlik olmaktan bahsediyorlardı. Nedir, ne değildir derken birden biz de varız dedik. İstanbul’da, Ankara’da çeviribilim öğrencileri birbirleriyle daha sıkı bağlar kurmaya başlamıştı ve biranda iş o kadar büyüdü ki artık Marmara Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi oldu. Birbirimize o kadar sıkı bağlandık ki duyan herkes hayret ediyordu.
Bu birliğin en büyük amaçlarından bir tanesi; çeviribilim öğrencilerini bir araya getirip, biz de varız demek. Henüz öğrenci olsak bile bizim de bir sesimiz var, bizi de dinleyin demek için ulusal çeviribilim öğrenci çalıştayları düzenleme kararı alındı. İlk çalıştay Hacettepe Üniversitesi’nde gerçekleştikten sonra herkes “biz bunu neden daha önce yapmadık!” diye düşündü. Halbuki birlik olmaya, bilgi paylaşmaya, hatta kendi sesimizi duyurmaya ne kadar da çok ihtiyacımız varmış.
Etkinliklerin ardı arkası gelmeye başladı. Çeviribilim eğitimi alanlar bilirler, bölüm müfredatı biraz yoğundur. Kuram, uygulama arasında gidip gelirken çalışma hayatına yönelik pek fazla tecrübe edinilemiyor. Tabi doğal olarak öğrenci mezun olduktan sonra çalışma hayatındaki sorunlarla başa çıkamıyor. Sonra biz dedik ki; madem akademik eğitimde biz bu tecrübeleri kazanamıyoruz, o zaman tecrübelerini bizlerle paylaşacak kişilerle iletişime geçelim. Çeviribilim’in en kıdemlileri, sektörün önde gelen temsilcileri derken her bölge içerisinde birçok etkinlik yapılmaya başlandı.
Yalnız yaptığımız işte bir gariplik de yok değildi. Mesela bazı bölgelerden hiç katılımcı olmuyordu, o bölgelere erişemiyorduk. İlk çalıştaya İzmir’den gelen tek takılımcı Aydanur’du. Dört farklı üniversitede mütercim tercümanlık bölümü olan koca şehirden tek katılımcı… İzmir’in hikayesi de böyle başladı işte. Ege Üniversitesi’ne geldiğimde, Aydanur AKKURT ile düşündüğümüz tek şey; İzmir’i kazanmak oldu.
Birlik olmanın güzelliklerini gördükten, kendimizin düzenlediği etkinliklerin heyecanını yaşadıktan sonra İzmir’i kazanmak için tam anlamıyla elimizi kocaman bir taşın altına koyduk. Bu heyecanı buradaki arkadaşlarla paylaşmak, onları da bu birliğe dahil etmek için inanılmaz bir çaba içine girdik.
İlk olarak Ege Üniversitesi Çeviri Topluluğu’nu canlandırarak başladık bu işe. Daha ilk toplantımızda, o ana kadar birbirini tanımayan 50-60 kişilik bir takım oluştu. Neredeyse iki haftada bir okulumuzda ya bir sektör temsilcisini ya da kıdemli bir akademisyeni misafir ediyorduk. İzmir’de EGEÇEV ile başlayan bu akıma daha sonra diğer üniversiteleri de dahil etmek adına İzmir Çeviri Öğrencileri Platformu’nu kurduk. Ege, Yaşar ve İzmir Ekonomi Üniversiteleri’nin çeviri topluluklarının dahil olduğu bu platforma herkes ortaktı. Her topluluğun yapacağı etkinliklere İZÇEV’i de dahil etme fikrini ortaya koyarak; birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için dedik. TÜÇEB ile aynı amaçları hedefleyen fakat sadece İzmir’deki üniversiteleri kapsayan bir birlik olarak, İZÇEV, kurulduğu 2013 senesinden bu yana herkese örnek olması gereken bir dayanışma gösterdi. İZÇEV’e üye toplulukların hepsi aynı amacı hedeflediği için bu kadar başarılı olduğunu düşünüyorum. Tabi ki aramızda ki hoşgörü ve sorumluluklarımızın bilincinde olmamız bütün her şeyin temelini oluşturuyordu.
Bu bölgedeki mütercim tercümanlık bölümlerini kazandıktan sonra artık ulusal bir etkinlik düzenleyip, İzmir’i tüm Türkiye’de bulunan çeviribilim gelişmelerine ortak etmenin zamanı gelmişti. Bunun için en iyi fırsat, TÜÇEB 3. ULUSAL ÇEVİRİBİLİM ÖĞRENCİ ÇALIŞTAYI olacaktı. Her topluluğun ev sahipliğini yapmak istediği bu büyük etkinlik için birçok gönüllü vardı. Hem artık sıra İzmir’e gelmişti, hem de biz buna fazlasıyla hazırdık, fazlasıyla istekliydik. İZÇEV yönetimi ile birlikte hemen bir beyin fırtınası yapıp, en iyi planımızı projelendirdik ve TÜÇEB üyelerine sunduk. Yapmak istediğimiz o kadar çok şey vardı ki açıkçası bazen hangisini seçeceğimiz konusunda çokça çalışmamız gerekti. 2013 Eylül’ünden bu yana tam 8 aydır bunun için çalışıyor, bunu hayal ediyorduk.
İlk olarak, çalıştayın başlığına karar verilmeliydi; en büyük kitleye hitap edip, en çok bildiri özetinin gelmesini sağlamalıydık. Hem kuramsal arka planın sağlanması hem de yanlış bir şeyler yapmamak için sık sık akademisyenlerimize danıştık. Akademik çerçeveyi belirledikten sonra artık tamamen uygulamaya dönük çalışmalarımız başladı, hatta tam anlamıyla artık sahaya çıkmıştık.
Tabi bu işin bir de maddi boyutu var hele ki yapmak istediklerimizi düşündükçe. Bu konuda çok şanslıydık çünkü iki kişiyle görüştük ve ikisinden de destek aldık. Sayın Özay KORA bize çok önemli bir bağışta bulundu ve Das Akademi de sponsor olmayı kabul etti. Böylece iki farklı bütçemiz oluştu. İlk bütçemizi tamamen etkinliğin giderlerine ayırdık ve diğer bütçemizi ise konuşmacılarımızın öğrenci olduklarını, aynı zamanda burada bizlerin misafiri olacağını düşünerek tamamen konuşmacıların ihtiyaçları ve ulaşım giderlerine ayırdık.
Bu sırada afişlerimiz basıldı, önde gelen sektör temsilcilerine ve her üniversiteye ayrı ayrı gönderilecek etkinlik davetiyeleri hazırlandı. Elimizdeki bütçe ile her bölüme, ulaşabildiğimiz her çeviri bürosuna davetiyelerimizi gönderdik. Bazılarını ise birinci ağızdan davet etme şansımız oldu.
Artık bildiri özetlerini bekleme sürecine girmiştik. İki ay süren bu sürecin son gününe kadar sadece dört kişi sunum yapmak istemişti. Tam endişelenmeye başlayıp nasıl telafi edeceğiz diye düşünmeye başlamışken, son gün bir anda mail bombardımanına tutulduk. 20 kişi birden son günde başvuru yaparak, bildiri özetlerini gönderdi. Her ne kadar herkese şans vermek, herkesi dinlemek istesek de hem program hem de zaman sorunundan dolayı aralarından bazılarını seçmek zorundaydık. Yaptığımız ilk programa göre ortalama 6 tane bildiri kabul etmeyi düşünürken, bütün imkanlarımızı zorlayarak 11 tane bildiri seçtik.

O zamanlarda bir de ÇEVİRİBLOG ÖDÜLLÜ ÇEVİRİ YARIŞMASI’nın ikincisi düzenlenecekti. Senem KOBYA ile birlikte çalışıp kaynak metinleri belirledik. Gelen çevirileri uygun formatta düzenleyip, yarışma için özel olarak açılan internet sitesinde yayınladık. Kazananların oylama ile belirlendiği yarışmanın ödül töreninin ise çalıştayın hemen ardından yapılmasına karar verdik. Böylece hem çalıştayı daha cazip hale getirip katılımı arttırabilecektik hem de bir seferde iki farklı çok özel etkinliği düzenleyecektik. Bu aşamada Nadir Hediye bizim için Çeviri Oscar’larını hazırladı. Dr. Elif ERTAN anısına, kitaplar dağıtıldı, NGN ile Mirora çeviri büroları ise desteklerini hiç esirgemediler.
Verimliliği ne kadar yüksek olursa olsun eğer organizasyon eksikliği olursa herkesi rahatsız edeceğini düşünerek, organizasyon takımı ile düzenli olarak toplantılar yapmaya başladık. Konuşmacıların ve katılımcıların konaklama, yemek, ulaşım gibi her türlü ihtiyaçlarını düşünerek çeşitli takımlar oluşturduk. Örneğin, her bölgeden gelen katılımcıların bilgi karmaşası yaşamaması için her bölge için en az iki temsilci belirledik, havalimanı ve otogardan gelirken yabancı bir şehirde kendilerini yalnız hissetmemeleri için karşılama takımı oluşturduk, etkinlik süresince konferans salonunun tertip ve düzeni için ayrı bir takımımız vardı. Yalnız, görevli arkadaşlarımızın görev alanları kısıtlı değildi. Yani herkes ihtiyaç duyulan yerde hangi iş varsa onu yapıyordu. Şimdi sen neresindeydin diye soracaksınız bana… Ben de herkes gibi bir genel koordinatördüm, bir çaycıydım, bir dinleyiciydim, kısacası nerede yapılacak bir iş varsa hep birlikte oradaydık!
Oturum aralarında içilecek çayın kahvenin, hatta kullanılacak çay kaşığının, hatta ve hatta şekerin ayarlanması ikram edilecek kuru pastanın, ıslak mendilin, öğlen yemeğinin, etkinlik sonrası herkesin birbiriyle daha rahat sohbet edip daha yakından tanıması için düzenlenen eğlence programının, sertifikaların hazırlanması, kişilere ayrı ayrı takdim edilmesi, hediye edilecek kitapların sıralanması, için kocaman bir ekip çalıştı! Bunu biz başardık!
Bu zamana kadar yapılmış bütün ulusal etkinliklere katılmış birisi olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum ki biz gerçekten inanılmaz bir etkinlik düzenledik. Çok istekliydik, çok çalıştık ama açıkçası çok da şanslıydık. Hava durumu raporlarında sağanak yağışlı olarak gösterilen gün boyunca tek bir damla yağmur bile düşmedi. Her şey olması gerekenden çok daha iyiydi. Belki de bu kadar çok çalışmamızın, bu kadar çok istememizin bir karşılığıdır bilemiyorum…
Bundan sonra artık çeviri öğrencisi değilim ama bu alanın her zaman bir parçası olmaya devam edeceğim. Kişisel tecrübelerimi, anılarımı ve her türlü imkanımı çeviri öğrencileriyle paylaşmaya her zaman hazırım.
Çeviribilim öğrencilerinin bir araya gelerek ortaya koyduğu bu ruhun uzun yıllar boyu katlanarak devam etmesi dileğiyle.
Biz hep birlikteyken çok güzeliz!

Aziz Eralp KURU

Pin It on Pinterest

Share This