Bugün de Ayşe Kul ile Söyleştik

Bugün de Ayşe Kul ile Söyleştik

Çeviri Blog, bugün de sektörün başarılı serbest çevirmenlerinden Ayşe Kul’un yanındaydı. Kendisine bizi kırmayıp işlerini bitirir bitirmez bize vakit ayırdığı için teşekkür ediyoruz. :) Keyifli okumalar!

Merhabalar Ayşe hanım. :) Röportaj isteğimi kırmadığınız için çok teşekkür ederim.

Rica ederim, asıl ben teşekkür ederim bu güzel davet için.

Ekip liderimiz Senem Kobya başta olmak üzere tüm ekibimiz sevgilerini ilettiler öncelikle. :)

Bilmukabele, herkese benden de kucak dolusu sevgiler.

Röportajlarıma geleneksel olarak röportaj yaptığım çevirmenle ilk tanışma anımı hatırlayarak başlıyorum. :) Sizinle tanışmamız da Aktan Aydoğmuş ile tanıştığım zamandı. Almancayla ilgili sorduğum birkaç cümlede bana yardım etmiş, kısa zamanda iyi bir yol kat ettiğimi düşündüğünüzü söylemiştiniz ve bana “grasshopper” lakabını takmıştınız. Dünya görüşünüz ve kişiliğinizle ilham aldığım sizin “çekirgeniz” olmak benim için ayrıca bir gurur kaynağı. :)

Estağfurullah, evet öyle olmuştu sevgili çekirgem.

Sormak istediğim ilk soru, Almanca çevirmenlerin çoğunun ciddi bir Almanya geçmişi oluyor. Fakat maalesef benim böyle bir olanağım henüz yok. Sizce yurt dışında yaşam tecrübesinin çevirmen için önemi nedir? Aynı katkı başka yollarla da sağlanabilir mi, yoksa yurt dışında yaşamak çevirmen için elzem midir?

Bence yurt dışında yaşamış olmanın tabii ki çok büyük katkıları vardır. Ben kendi özelimde bunun avantajlarını yaklaşık 17 yıllık çevirmenlik hayatımda hâlâ yaşıyorum. Ancak elzem olduğunu düşünmüyorum. Hiç yurt dışında yaşamamış ama bu mesleği yıllardır başarıyla yürüten çok sayıda meslektaşım var.

Biliyorsunuz, ben de hem İngiliz hem de Alman dillerinde çevirmen olmak için çaba gösteriyorum. Siz de üç dilli bir çevirmensiniz. Bu konuyla ilgili öneri ve görüşleriniz var mı?

Özellikle yabancı dille ilgili konularda neredeyse klişe haline gelmiş önerilerin başında gelir: Bol bol yabancı kaynak kitap okumak, bol bol yabancı gazeteler ve yayınları takip etmek ve benzerleri… Orada yaşamamış olsanız bile oranın kültürüne ve özellikle dil bilgisine aşinalık kazanmanın tek yolu bu. Daha da önemlisi, ki bu tüm meslek adayları için geçerlidir, seveceğiniz mesleği seçin veya mesleğinizi sevin!

Bizim röportajlarımızın bir âdeti de röportajımızı kabul eden çevirmenin ona has özelliklerinden birini konuşmaktır. :) Siz de sektörde en çok tanınan ve aranan çevirmenlerdensiniz ve sizin de sektörde, deyimi yerindeyse “delikanlı bir kadın” olarak tanındığınızı söylemek sanırım hatalı olmaz. Siz kendinizi ve sektöre karşı duruşunuzu nasıl konumlandırıyorsunuz?

Öncelikle teşekkür ederim beni bu şekilde onurlandırdığınız için. :) (Hatta şımardım. :))
“Delikanlı kadın” olarak anılmak, alabileceğim en güzel iltifatlardan biridir. İnsan kendi için bu tanımı yapmaz ama dışarıdan bunu duymak, bir şeyleri doğru yaptığını gösteriyor. Benim prensiplerimin başında “dürüstlük” ve “tevazu” gelir. Dürüstlük, zaten tartışmaya dahi açık değildir ancak tevazudan kastım, “eziklik” veya kendini olduğundan daha bilgisiz göstermek anlamında anlaşılmamalı. Piyasa standartlarında iyi bir çevirmenim, işimi düzgün ve titizlikle yaparım ama mükemmel de değilim, zira bu alanda öğrendiğim ilk şeylerden biri şu: “Mükemmel çeviri yoktur.” :)

Akademide de Alman filolojisi okuduğunuzu biliyorum. Sizce bir çevirmenin çeviribilim ya da filoloji bölümünden mezun olması öncelikli bir ölçüt müdür?

Genel anlamda evet, öncelikli bir ölçüttür, ama yeterli değildir. Tamamen öznel bir değerlendirme olacak ama ben bu mesleği seçerken “dil” ile uğraşmayı, kelimelerin etimolojilerini, kökenlerini ve buna benzer şeyleri araştırmayı küçük yaştan beri sevdiğim için seçtim. Küçük yaşta dahi yurt dışında yaşadığım şehirde Almanca bilmeyen vatandaşlara bir nevi tercümanlık yapıyordum. Dili “merak” ediyordum. O veya bu fakülteye gitmeden de böyle bir merak ve yeteneği geliştirmek mümkün bence.

Çeviri sektörü, diğer sektörlere nazaran çok daha paylaşımcı ve iş sürecinde olan tüm kurumların eş güdümlü hareket ettiği bir sektör olmasına rağmen, bir o kadar da tartışmaları, gruplaşmaları ve sömürüyle anılan bir sektör. Bu bahsettiğim üç sözcük, belki de bu sektörün en çok yakınılan ve kimi zaman mesleği bırakmakla sonuçlanan en önemli üç sorunu. Bu konuyla ilgili bir görüşünüz var mı?

Tartışmalar, gruplaşmalar ve sömürü, hmm… Tartışmalar her meslekte var bence, olması sağlıklı da bir şey, zira tartıştıkça, fikir belirttikçe gelişim mümkündür. Bir konuda katı fikirleriniz vardır, fakat özellikle sosyal medyada bizim mesleğimizle ilgili forum ve platformlarda bazı tartışmalarda sığlık yaşanabiliyor; ama aynı zamanda insan, “Hmm, bak böyle düşünen de varmış!” şeklinde de düşünebiliyor. İkinci sözcük “gruplaşma” açıkçası beni hiç bağlamıyor. Kim kimden yana çıkmış, kim kiminle kavga etmiş, pek umursamam. Tamamen gereksiz bir durum. Üçüncüsü, yani sömürü konusuna gelince: Evet, bu büyük bir sorun ve can sıkıcı. Emeğimiz sömürülüyor, bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun için, “Sürekli artan rekabet ortamında bunun önünü nasıl alabiliriz?” Hep birlikte, her birimiz, ciddi anlamda bu konuya eğilmemiz gerekiyor ve bildiğim kadarıyla son zamanlarda bu anlamda belli başlı çalışmalar başlatıldı.

Çeviri sektöründe gündeme gelen en sık konulardan birisi de çevirmenlerin yerini yapay programların alacağı. Özellikle işin teknik kısmında daha fazla detay bilgiye sahip çevirmenler, bu konuya “kuşkusuz” bakıyorlar ve çeviri alanına ömür biçiyorlar. Siz, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu konuda çok net değilim aslında. Çok teknik bir insan değilim, “klasik” denilebilecek çevirmenlerdenim. Trados programını dahi daha yeni öğrendim sayılır. Zaman ne gösterir bilinmez. Belki teknik ağırlıklı metinlerde o tür yapay programlar gerçekten de işimizi elimizden alabilir ama çevirmenlik mesleğinin yakın gelecekte tamamen elimizden alınması, bana hala ütopik geliyor. Hep birlikte göreceğiz. :)

Çeviride uzmanlaşma konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizin de bir uzmanlık alanınız ve “asla almam” dediğiniz çeviri konuları var mı?

Ben her ne kadar “all-round” çevirmenlerden olsam da kendimi daha yatkın gördüğüm, yıllar içerisinde daha uzmanlaştığımı düşündüğüm metin türleri var. Fakat “asla almam” dediğim türler pek yok (bakınız burada da mütevazi değilim :)) ama sevmeyerek yaptığım, amma da uzadı elimde dediğim çok iş çıkıyor karşıma. :)

Ancak genç meslektaş adaylarımıza uzmanlaşmayı kesinlikle tavsiye ederim. Bir alanda “falanca arkadaş bu işi çok iyi yapar” denilmesi, rakiplerinizin önüne geçmenizi sağlar.

Çok teşekkür ederim Ayşe hanım. Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Ben teşekkür ederim Çağdaş kardeşim. Hoş bir sohbet oldu, sana ve senin nezdinde tüm genç haleflerimize başarılar dilerim. :)

 

Pin It on Pinterest

Share This