Öğrenci ve Akademisyen Profili Açısından Çeviri Eğitiminin Somut Sorunlarına Eleştirel Bir Bakış – Prof. Dr. Muharrem Tosun

Öğrenci ve Akademisyen Profili Açısından Çeviri Eğitiminin Somut Sorunlarına Eleştirel Bir Bakış – Prof. Dr. Muharrem Tosun

  • 29 Mart 2016 tarihinde, tarafından yazılmıştır.

Çeviri eğitiminin asıl sorununun dil olarak belirlenmesi ve dil sorunu çözüldüğünde çeviri eğitiminin başarıya ulaşacağı düşüncesi, çeviri alanında uzman olan akademisyenlerin görüşünü temsil edemez. Çeviri, hiçbir çeviribilim literatüründe yabancı dille sınırlandırılmamıştır. Çeviriye yabancı dil kaynaklı bakış açısı, çeviri alanı dışındakilerin veya çeviri bölümlerinde yer alıp çeviri konusunda akademik kariyeri olmayanların önyargılarıdır. Ünlü çeviribilimci H.G. Hönig, çeviri hatalarını sayarken hiçbir şekilde bu hataların sebebinin yabancı dilden kaynaklanmayacağını belirtir. U. Kautz, çevirmen profilinin özelliklerini sıralarken yabancı dil yetisine ancak üçüncü sırada yer vermiştir. Çeviri bir metin anlama ve yorumlama faaliyeti olarak, bir çevirmenin ilgili metinle ilişkisinin sonucu olarak anlaşıldığında, bir metnin anlaşılmasının yalnızca dil sorunu olmadığını söylemeye gerek yok. Çeviri sadece anlama faaliyetinden çok, anladığını bir başka dilde ifade etme faaliyeti olarak salt yabancı dilden ibaret bir süreç olamaz. Sadece iki dilden ve iki kültürden ibaret de değildir. Bir uzmanlık bilgisi, çevrilecek metnin düzeyinde bir çevirmen profili de gerektirir. Bir metnin okuru olamayacak düzeyde olan çevirmenin o metni çevirmesi hiç düşünülemez. Umberto Eco’nun deyimiyle bir çevirmen en azından ilgili metnin örnek okuru olabilmelidir. Örnek okur olmak ise, ilgili alanda bir seviye ve bir birikim istemektedir. Çevirmenler sadece dili iyi olan uzmanlar olup, konuyla ilgili uzmanlaşmadıklarında ve hatta ana dilleri iyi olmadığında asıl sorun başlayacaktır.

Yabancı dili mükemmel olan öğrenci profilini çeviri eğitimine beklemek, böyle bir profilin ideal öğrenci profili olduğunu düşünmek çeviri kuram ve yöntemlerine, çeviri etkinliğine uymamaktadır. Bu noktada yazılı ve sözlü çeviri için tamamen zıt ve çok farklı özellikte çevirmen profili gerektiğini de unutmamalıyız. Sözlü çevirmenler için sıralanacak özelliklerin tam tersi yazılı çevirmen için geçerli olabilir. Sözlü çeviri süreci, yazılı çeviri sürecinin tam tersi olarak düşünülebilir. Dolayısıyla, çeviri bölümlerinin öğrenci profilinin tek tip olması gerektiğini düşünmek büyük bir yanılgıdır. Sözlü çevirmende aranacak özellik farklı, edebiyat metni çevirmeninde aranacak özellik farklı ve bir teknik alan çevirmeninin özelliği ve birikimi yine farklı olacaktır. Çeviri alanlarının belirlenmesinin öğrencinin ilgi alanlarına göre olması gerektiği de unutulmamalıdır. İnsanlar ancak sevdiği ve bildiği işi çok iyi yapabilirler.

Bu ön bakış açısından yola çıkarak, çeviri eğitiminde görmüş olduğumuz sorunları diyalektik ve eleştirel bakışla yansıtmaya çalışacağız.

Çevirmen Adayı ve Çeviri Eğitimi Veren Akademisyenlerin Profilleri

Çeviri eğitimini bir yandan öğrenciler diğer yandan ise alanda ders veren öğretim elemanları açısından değerlendireceğiz.

  1. Öğrenci Profili Açısından Çeviri Eğitimi

Öğrenci, çevirmen olmanın yabancı dil bilme olduğu inancında olduğu için, yabancı dilbilgisi açısından iki tür öğrenci profili ortaya çıkmakta ve bu iki profilin de çevirmen olma ihtimali verilen eğitim nedeniyle azalmaktadır:

Sakarya Üniversitesi Çeviribilim Bölümü

a) Öğrenci Türkiye’de yetişmiş olup, yabancı dili iyi olmadığı için ve yabancı dili iyi olmadığı sürece çevirmen olamayacağını düşünüyor ve bütün konsantrasyonunu yabancı dile odaklıyor; dile odaklanırken, dili bir türlü tam anlamıyla halledemediğini görünce, iyi bir çevirmen olamayacağını düşünüyor. Dile odaklandığı için diğer derslerde verilen bilgiler ve başkaca okumalar öğrenciye gereksiz ve saçma geliyor. Çünkü kendisinin yabancı dili iyi bilmediği sürece çevirmen olamayacağına inandığından, diğer bilgilerin anlamsız olduğunu düşünüyor. Dile odaklandığı için, her bilgide dilini geliştirecek bir taraf arıyor ve bilginin mesleği için önemli olduğunu düşünmüyor. Bu nedenle çeviri eğitimi boyunca zayıf olan dil yetisinin güçlendirilmesine yönelik derslerin mantıklı olacağını düşünüp, diğer derslerin gereksizliğinden dolayı, diğer derslere motive olamayıp, onların anlamsız olduğunu düşünüp, çeviri eğitiminin (dilden ibaret olmaması nedeniyle) yanlış olduğunu düşünüyor. Çünkü kendi yabancı dili zayıftır ve eğitim buna yönlenmelidir. Yabancı dili iyi olduğu takdirde, diğer sorunlar zaten kendiliğinden çözülecektir. Yabancı dili sağlam olduğunda zaten metinleri anlamak ve çevirmek çok kolaydır. Metinleri çevirebilmek için, o metinleri okuyacak, onları kendi dilinde bile anlayabilecek bir düzeyde olmadığının ve bu düzeye erişmedikçe de metinleri sadece dil olarak bilmenin yeterli olmadığının farkında değildir. Ya da konuşma dili bile olsa, bir kişinin uzman olduğu alanda dil düzeyinin salt yabancı dil düzeyi olmadığının farkında değildir. Kendi profilinin neyle oluşacağı konusunda bir bilince sahip değildir; bu bilince göre yönlendirilmediği ve eğitimi boyunca yabancı dil sorun olduğu için, bu konudaki eksikliklerini altından kalkılamayacak bir yük gibi görüp, kendi geleceği konusunda umutsuz olmaktadır. Bu şekilde iyi bir iş bulamayacağına inanmakta, yabancı dili çok iyi konuşanları görünce, onlar kadar iyi bir dili olmadığı için ne yaparsa yapsın başarılı olamayacağına inanmaktadır.

b) Yabancı dili ilgili dilin konuşulduğu ülkede öğrenmiş olup, sırf bu yabancı dilinden dolayı çeviri bölümüne gelen öğrencilerin sorunu ise, çevirinin yabancı dili iyi bilmek olduğu, kendisinin de yabancı dili çok iyi bildiği, diğer arkadaşlarının öğrenmeye çalıştığı dilin onun için çok basit bir düzey olduğu, derslerde anlatılanları çok rahat anlayıp aktardığı ve bu yüzden bu bölümün kendileri için çok kolay olduğu ve mezun olmaları için bir gayret sarf etmemeleri gerektiği, hatta okula yeni geldiklerinde bile çeviri yapabildikleri için, hatta öğretim üyelerinden bile daha iyi Almancalarının olduğuna inandıkları için, kendilerinin başka bir şey öğrenmeye ihtiyaçlarının olmadığı ve diğer derslerin ise gereksiz ve anlaşılmaz olduğu düşüncesinde olarak, çeviri eğitimine yoğunlaşamamaktalar. Dersler büyük dil seviye farklarından dolayı, bu öğrenciler için değil, Türkiye’de yetişen öğrencilere yönelik olarak, onların dil düzeyinde gerçekleşiyor ve sadece dil dersi olarak yapılıyor. Yani, bu süreç onlar için değil, Türkiye’de yetişip yabancı dil bilmeyenler içindir, onlar boşuna zaman harcamaktadırlar. Diğer, kültür dersleri ise, özellikle Türkçe olanlar, bu öğrenciler için gereksiz ve anlamadıkları, yabancı dille ve çeviriyle alakası olmayan bilgilerin verildiği derslerdir. Kuram ve yöntem dersleri ise, zaten onlara lazım değildir, çünkü onlar yabancı dili iyi bilmektedirler. Zaten kuramlar da, bildikleri yabancı dile bile benzemeyen, Latince gibi anlaşılması zor ve hayatta karşılarına çıkmayacak bilgilerden oluşmaktadır. Bu rehavet onların eğitim boyunca kendilerini fazla geliştirme ihtiyacı duymamalarına yol açmaktadır. Zaten dile indirgenen derslerde onlar kendilerinin ders anlamada, diğer öğrencilerden çok üstün olduğunu, yabancı dili iyi olduğu için konuları anlama düzeyinde sıkıntılarının olmadıklarını görmekte, hocaların da bunları örnek gösterip, onlar gibi olunması gerektiği ve öğrenci profilinin tam da bu yurt dışında yetişen ya da özel okullarda çok özel eğitim almış kişilerden oluşması gerektiğini düşünmektedirler.

c) Eğitimci ve öğrenciler, çeviri eğitiminin ilgili yabancı dili yabancı dil olarak öğrenen, özellikle hazırlık sınıflarında öğrenenler için olmaması gerektiğini, hazır öğrencilerin gelmesi gerektiğini ve ana dili ilgili yabancı dil olmayan öğrencilerin çeviri bölümlerini zayıflattıklarını düşündükleri için çeviri eğitiminin günden güne anlamsızlaştığını ve çok zayıf öğrencilerin geldiklerini düşünmektedirler. Burada sorun, çeviri sürecini iyi anlayamamaktan kaynaklanmaktadır. Çeviri sürecinde yabancı dil ve ana dilin ne anlama geldiğinin göreceli olması ve çeviri sürecinde dil bilmenin süreci nereye kadar etkilediğinin bilinmemesi bu sonucu doğurmaktadır. Oysa yabancı dil dendiğinde, yurt dışından gelip, başka bir dili ana dili olarak konuşan öğrenci tipinin, Türkçeyi bir yabancı dil olarak bildiği ve kendisinin Türkçede zaten zayıf olmak zorunda olduğu, çünkü yabancı bir ülkede yetiştiği, konuşma olarak zayıf olmasa da metinleri çevirme düzeyinde bir Türkçe birikimine sahip olmadığı ve bu öğrencilerin Türkçeye önemli ve zor metinleri çevirmelerinin Türkçeleri nedeniyle imkânsız olduğu, Türkçeden diğer dillere çeviri yapmalarının doğal olduğu düşünülürse, onların da yabancı dilini Türkçe olarak kabul ettiğimizde onlar da zayıf bir yabancı dile sahip olmakla, çevirmen olmada oldukça eksik bir pozisyondadırlar. Mesleklerinin sonucunun ağırlıklı olarak Türkçeye çeviri yapacağı ve bu yurt dışından gelen kişilerin Türkiye’deki çevirinin yükünü, Türkçeye çeviri yapacaklarını düşünmek ise imkânsız bir durum gibidir. Yabancı dillerinin kuvvetli olması Türkçe bir metin yazmaları için hiçbir şey ifade etmez. Türkçe metinler Türkçe ana dili olan kişilerin yazabileceği metinler olarak Türkiye’de yetişmiş öğrenci profiline daha uygun metinlerdir. Oysa Türkiye’de yetişenlerin de ana dil sorunları vardır. Peki bu dil sorununu hallettiğimizi düşündüğümüzde, çevirmen profilini ve çeviri eğitimini tamamlamış oluyor muyuz?

d) Elbette hayır, şimdi de bu iki öğrenci tipi için de geçerli olan ve olmazsa çevirmen olamayacakları en önemli boyuta gelelim: Eğer birikimleri fazla, derin okumalar yapmış ve genel kültür düzeyi çok yüksek öğrenci tipine sahip değilsek, ya da öğrencileri bu düzeye getirecek bir eğitimi hem okul hem de okul dışında sağlayamıyorsak, ilgili metinleri ya da o metin düzeylerini okumamış ve onlara alışık olmayan öğrencilerin bu metinleri çevirmesini nasıl bekleyebiliriz? İnsan anlayamadığı metni nasıl çevirebilir? Çevrilecek metinlerin konularını ve terminolojilerini bilmeyen çevirmenler yabancı veya ana dil bilgisiyle o metinleri çeviremezler, çünkü hangi dil düzeyinde olursa olsun bu metinlerin okurları değillerdir. Metin okuma alışkanlığı olmayan, özellikle uzmanlık alanlarındaki, kültür alanlarındaki metinleri derin kavrayışla okuyup özümseyemeyen ve bu tür okumalara yatkın olmayan öğrenciden çevirmen profili oluşturulması beklenemez. Şimdi bu ikinci özelliğin yerine gelmesinin, birinci özellikteki zayıflıkları giderdiğini söyleyelim; yani, bir öğrenci dil düzeyinde zayıf olsa bile, yeterli bilgi düzeyine sahipse, bu zayıflığım kapatma şansına sahiptir. Ne ilgili alanın kaynak diliyle yetişen öğrenci yabancı dilin tümüne hâkimdir, -özellikle okuyup bilgi düzeyini derinleştirmedikçe bu hiç mümkün değildir-, ne de Türkiye’de yetişen öğrenci çok okuyan ve kültürlü bir öğrenci olmadığı sürece yabancı dili çok düzelse de, okuma ve bilgi düzeyi olarak ilgili metinleri anlayıp çevirecek düzeye sahip olabilir. Bilgi birikimi, genel kültür, alan bilgisi gibi adlandırılabilecek donanımlar, çevirmenin yabancı dil ve kendi dilindeki eksikliklerini giderebilecek, olmazsa olmaz birikimlerdir. Fakat bu birikimler kısa sürede kazanılamayacak birikimlerdir. Sorun, kültür ve bilgi birikimi yüksek düzeyde olan öğrencilerin çeviri bölümlerini tercih etmemesidir. Oysa çeviri eğitiminde, genel kültürü, okuma düzeyi, analitik ve diyalektik düşünme düzeyi yeterli öğrenci profili gerekmektedir. Bu konu çeviri eğitiminden önce, daha ilköğretimden itibaren, alanlara yönelecek öğrenci profillerini doğru teşhis edip, onlara verilecek bilgileri doğru analiz ederek çeviri bölümleri özelinde, ama daha çok sosyal bilimlere gelen öğrenci profili olarak karşımıza çıkmalı ve özellikle bir ayırım daha yapılabilirse, filoloji öğrenci tipi oluşturulmalı ve bu öğrenciler ezber ve statik bilgiden çok, sosyal ve genel kültür bilgileri olarak metinlerle yüzleşen, metinleri yorumlayan öğrenci tipleri olarak üniversiteye hazırlanmalıdırlar. Bu durumun şu an için geçerli olmadığından yola çıkarsak, yurt dışından gelmiş öğrenciler, yabancı dili bilme avantajıyla çeviri bölümüne giren ve başkaca bir sınava tabi tutulmamış öğrencilerdir. Tek başına bu profil yukarıda belirttiğimiz eksikliği tamamlayamamaktadır. Belki de, okuma ve bilgi birikim düzeyi olarak, Türkiye’de yetişmiş olup yabancı dili zayıf olduğundan dolayı beğenmediğimiz öğrenci düzeyinden daha düşük bir düzeyde kalmaktadırlar. Özellikle erek kültüre çeviri bakımından, erek kültürünü tanıma konusunda yeterli donanıma sahip olmadıklarından, çeviri bölümünün arzuladığı çevirmen adayı profili hiç olamazlar. Vakıa, mevcut öğrencilerle eğitimi yürüttüğümüzden şikayet ederek; bu gerçeği, sadece eleştirmeyle ve yapacağımız bir şey olmadığı şeklinde teslimiyetçi bir mantıkla yürütemeyiz. O zaman, öğrencide şikayet ettiğimiz motivasyon eksikliği ve kendi alanını doğru kavrayamama, çevirmen profilini tanımama öğretim üyelerinde de var demektir. Ve bu şekilde bir anlayışa sahip öğretim elemanlarından oluşan çeviri bölümlerinin iyi öğrenci yetiştirmesi, öğrenciler iyi bile olsa daha baştan mümkün değildir. Malzeme hazır gelmemiş bile olsa, malzemeyi işlemek akademisyenin elindedir. Akademisyenlerin işi zordur ama imkânsız değildir. Öyleyse, dil ve bilgi düzeyi olarak hazır gelmeyen öğrenciye 5 yıl gibi uzun bir sürede çok şey verilebilir. Bunu, sadece ders olarak değil, ders dışında da onları çevirmenliğe motive edip, çevirmen profilini oluşturacak eylem ve okumalara yönlendirerek yapabiliriz.

e) Fakat öğretim elemanları, hâlâ yabancı dile odaklanmışsa, eğitim donanımı yabancı dilden ibaretse ve öğrencinin bilgi birikimi, genel kültür düzeyi ne olursa olsun bununla ilgilenmiyorsa, o zaman yukarıda söylediklerimiz gerçekleşemez; çünkü öğretim elemanı diğer konulara hiçbir zaman odaklanmayıp, hangi ders ve hangi konu olursa olsun, devamlı olarak yabancı dilbilgisine odaklanmaktan kendini alamaz ve öğrenciyi devamlı bu zayıflığıyla yüzleştirerek, onu çıkmaz bir sokakta bırakır. Bu şekilde öğrenci ne yaparsa yapsın bu eksikliğini hemen gideremedikçe çevirmen olamayacağına inanır. Oysa dil eksikliğini hemen gidermek birçok öğretim elemanının bile halletmiş olduğu bir mesele değildir. Esasen çevirmenlik mesleğinde tüm metinler bakımından yeterli bir yabancı dil ve ana dil bilgisi kimsede mevcut değildir. Fakat öğretim elemanlarının ders konularında ve derste yapılan çevirilerdeki başarılı görüntüsü, öğrencilerde çok daha olumsuz bir etki yaratmaktadır. Öğretim elemanları derste işleyecekleri çeviri metinlerine ve dersle ilgili konuya önceden hazırlandıkları ve dil örnekleri ve pratik olarak kendi bildikleri metinleri seçerek işledikleri için mükemmel görünürler, öğrenciler ise devamlı eksik. Bu ise öğrencileri çeviri konusunda yanıltır. Öğrenci hiçbir zaman bu seviyeye ulaşamayacağını düşünür. Oysa öğretim elemanları önceden hazırlanmadıkları, spontane ve rastgele alanlardan metinleri işleyerek, kendi eksikliklerini ve bu eksiklikleri kuramsal ve yöntemsel olarak nasıl tamamladıklarını öğrencilerle paylaşmış olsalar, öğrencinin motivasyonu ve çevirmen olma isteği açısından çok daha farklı bir eğitim süreci gerçekleşebilir.

f) Tabi yukarıda açıkladığımız bu iki boyut çevirmen olmak için yeterli değildir. Bilgi birikimi iyi ve dili bir düzeyde halletmiş olan çevirmen adayının, çok bilgi ve az dille çevirmen olması yeterli midir? Elbette hayır. Bu iki alanı kaynaştırmak ve kuvvetli olduğu alanı zayıf olduğu alan için bir çözüm haline getirebilmek için metin çözümleme yetisini, bu konulardaki dersleri iyi öğrenmesi gerekmektedir. Bir metnin tamamı bilinmese de, metin çözümleme yöntemleriyle metinlerin bilinmeyenleri çözülebilir. Metin çözümleme birikiminin, çeviri kuram ve yöntem birikimiyle desteklenmesiyle öğrenci zayıf olduğu dil sorununa, ilgili metne ilişkin çözümler getirmeyi öğrenebilir. Dil sorununu aşmak çevirmen olmak için yeterli olmadığına göre, şimdi metinleri bir başka dilde yazabilecek, yeniden kurgulayabilecek, bir kaynak metni bir başka dil ve kültürde bir başka metin olarak yazmasının hangi yöntemlerle başarılı bir süreç olarak yönlendirebileceğine dair çeviri kuram ve yöntemlerini öğrenmesi gerekecek. Çünkü çevirmenin işi ne dil bilmek, ne de herhangi bir konunun bilgisine sahip olmaktır. Çevirmenlik mesleği, tüm bu verileri bir başka dil ve kültür, bir başka amaç ve bağlama dönüştürebilen, onları yorumlayıp yeniden yazabilen bir uzmanlık bilgisi ve yetisidir.

  1. Akademisyen Profili Açısından Çeviri Eğitimi

a) Öğretim elemanlarının eksiklikleri, öğrenci tipinde ve uygulama derslerindeki hatalar olarak özetlenebilir. Daha önce değindiğimiz gibi, akademisyen, öğrenci profilini yanlış bellemekte ve beklemekte ve öğrenci yetiştirme sürecini yine doğru anlamamaktadır. Yukarıda belirttiğimiz öğrenci profillerinden dolayı öğretim elemanları doğru bir beklenti içinde olmayıp, özellikle kendilerinin de tam hâkim olamadıkları ve derinleşemedikleri bir çeviri eğitim sürecinin aktörü olmaktadırlar. Öğrencinin profili ne kadar çevirmen profilini yansıtması gerekse de, öğretim elemanları bu profili bilen ve bu profili yetiştirecek durumda olmadıkları takdirde, öğrenci profili düzeyinin yüksek olması da yeterli olmaz. Çeviri eğitiminin amacı, çevirmenin özellikleri, çeviri kuram ve yöntemlerinin ne söyledikleri, öğrenci tipinin bütünsel oluşumu, öğretim elemanının bilmesi ve buna göre ders vermesi gereken konulardır. Dersin adı ve içeriği ne olursa olsun, yabancı dil öğretme dersine dönüşen ve yabancı dilin yeterli seviyeye getirilmesinin sorunun merkezi olarak görülen dersler, öğrenciyi çevirmen olmaya götüremez. Öncelikle öğretim elemanlarının bu yaklaşımdan kurtulmaları gerekir.

b) Diğer bir sorun da, öğretim elemanı profilidir. Şayet öğretim elemanı profili çeviri bölümü profiline uygun değilse öğrencideki sorun bu defa öğretim elemanında karşımıza çıkar. Yani öğretim elemanı sırf yabancı dili iyi bildiği ve yabancı dil alanında eğitim aldığı için çeviri bölümünde öğrenci yetiştiriyor ve çeviri bilimci özelliğini taşımıyorsa, burada çeviri eğitimindeki başarısızlık öğrenciye yüklenemez. Eğitimcilerin, çevirmen adaylarının sorununu devamlı yabancı dil sorunu olarak görmelerinin asıl nedeni, kendilerinin sadece yabancı dil formasyonuna sahip olmalarından ve kendi görevlerinin yabancı dili öğretmekten ibaret olduğu düşüncesinden kaynaklanabilir, hatta kaynaklanmaktadır da. Çeviri eğitimi almamış ya da bu alanda yüksek lisans ve doktora yapmamış öğretim elemanlarından oluşan bir çeviri eğitiminin yabancı dil eğitiminden öteye geçememesinin asıl nedeninin sadece, öğrencinin yabancı dil düzeyi eksik olduğu için değil, aksine öğretim elemanının çeviri bilimi bilme ya da bilmeme düzeyinden kaynaklandığını göz ardı edemeyiz. Çünkü bu profildeki akademisyenin uzmanlığı dil eğitimi vermeye dayalıdır. O zaman bu profildeki akademisyenler için, yurt dışından gelen öğrenciler favori öğrencileri olacak; dersin devamlı olarak yabancı dili iyi olanlarla paylaşıldığı, dili yeni öğrenen diğer öğrencilerin ise daima onların yanında zayıf kaldığı ve eğitimin merkezinin dışına itildiği, yabancı dili iyi bilen öğrencinin ise haksız ve yanlış bir rehavetle kendisinin çok iyi olduğunu düşünerek kendisini geliştirme gereği duymadığı, hatta eğitimin ruhuna aykırı olmasa ve dersleri onlarla geçirmeseler, neredeyse derse gelmelerinin bile gerekmeyip, gün doldurduktan sonra diploma almaları gereken örnek profil oldukları sonucuna varılmaktadır. Özellikle öğretim elemanları Türkiye’de yetişmişse, yabancı dili çok iyi olan öğrencinin, çok iyi öğrenci olduğu yanılgısına kapılmaktadırlar. Bu durum öğrenci profili kadar öğretim elemanı profilinin de yetersiz olduğunu göstermektedir. Tıpkı öğrencide olduğu gibi öğretim elemanı profilinde de doğru teşhis yapmak gerekir. Bölüme arzu etmediğimiz öğrenci profili geldiği gibi, öğretim elemanı profili bakımından da durum farklı değildir. Karşımıza, yabancı dili çok iyi, birikimi zayıf veya genel kültür birikimi çok iyi, ancak çeviribilimciliği zayıf akademisyen profili çıkmaktadır.

c) Vakıa, elimizdeki öğrenci malzemesi nasılsa, öğretim elemanı malzemesi de bundan farklı değil. Ancak, filoloji bölümleri olmasaydı, çeviri bölümleri de olmazdı. Belli bir süre çeviri bölümlerinin, dil bölümlerinin etkisinde kalması, dil bölümlerindeki akademisyenlerle ayakta durup gelişmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Bu anlayışı devam ettirerek, çeviribilim odaklı bir anlayışa geçilemiyor olması önemli bir sorundur. Bunu değiştirmek çeviribilimcilerin elindedir. Öncelikle öğretim elemanları, hangi derse girerlerse girsinler, öğrenci profilinin nasıl olması gerektiği ve çeviri eğitiminin ne olduğu konusunda fikir sahibi olmalıdırlar. Hiçbir ders bir diğerinden bağımsız değildir ve her ders çevirmeni oluşturmak için amaçlı bir sistemin parçası olarak yer almaktadır. Zamanla, çeviri konusunda uzmanlaşan öğretim elemanları çoğaldıkça bu sorun aşılabilecektir, fakat öğretim elemanları eğitim süresince hâlâ bu bakış açısıyla eğitilirlerse, yine çıkmaz sokakta kalırız. Kısa vadede yapılması gereken, öğretim elemanlarının çeviribilim, çeviri eğitimi ve çevirmen profiliyle ilgili bilgi düzeylerini artırmaktır. Özellikle, uygulama derslerine giren öğretim elemanlarının, bu derslerin bir metin dilbilim ya da karşılaştırmalı dilbilgisi dersi olmadığını, bu derslerin kuramsal, yöntemsel bilgilerin ve öğrencilerin genel kültürünün uygulamaları olması gerektiğini ve ders yönteminin kuramsal bilgiden bağımsız pratik yapma değil, soyut bilgileri uygulama şeklinde olması ve öğrencilerin o ana kadar tüm öğrendiklerinin uygulanmasına yönelik olması gerektiğinin bilincinde olmalıdır. Bunun için ise, bu derslere giren akademisyenlerin çeviri kuram ve yöntemlerini bilmeleri, en azından öğrencilerin diğer derslerde ne öğrendiklerinin bilinmesi gerekmektedir. Konu seçimi de çok önemli olup, öğrencilerin birikimlerinin olduğu konular seçilmeli, ya da öğrencileri önce konu ve okuma olarak hazırlayıp, daha sonra alan birikimi kazandıktan sonra bu uygulamaları hem çeviri kuramsal, hem de alan bilgisi olarak bildikleri konulardan seçmek gerekir. Bu şekilde öğrenci daha iyi motive olup, yabancı dilinin eksikliğini nasıl giderebileceğini, gerçek çeviri sürecini nasıl yaşayabileceğini görecek ve yabancı dilini de daha çok geliştirme imkânı bulabilecektir. Gerçek çeviri süreçlerinin yaşanması sağlanmalı, çeviri bir sanal ve yapay eğitim şeklinde değil, canlı bir süreç olarak yaşanmalıdır. Birikimlerinin karşılığını, sorun çözüm yöntemlerinin ve kuramsal bilgilerin işe yararlılığını gören öğrencilerin motivasyonu ve öz güvenleri artacaktır. Yabancı dilin tek sorunları olmadığını, çok fazla okuyup derinleşmeleri, kuram ve yöntem olarak kendilerini geliştirmeleri gerektiğini gören öğrencilerin, soyut derslere olan ilgileri de çok fazla olacak, bu dersler olmaksızın çevirmen olamayacaklarını anlayacaklardır.

d) Yeni öğrenci profilinden şikayet etmektense, yeni profile göre yeni eğitim yöntemleri geliştirmek gerekir. Bana göre ise söz konusu olan yabancı dilden Türkçeye yazılı çeviri olduğunda önümüzde olması gereken öğrenci tipi zaten yabancı dil olarak çok kuvvetli olmayan öğrenci tipi, fakat asıl eksiklik öğrencinin bilgi ve genel kültür düzeyinin zayıflığından kaynaklanmaktadır. Bu durumda yukarda değindiğimiz gibi, öğrenci profilini değiştiremeyeceğimize göre, başarı, durumdan şikayet etmekle değil, eğitim süreci boyunca bu eksikliği tamamlamak için öğrenciyle bütünleşmek, daha fazla efor sarf etmekle olacaktır. Bunun sonucu yine çeviri eğitimine yansıyacak, bilgi olarak dolu ve mesleğinde başarılı çevirmenler, birikimli ve genel kültür düzeyi yüksek öğrenci tipinin yetiştirildiği çeviri bölümleri, üniversite adayları için önde gelen tercih olacak ve bu şekilde öğrenci düzeyi gün geçtikçe yükselebilecektir. Mezunların bilgi birikiminin ve genel kültür düzeyinin alan seçiminde ne kadar önemli olduğunun en önemli örneği felsefe ve sosyoloji bölümleridir. İş şansları çeviri bölümünden çok daha az olduğu halde, sırf eğitimin derinliğinden, birikimin karşılığının öğrencide görülmesinden ve öğretim elemanlarının alan bilgisi profilinin yüksek olmasından dolayı bu bölümlerin gerek öğrenci profili ve gerekse eğitim açısından devamlı önlerde olduğu görülmektedir.

e) Çeviri bölümlerinde asıl sorunun dil olmadığının en önemli göstergesi dilbilim derslerine olan ilgisizliktir. Gerek bölümler gerekse öğrenciler bu dersin çeviri bölümünde olmaması gerektiği konusunda hemfikirdirler. Çünkü bu dersler dilin kendisini ya da çeviriyi öğretmeyip soyut bir takım bilgiler öğretiyorlar, tıpkı matematik gibi. Oysa okumayı sevmeyen, bilgi birikimi, analitik okuma düzeyi yüksek olmayan öğrenciler bu derse bir anlam veremiyor ve çeviriye bağlayamıyorlar. Çevirmen olmak için zor metinleri dilbilimsel düzey ve anlama sorunu açısından öncelikle çözmeden (metin analizi de dahil) çeviri düzeyine geçemeyeceklerini düşünemiyorlar. Ve böyle olunca da, hiçbir zorluğu aşmadan metinler dil ne kadar bilinirse bilinsin çözülemiyor. Bu dersler ya kaldırılıp ya da sadece bir tane olunca da, bu defa çeviri kuram ve yöntem dersleri amacından sapıp, dilbilim, metin dilbilim, yorum bilim, anlam bilim derslerine dönüşüyor ki, bu defa çeviribilim dersleri, çeviri dersi olmaktan çıkıyorlar. Her bir ders kendi içeriği ve amacını yerine getirmedikçe, eğitim arapsaçına dönmekte, hangi dersin neyi vermesi gerektiği, neyi verdiği ne akademisyenler, ne de öğrenciler tarafından anlaşılıp, sonucunda ortaya çıkacak çevirmen profilinin hangi ana unsurların, hangi niteliklerin sonucu olduğu da belirlenememektedir. Bir düzensizlikler, karmaşık bilgiler ürünü öğrenci profili ortaya çıkarak, öğrenci ne olduğunu, neyi bilip neyi bilmediğini, neyi hangi amaçla öğrendiğini, sonuçta da, bütün bu öğrendiklerinin onu nereye götüreceğini, gerçekte ne olarak yetiştiğini karıştırıp, bir belirsizlik diplomasıyla bir belirsiz iş hayatına yelken açıyor.

f) Eğitimi dile indirgeme sorunu çeviri bölümlerinde bu şekilde yaşanırken biz kuramsal olarak bir çeviribilimden söz edemeyiz. Şu an içinde bulunduğumuz duruma bakarak çeviribilimin çeviri eğitimine yansımasından söz edebilmemiz ve bu bilim dalından yetişen öğrencilerin çeviri piyasasına girip, çevirinin Türkiye’deki durumunu düzelteceğini ummamız gerçekçi olmaz. Piyasadaki çevirmenler, alanın uzmanı olmasalar da, yılların tecrübesiyle, belli bir çeviri bilinç düzeyine ulaşabiliyorlar. Çünkü çevirinin işlevsel dünyasında yaşıyorlar. Biz Türkiye’de çevirinin dil düzeyinde yapılmasından ve alanın uzmanları tarafından yapılmadığı için bir çeviri uygulamasının, gerçek anlamda bir çeviri pratiğinin olmamasından yakınırken, çeviri eğitimini bu düzeyde yaptığımız sürece, piyasanın ihtiyacı olan uzman çevirmeni değil, yine dil kısır döngüsünde sıkışıp kalan çevirmeni yetiştirmiş oluruz. Tabi ki eğitim bir bakış açısı, bir bilinç sağlar, ama bu bilincin bir meslek yüksekokulu düzeyinde değil, akademik bir düzeyde oluşması gerekir. Bir alanın uzmanı, o alanı önce teorik olarak iyi öğrenmiş, sonra da bu teorik bilgiyi pratik alana uygulayarak başarılı olma durumundaki bir uzman profilidir.

g) Çeviri bölümü öğrencileri, muhakkak ilgi alanı olan başka bölümlerden, başka fakültelerin bölümlerinden ana dersleri almalılar, bu konuda yeterli okumaları yapmalılar. Adeta bu yan dal gibi, mümkünse birden fazla bölümden ders almalılar. Bu derslerin toplam sayısı, bölümün ana derslerinin sayısına yakın olmalı. Öğrencilere fazladan bu dersleri alarak, ders çizelgesine geçirme imkânı tanınmalı. En azından batıda olduğu gibi, derse devam ettiğini belirten bir belge de olabilir. Böylece öğrenci çevirmenliğe ve iş hayatına daha fazla konsantre olup, çeviriyi bıktırıcı bir soyut dil çalışması olarak yıllarca görmekten kurtulup, soyut derslere çok daha fazla ilgi gösterecektir.

h) Uygulama derslerindeki metinlerin otantik metinler olması öğrencinin motivasyonu için önemlidir. Tıpkı yabancı dil eğitimindeki kültürlerarası yöntemde olduğu gibi, çeviri uygulaması olan derslerde de metinler otantik olmalı, ama bu otantiklik gerçek çeviri sürecinin yaşanması anlamında olmalı. Yani, ya çeviri bürolarından gerçek bir amaçla verilmiş, somut bir kişi ya da kurumun, somut bir durumda yapılmış ya da yapılacak çevirisi, ya da somut olarak çevirinin yapılması. Her durumda çevirmen adayına, çevirinin amacı, çeviriye gereksinim duyan, çevirmen adayının metinle ilgili ön bilgilerinin belirlenmesinin, tamamlanmasının, ya da birlikte tamamlanarak, bir çeviri sürecine hazırlanmanın, konuyla ilgili birikimin önemi gösterilsin. Çeviri kuram ve yöntemlerinden de yararlanılarak, öğrencinin metne sağlıklı yaklaşması sağlanabilir.

Çeviri eğitimi pratik bir alanın eğitimidir. Çeviri eğitiminin kuram-pratik ilişkisi açısından verimli ve pragmatik yapılabilmesi için hem öğrenci profilinin geliştirilmesi, hem de alanın öğretim elemanlarının yetiştirilmesi önemlidir. Her iki profilin de çeviri eğitiminin soyutluğundan, ya da pratikten bağımsız yapılmasından kurtulabilmeleri için geliştirilmesi gereken yöntem, çeviri piyasasıyla gerçek işler konusunda anlaşarak, öğrencilerin gerçek çevirileri yapmaya başlamasını sağlamak olmalıdır. Bu doğrultuda, bir yayıneviyle gerçekleştirdiğimiz bir anlaşmayla, öğrencilerin gerçek çeviri süreçlerini daha birinci sınıftan yaşamaları sağlanmış, böylece somut çeviriler yapılmaya başlanmıştır. Öğrencilerin kaynak metinleri çeviri kuram ve yönteminin öngördüğü şekilde öncelikle araştırıp okuyarak, akademisyenlerin denetiminde bir bilimsel süreç yaşayarak, çevirmen olma yolunda ilerlemesi amaçlanmaktadır. Bu şekilde öğrenci daha öğrencilik yıllarında çevirmenin sahip olması gereken özellikleri yaşayarak görecek, çeviri sorunlarını ve çözüm yöntemlerini, kuramları daha öğrenirken sorgulayarak, içselleştirerek dinamik bir çeviri eğitim süreci yaşayacaktır. Bu süreç derslerin çevirmen adayının yaşadıklarına uygun bilgilerden oluşması sonucunu getirerek, hem dersler ve içerikleri amaca yönelik olarak düzelecek, hem de öğretim elemanları gerçek çevirmen profilini eğiten ve buna uygun ders anlatan bir yönteme döneceklerdir. Çeviri bölümü öğrencileri böylece, hiçbir bölümün başaramadığı bir şekilde, daha birinci sınıftan itibaren sanal bir eğitim yerine, kendi mesleğinin uygulamasını gerçek bir meslek sahibi olarak yapacak ve mesleğe çok erken başlamış olacaktır. Bu yöntem bize, çevirinin pratik bir alan olduğu konusundaki görüşün, hayali ve rast gele çeviri süreçlerinden geçmeyip, çevirmenin gerçekte yaşadığı süreçlerden geçtiğini gösterecektir.

Sonuç olarak, öncelikle, çeviri bölümlerine, hatta tüm sosyal bölümlere öğrencileri hazırlamalı, bunun için ortaöğretimden itibaren sosyal alanlarda çok sayıda ve derinlemesine kitap okumuş bir neslin çeviri bölümlerine, sosyal bölümlere gelmesini sağlamalıyız. Daha sonra, çeviri bölümünde de derin okumalar sayesinde, dolu, birikimli ve derin çevirmenlerin yetişmesine katkıda bulunmalıyız. Ancak bu şekilde çeviriler kaliteli olabilir, kitap okuma isteğini artırır.

Yazar Hakkında

Prof. Dr. Muharrem Tosun

Johann Wolfgang von Goethe Üniversitesi’nde Germanistik Anadalının yanında, Psikoloji ve Çocuk Edebiyatı alanlarında yüksek lisans eğitimi görmüştür. Sakarya Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde çalışmaktadır. Dört yıldır Marmara Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümünde görevli öğretim üyesidir. “Çeviri Eleştirisi Kuramının Temelleri” ve “Çeviri Eleştirisi Kuramı” adını taşıyan iki eseri bulunmaktadır.

Bölüm:

Çeviri Eğitimi Üzerine Değerlendirmeler

Pin It on Pinterest

Share This