Yurdum İnsanıyla Çevirmenin İmtihanı

Yurdum İnsanıyla Çevirmenin İmtihanı

Hepimiz çeviri sektöründe iyi kötü birçok olaya şahit olmuşuzdur. Gerek vatandaşın bilinçsizliği, gerek çevirmenin acemiliği olsun birçok olay başımıza gelmiştir. Çevirmenin neyi çevirmesi, neyi çevirmemesi gerektiği konusu bir yana bırakalım. Asıl sorunlardan biri de çevirmenin vatandaşı nasıl ikna edeceğini bilmesi gerektiğidir. Çeviri işinin uluslararası hale geldiği şu dönemde herkes büyük şirketlerden toplu iş almıyor. Kedi her zaman balık yemez. Durum böyle olunca da komik olaylar da kaçınılmaz hale geliyor. Ağlanacak halimize gülüyoruz resmen. Çevirmen kendini nasıl yetiştireceğini bilmiyorsa başına gelecekleri bilmek dahi istemem.

Bu işi en alttan anlatmakla başlayayım. Çevirmenliğin kendisinin bile hala tartışmalı yanlarının bulunduğu zamanda normal vatandaşa bu durumu anlatmak deveye hendek atlatmaktan zordur. Mesela 1.000 karakter üzerinden sayfa hesaplama konusu nerelere çekilebilir, siz düşünün. Piyasanın genel olarak kullandığı bu ölçüt vatandaş gözünde “kazıklama” usullerinin en başında gelmektedir. Müşteri geldiğinde ona sayfa başı 20-30 lira fiyat veren büroya (bu kısmı da ayrı bir olay zaten) daha en başında farklı duygular beslemeye başlar. Onun dünyasında biz alt tarafı oturup yazı yazan, sonra da hemen veren makineleriz. Neyse, diyerek elindeki tek yaprak belgeyi uzatır, bir de ne duysun:
+ Amcacım bu belgede 2 sayfalık yazı var. 50 lira yaparız sana. (Çevirmene ödeme durumu vs. ayrı bir konu zaten)
Halbuki adamın gördüğü yarısı boş, yazılı bir sayfadır. Yine başlar söylenmeye:
– Bunun neresi 2 sayfa? Göz var nizam var, yarısı boş bunun. Bilmiyoruz diye de böyle yapılmaz ki…
Bu sitemden sonra işi acele olduğu için söylene söylene belgeyi verir size. Haftalardır belge toplamakla uğraşıyordur ama yurt dışına gitmek için belge çevirisinin gerektiği en son gün yolda aklına gelmiştir. Yanı o belgenin 5’e kadar yetişmesi lazım. Belgeyi alırsınız; fiş, makbuz vs. verirsiniz, adama da dersiniz ki:
+ Amca yarın sabahtan gel belgeni al. Saat zaten 2 olmuş. Şimdi yetişmez bu. (Çevirmene göre değişir ama acele işe şeytan karışır. Garanti olsun diye yarın.)
– Ne demek yetişmez? Zaten yarım sayfa belge için 50 lira istiyorsunuz, bir de yetiştiremiyor musunuz? Resmen…
Bu sitemin sonu yok. Yaratıcılık kısmını size bırakıyorum.

Demem o ki çeviri sektörü o kadar gelişmiş, bilinen bir sektör değil. Belgenin fotokopisi çekilirken çevirinin yapıldığını sananları mı dersiniz; o anda 3 sayfalık belgeyi çevirmenizi bekleyenleri mi dersiniz; çeviri pahalı tutmasın diye sadece şu kısmını çevir diyenleri mi dersiniz, bilemem. Bu liste uzadıkça uzar. Bir de hiçbir şey bilmeyen müşteriler de gelebiliyor. Yurt dışına iş başvurusu yapacak, ilkokul mezunu ama yıllardır orada burada çalışmış amcamız. Demişler ki önceki iş tecrübelerini gösteren belge getir, onun da çevirisini yaptır. Adam yıllarca çalışmaktan başka bir şey bilmiyor ki. Elinde eski iş yerinden aldığı bir belge ve üzerindeki yazı: “xxx 8 yıl xxx şirketinde xxx görevinde çalışmıştır.” Bir de bu belgeyi onaylayan da oranın müdürü. Adam, bunun çevrilmesini istiyorum, diye geldi. Şimdi ne dersin adama? Amca senin bu belge olmaz, senin maaş bordron lazım vs. dedim ama o belgenin işini göreceğine inanmış bir kere. Böyle örnekler de var. Bu tarz durumlarda o belgeyi çevirip adamdan olmayacak bir iş için para almayı kolay kolay vicdanıma yediremezdim.

Tabi hep müşterilere yüklenmek de olmaz. İşin bir de çevirmen boyutu var. Çevirmenlik mesleği gerçekten çok önemli bir meslektir ama çevirmenlerin aşırı şişik egolarını hiç anlamadım bugüne kadar. İş alaylı ve okumuş çatışmasına döndüğünde egolarının arkasında kayboluyorlar resmen. Ya kardeşim, hepimiz çeviri sektöründeyiz, hepimiz buradan ekmek yiyoruz. Senin kazandığın kendine, gözüm yok onda. Neden sanki bu işlerin ustasıymışsın gibi davranırsın ki? Üniversitede profesör de olsan, 30 yıldır bu sektörde çalışıyor da olsan çevirmenlik hafife alınacak bir meslek değil. Her zaman yeniliklere açık olman lazım. Düzenin her zaman aynı kalmayacağını, yeni çevirmenler geldikçe onların da sektörde bir yerinin olduğunu unutma. Sen tecrübelerinle sektörü geliştireceksin, yeniler de güncel bilgileriyle, teknolojiye daha kolay uyum sağlamasıyla bu sektörü geliştirecek. Hemen kesip atma. Çevirinin bile tek doğrusu yokken sen niye tek taraflısın? (Bu sözüm sektörün dinazorlarınaydı.) Daha meslek içinde kendimize saygımız yok. Kabullenin artık, istesek de istemesek de bu sektör içinde farklı gruplar da çalışıyor, iş alabiliyor. Onları dışlamaktansa bilinçlendir. O zaman onlar da, sen de kazanırsın.

Son sözlerime geleyim. Birlikten kuvvet doğar. Eğer çeviri sektörü birlik olmazsa daha çok bilinçsiz müşterilerle, sektörün dinazorlarıyla uğraşırız. Önce kendimizi geliştirip daha sonra da çevremizi bilinçlendirmemiz gerekir. Eğer saygınlık ve iyi yaşam koşulları arıyorsanız elinizi taşın altına koyma vakti. Herkes bordo klavyeli olabilir ama bu işi başaracak olanlar sorumluluk alanlardır. Bir sözle yazıyı bitireyim:
– Eğer aydınlar sorumluluk alıp yönetime girmiyorlarsa cahiller tarafından yönetilmeye başladıkları zaman seslerini çıkarmaya hakları yoktur. :)

Kemal Istıl

Bir Cevap Yazın