AB Genç Çevirmenler Yarışması Üçüncüsü Desire Eylül Cannon ile Söyleştik

AB Genç Çevirmenler Yarışması Üçüncüsü Desire Eylül Cannon ile Söyleştik

AB Genç Çevirmenler Yarışması’nda İngilizce dilinde üçüncü olan Desire Eylül Cannon ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Yaşar Üniversitesi’nde öğrenim gören Cannon’a samimiyeti için teşekkür ederiz.

1- Çeviri alanındaki akademik eğitimi yeterli buluyor musunuz? Ya da daha iyi olması için görüş ve önerileriniz nedir?

Çeviri alanındaki akademik eğitimi eleştirebilecek düzeyde olduğumu söyleyememekle birlikte bazı sorunların üniversite öncesindeki eğitime dayandığını düşünüyorum. Okuma alışkanlığının lise öğrencilerinde yok edilmesi ya da o zamana kadar aşılanmamış olan bu alışkanlığın kazandırılması için girişimlerde bulunulmaması, bu eleştiriyi lise öğretmenlerine yönelttiğinizde müfredatın ve  üniversiteye giriş için sınav sisteminin öğrencileri bu doğrultuda, robotik bir şekilde hazırlamaya ittiği karşı savı ile karşılaşılması bu sorunun temelinde yatan sebepler olabilir. Uzaktan bakıldığında herkes haklı ama elbette bir çözüm yolu vardır. Üniversitedeki eğitime gelince.. Çeviribilim ya da Mütercim Tercümanlık, adını ne koyarsanız koyun, içeriğinde çalışılan dil çiftlerinde üst düzey hakimiyet barındırır. Fakat bu altyapıya sahip olmayan öğrenci topluluklarının hiçbir elemeye veya yetkin bir ön eğitime tabi tutulmadan doğrudan bölümün teorik dersleriyle karşılaşması da mezun kalitesini etkileyebilecek bir ölçüttür diye düşünüyorum. Hazırlık sınıflarında verilen dil eğitimi bir kıstas olmamalı, ya da 100 üzerinde 60 değil de 70 alanı bölüme geçirelim denmemeli, daha derinlemesine bir değerlendirmeden geçirilerek öğrenci kabul edilmeli diye düşünüyorum. Böylelikle bölümümüzün farkının toplumumuzca da daha rahat anlaşılabileceğine inanıyorum. Tıpkı yetenek sınavlarıyla öğrenci kabul eden diğer bölümler gibi…

Simultane çeviri dersini alacak öğrencileri belirlerken bir yetenek sınavı sonrasında ve de öğrencinin ardıl çeviri dersindeki başarısını da göz önünde tutarak değerlendirme yapan okulların stratejilerini doğru buluyorum.
Çeviri eğitiminde teorik bilgiyi öğrenciye verdikten sonra uygulamayı da bu teorik bilgi doğrultusunda, sıcağı sıcağına yaptırmayı seçmek daha verimli sonuçlar üretebilir.Atölye tadında dersler…
2- Çeviride uzmanlık alanı önemli midir yoksa bir çevirmen her alanda mı uzman olmalıdır?
Çevirmen elbette bir diğer meslek sahibinden daha geniş bir genel kültüre sahip olmalıdır, çünkü kültürler arası bir köprü görevi görecekse kültürü oluşturan her alana hakim olması ideal olandır. Fakat herşeyi en iyi şekilde bilmek mümkün değildir. İnsanın, ister çevirmen olsun ister müzisyen olsun bazı konularda diğerlerine oranla daha bilgili ve daha deneyimli olması doğal olandır. Bu doğal hali de çeviri işlerinin paylaştırılmasında göz önünde bulundurmak yerinde olur. Belli bir alanda uzmanlaşmış çevirmen hem işi daha hızlı yapacaktır hem de kullandığı stratejiler ve kelime seçimleri bu alana yabancı olan birine göre daha yerinde olacaktır. İlişkinin her iki tarafını da memnun edecek bir sonuçtur bu. Kendimden örnek vermek gerekirse Hukuk fakültesinden mezun olmak üzere olan bir öğrenci olarak hukuk metinleri çevirisi en rahat ettiğim alanlardan biri olmuştur çünkü alan geleneklerine ve alan diline, bizim dilimizdeki yerleşik kurallara bu alanda daha çok hakimim.

3- Çeviride birebir çeviri mi yoksa yorumlu çeviriyi mi tercih edersiniz?
Çevirisi yapılan metnin türüne göre değişir. Bilimsel metinlerde sözcüğü sözcüğüne çeviri bizleri anlam hatalarına ve kritik sorunlara götürmeyecektir çünkü zaten bu tür metinlerde amaç bilginin doğrudan aktarımı olduğu için yan anlamlar, deyimler vs gibi unsurlara pek nadir rastlanır. Fakat anlam çevirisi ise yazınsal metinlerde ve bunlar içinde de en çok şiir çevirisinde olmazsa olmazdır. Sadece kelimelerin sözlüksel anlamlarıyla sınırlı kalmak sanatı öldürür. Çevirmenin yazın metni çevirisinde ikinci bir yaratıcı olduğu hatırlanmalıdır.
Kişisel yaklaşımımı özetlemek gerekirse; önüme gelen metnin türüne, amacına ve metni ulaştıracağım erek kitleye göre taktığım gözlükleri değiştirmek diyebilirim
4- Bu başarınızın ne kadarı yetenek ne kadarı eğitim? Çevirmenin kendini geliştirmesi için neler yapması gerekir?
Sadece üniversite eğitimim değil, küçüklüğümden beri dil öğrenimimde bazı şeyleri dürtüsel ya da sezgisel olarak yaptığımı gözlemlemişimdir hep. Üniversitede aldığım eğitim boyunca derslerde, yaptığım seçimlerin arkasında bilinçaltımda beni yönlendiren seslerin gerekçelerini kitaplardan okur gibi hissettim. Dolayısıyla bazı şeylerin doğuştan gelen bir yatkınlığın üzerine tuğlalar koyarak inşa edildiğine inananlardanım. Yazılı çeviri, dil çiftlerine olan hakimiyet arttıkça kalitesi artan bir alandır ve bu hakimiyet o kültürle daha fazla zaman geçirerek, belki o kültürün hakim olduğu ülkeleri gezerek, tarihini bilerek, günlük hayatını tanıyarak ve sonrasında kişisel yaşantınızda bu dili sürekli yaşatarak ( o dilde müzik dinleyerek, kitap okuyarak, gazete okuyarak, film izleyerek, cep telefonu ve bilgisayarınızın dil ayarlarını o dile çevirerek vs.) artırılabilir. Bir noktadan sonra yalnızca anadilinizde değil ikinci üçüncü dilinizde de düşünmeye başlarsınız, dikkatinizi çekiyorum, o dilde yazmak ya da konuşmak değil, o dilde düşünmek. Çünkü o dilde düşünebildiğiniz an o dili cebinize koymuşsunuzdur bence. Fakat sözlü çeviride kişisel yeteneğin payının biraz daha yüksek olduğunu düşünüyorum çünkü matematiksel işlemleme ve sözlü çeviride alımlama beynin aynı kısımlarında yapılıyor. Kendini geliştirme kavramının alanımızdaki yeri yadsınamaz, günde 5 dakikalık çalışmalarla hayal bile edilemeyecek noktalara varabiliyor insan. Önemli olan istikrarlı bir şekilde bu çalışmaları sürdürebilmek. Tıpkı koşuya ilk çıkışta her tarafımızın et kesmesi fakat 10 gün aynı şekilde bu tempoyu sürdürdüğümüzde kondisyonumuzun ne kadar artmış olduğunu görüşümüz gibi.
5- Bu ödülün mesleğinize katkısının ne olacağını düşünüyorsunuz?
Ülkemiz sıfatları, etiketleri çok seven ve bunlara göre tercihlerini yönlendiren bir ülke. Üstelik her sene binlerce kişi mezun oluyor. Doğal olarak bu mezunlar arasından öne çıkmamıza yardımcı olacak donanımlara ihtiyaç duyuyoruz. Bu bir çeşit “doğal seleksiyon”. “Güçlü olan hayatta kalır” mantığı Üzülerek söylüyorum ki belirli yerlerde yalnızca tanıdıklarınızın yakın ilişkilerinin yardımı işliyor. Benim böyle temas noktalarım yok. Bu yüzden özellikle devlet kurumlarında, kendi birimlerince hazırlanmış ve kendi tercihleri doğrultusunda kıstaslara bağlanmış sınavlarda, yarışmalarda, mülakatlarda başarılı olmak ileride bu makamlara başvurulmak istendiğinde büyük bir referans teşkil ediyor olacak. Ödülden ziyade bu yarışmaya çalışma sürecimin bende hukuk çevirisi alanında farklı bir pencere açmış olduğunu düşünüyorum. Bu deneyimimin de mezun olduktan sonra Hukuk ve Mütercim Tercümanlık bölümlerinden aldığım bilgileri harmanlayıp kullanabileceğim çeşitli AB kurumlarına başvuru sürecimde işime yarayacağı düşüncesindeyim. Dereceye giren öğrencilerin Brüksel’e, çeşitli AB kurumlarını ziyarete götürülmesinin de bu açıdan büyük katkısı olacaktır. Tahmin edersiniz ki, staj ve işe alım süreçlerini öğrenmek mezun olmak üzere olan tüm arkadaşlarımın birincil kaygısı.

6- Çeviri sektörü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sektör, çevirmenin emeğinin yeterince karşılık görmediği bir sektör. Özellikle yeni mezunlar için tam bir sömürü olabiliyor kimi zaman. Ortada genç, enerji dolu ve hevesli bir kitle varken sektörün yaklaşımı insanı yer yer bezdirebiliyor. Sektörün savunması da müşterinin çeviriye genel bakışını gerekçe göstermekten geçiyor. “Biz müşteriden ne kadar alıyoruz ki çevirmene kaçını verelim…” şeklinde serzenişlerle dolu. Öğrendiğim bir şey var: Eğer ben yaptığım işe değer vermezsem, korumazsam, kimse beni korumayacak ve de emeğim saygı görmeyecek. Sözlü çeviri alanında ise özellikle TKTD’nin yerleşik hale getirmeye çalıştığı standartlar sayesinde tercümana bir nebze daha özen gösteriliyor ve çalışma koşulları ve alacağı ücret biraz daha titizlikle değerlendirilebiliyor. Ama bu alanın da cennet olduğu düşünülmesin. “Çeviri kabini” kullanımını henüz hiç duymamış kişilerin yoğunlukta olduğu bir toplumda yaşıyoruz.
7- Çeviri yaparken nelere dikkat ediyorsunuz?
Nasıl bir metinle karşı karşıyayım?
Metnin yazılış amacı ne?
Metnin çevrilme amacı ne?
Erek kitlem kim?
Kim adına çeviri yapıyorum? Belli bir kuruma bağlı mıyım? Evetse bu kurumun ideolojileri ya da kurum geleneklerine hakim miyim? Kelime seçimlerim bile bu doğrultuda değişecek, kişisel kimliğimi bir kenara atmam gerekebilecek bazı durumlarda.
Ne kadar sürem var?
Yetiştirebilecek miyim? Hayırsa hiç kabul etmemem daha iyi, etik kuralları bir kenara atmamak lazım.
Çeviri işinden bahsediyorsak ücret konusunda karşı tarafla anlaştım mı? Yazılı bir sözleşmem var mı? Yoksa işverenin bana emeğimin karşılığını vermesini gerektirecek yazılı delillere sahip miyim?
Yaptığım çeviri “çeviri kokuyor mu?”
8-Yarışma sürecinde neler hissettiniz/yaşadınız? Nasıl bir deneyimdi?
Hazırlık süreci benim için yoğundu. Okulda birinci dönemimi sonlandırdıktan sonra çalışmaya başladım ve 1 ayım vardı, her şeye hakim olabilmek için. Stresliydim fakat bunu kendi üzerimde bizzat ben yaratmıştım. Açıkça söylüyorum: Dereceye oynadım ve kendimden beklentilerim konusunda kendimi hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyordum. Hazırlanırken sevgili hocam Aslı Selcen, AB Bakanlığı’nın bakış açısını, nelere dikkat edebileceklerini, terimcesini nasıl kullanmamız gerektiğini çok net bir şekilde açıklamıştı. Yarışmadan bir gün önce otele yerleştik ve gayet sıcak karşılandık. Fakat bilinmezlik her zaman ürkütücüdür. Metni görene kadar rahatlayamadım. Ama sonrası çorap söküğü gibiydi. Hazırlanırken dikkat ettiğim püf noktalarla metinde karşılaştıkça rahatlığım arttı, süresinden önce çeviriyi bitirip rahatça kontrol etme fırsatı da bulmuş olduğum için 2.5 saatin sonunda içim rahat olarak kağıdımı teslim ettim. Sonrasındaki katılım sertifikası dağıtma süreci de her birimizi özel hissettirecek şekilde düzenlenmişti. Genç çevirmenler olarak değer gördüğümüzü hissederek oradan ayrıldık.
9-Genç bir çevirmen olarak akranlarınıza ne tavsiye edersiniz?

Hangi konuda olursa olsun, elinizi attığınız şey ne olursa olsun, yaptığınız şeyin hangi koşullarda, kime, ne için hizmet edeceğini önceden bilerek bir işe girin. Böylelikle konu ne olursa olsun incelikli noktalara hakim olmak mümkün olur. Uzmanlaşabileceğinize inandığınız bir alan seçin ve çalışın, çok sıkı, çok ciddi, çok fazla çalışın. Emin olun, bir zararı yok. Gözlerinizi kapatın, kafanızda 20 sene sonrasını canlandırın. Neredesiniz, kimlerlesiniz, ne yapıyorsunuz, üzerinizde hangi ceket var, kulağınızda küpe var mı? En ince ayrıntısına kadar detaylandırın ve sonra gözlerinizi açın. Önünüze bir kağıt kalem alıp yol haritasındaki duraklarınızı belirlemeye çalışın. Zor ve bulanık, biliyorum ama bir hedef koymadan ilerlemeye çalışmak sisler arasında yön bulmaya benziyor. Bu yüzden tavsiyem ne istediğinizi bilmeniz. “Buna ulaşma stratejisi?” derseniz, o sorunun cevabı çevrenizdeki deneyimli hocalarda, çevirmenlerde, tercümanlarda, kaç yıllık kitaplarda. Orası benim haddim değil.

Bir Cevap Yazın