“Durun, Çevirmem Gerekiyor!”

“Durun, Çevirmem Gerekiyor!”

  • 13 Ekim 2016 tarihinde, tarafından yazılmıştır.

Sakarya Üniversitesi ünlü çevirmen Eser Tözüm’le söyleşti!


Birçok çevirmen adayının hayallerini süsleyen sözlü çeviri alanı hakkında merak edilen her şeyi, çevirmenlik mesleğinin günümüzdeki durumunu, mesleği icra edebilmek adına sahip olmamız gereken özellikleri Eser Tözüm, objektif ve samimi görüşleriyle bizlerle paylaştı. Kendisine güzel sohbeti için bir kez daha teşekkür ediyoruz.

21 Kasım 1979 İstanbul doğumlu olan Eser Tözüm ulusal ve uluslar arası platformlarda serbest konferans tercümanlığı yapmaktadır. Amsterdam Üniversitesi Sosyal ve Davranış Bilimleri Fakültesi İletişim Bilimlerinden mezun olduktan sonra yüksek lisans eğitimini Amsterdam Üniversitesi’nde tamamlayan Eser Tözüm, ana dili olan Türkçe dışında Almanca, Felemenkçe, Fransızca, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Latince ve Portekizce dillerinde çeviri yapmaktadır. Kendisi dokuz dilde ulusal ve uluslararası platformlarda, zirvelerde, basın toplantılarında, konferanslarda tercümanlık yapmayı sürdürmektedir. Aynı zamanda futbol tercümanlığı da yapan Tözüm, uzun bir süredir Beyaz Show programında da yaptığı çevirileriyle bilinmektedir.


Sözlü tercümeye ilk olarak nasıl başladınız? Bize bu süreçten biraz bahseder misiniz?

24 yaşındaydım ve Hollanda’da yaşıyordum. Bir gün İngiltere’den bana bir telefon geldi. İtalyancayı çok yeni öğrenmiştim. Çok hakim değildim ve bana Milan takımının Hollanda’ya geleceği, şampiyonlar ligi maçında PSV takımıyla karşı karşıya geleceği söylendi. Telefonun diğer ucundaki kişi İngiltere’den bir çeviri şirketindendi. Bana bu çeviriyi İtalyanca ve Hollandaca dilleri arasında gerçekleştirebilip gerçekleştiremeyeceğimi sordu. Bu teklif karşısında tabii ki çok endişelendim. Çünkü İtalyancayı yeni öğrenmişim, çeviri yapmamışım ve futbol hakkında hiçbir bilgim yok. Hayır demek istedim ama ağzımdan evet cevabı çıktı. Ve üç gün sonra kendimi PSV stadının önünde buldum. Büyük bir heyecanla stattan içeri girdim. Beni basın odasına aldılar. Daha sonra stattaki yerimi aldım. Yaklaşık yetmiş kişilik büyük bir gazeteci ordusu geldi. Almanya’dan, Belçika’dan, Hollanda’dan ve tabii ki İtalya’dan gelen gazetecilerdi. Orada kendimi arenanın önünde aslanların önüne atılmış gibi hissettim. Tabii yapacak bir şey yoktu. Basın toplantısı başladı. Gazeteciler çok hızlı ve deneyimli bir şekilde sorular soruyorlardı ve cevaplarını istiyorlardı. Ben söyleneni algılamaya çalışırken yanımdaki teknik direktör -Carlo Ancelotti şu an da Real Madrid takımını çalıştıran en başarılı teknik direktörlerdendir- cevabı vermeye başladı. Öndeki kadın entegre bir şekilde üç sorusunu sordu ve cevabını almaya başladı. Baktım benim kontrolümden çıkıyor, ”Durun, bu şekilde olmaz benim önce çevirmem gerekiyor.” dedim. Orada bir inisiyatif aldım ve etkili oldu. Basın toplantısı o anda durdu, ben ilk soruyu çevirdim, cevabı verilince diğer soruları da çevirdim. Böylelikle İtalyanlar da ne olup bittiğini anlamış oldular. Sıra geldi İtalyan teknik direktörü Carlo Ancelotti’ye. İtalyanca sorular başladı. İtalyanlar çok hızlı konuşuyor, siz de görmüşsünüzdür, o anda da farklı aksanlarda İtalyanca konuşuyorlardı. Ben bir şekilde anlamaya algılamaya çalışarak çeviri yaptım. Tabii çok heyecanlanmıştım. Meslekle bu şekilde tanıştım. Bu şekilde mesleği sevmiş oldum. Ondan sonra kariyerimde güzel bir şekilde ilerlemeye başladım.

Sözlü çeviriyle tanıştığınız ilk basın toplantısından önce ufak da olsa çeviri faaliyetleriniz var mıydı?

Bu benim ilk deneyimimdi. Çeviride ön hazırlık şart tabii ki. Futbol terminolojisini ve her iki takımdaki bütün takım oyuncularının isimlerini ezberledim. Son zamanlarda kim gelmiş, kim sakatlanmış gibi bilgileri edindim. Çeviri tamamen kendiliğinden gelişti.

İlk deneyiminize biraz zirveden başlamışsınız.

Evet, biraz öyle olmuştu.

Peki sizi nasıl buldular?

O dönemde ben Amsterdam’da yerel televizyonda görev yapıyordum. Oradaki platformdan benimle bir şekilde iletişim kurdular. Aslında tamamen şanstı. Hayattaki fırsatları değerlendirmek diye bir şey var. Karşımıza çıkan bu fırsatlardan korkabilir, geri çevirebiliriz ama bir de ne olursa olsun ben bu işi deneyeceğim demek var. Ben de ilk başta istemeyerek gittim ama bu sayede hayatımda çok farklı kapılar açıldı diyebilirim.

İspanyol dilini öğrenmek isteyenler için neler söylemek istersiniz?

Bana “İkinci dil olarak hangi dili öğrenmeliyim?” gibi çok fazla mail geliyor. Ben de ikinci bir dil olarak İspanyolcayı öneriyorum. Dünya çapında en çok konuşulan dillerden ve üstelik çok zor bir dil değil. Gramerini öğrenmek kolaydır. Tabii herkesin çalışma tekniği farklı olabilir. Ama ben kısaca kendi tekniğimi paylaşayım: Gramer ve kelime hazinesini geliştirmek bana göre paralel ilerlemeli. Dile tamamen hakim olmak istiyorsanız mutlaka gramerine hakim olmalısınız. Yani bu omurgasıdır dilin. Fiil çekimleri, özneler tam olduktan sonra kelime öğrenmek o kadar da zor değildir. Sonra yalın cümlelerle üç kelimelik, dört kelimelik çok basit cümlelerle yeni öğrenilen kelimeler dahil ediliyor. Birçok insan kelime öğrenmenin yabancı dil öğrenmek olduğunu sanıyor ama gramer de aynı derecede şarttır.

Bu kadar dil arasında kendinize daha yakın bulduğunuz dil hangisi?

Hollanda’da olduğum dönemler tabii ki Felemenkçe’ydi. Şu anda Hollandaca ve Türkçe arasında gidip geliyorum diyebilirim. İkisinin de içinde yaşıyorum.

Aynı anda iki dil birden öğrenilebilir mi? Bunu öneriyor musunuz?

Tabii ki iki dili aynı anda öğrenen var. Tercih meselesidir. Önermiyor değilim ama bir dile hakim olmak gerçekten uzun bir zaman zarfıdır. Ciddi bir emek ve çalışma istiyor. Zihni çok fazla yormamak lazım diye düşünüyorum. Benim tavsiyem tek tek ilerlemektir.

Dokuz dili aynı anda biliyorsunuz ve bu dilleri pratikte nasıl aktif tutuyorsunuz?

Aslında aktif tutmak için uyguladığım yöntem yok. Zamanla zihnime yerleşti. İlk zamanlar birbirine karıştırıyordum. Örneğin İtalyanca konuşurken İspanyolca kelimeler kullanıyordum. Ama beyin inanılmaz bir mekanizma. Zamanla yerleşiyor.

En çok hangi dilde çeviri teklifi alıyorsunuz?

Türkiye şartlarında tabii ki İngilizce. Şu an Türkiye’nin mevcut durumuna baktığımızda ticari ilişkiler gelişmeye başladı. Yabancı ülkelerle ekonomik anlamda ilerleme var. Almanya’da, Belçika’da, Hollanda’da nüfus çok yaşlı. Türkiye ise inanılmaz bir genç nüfus potansiyeline sahip. Dolayısıyla günümüzde birçok ülke Türkiye ile ticaret yapmak istiyor. İngilizce en çok konuşulan dil fakat yeni dil düşünenler için Çince ve Japonca çok önemli. Sağlık alanında ise Arapça.

Dil öğrencileri olarak dinleme, okuma, yazma ve gramerde çoğumuzun bir sorunu yok fakat konuşamıyoruz. Yurt dışına çıkma fırsatı olmayan arkadaşlarımız da var. Türkiye’de konuşma yeteneğini nasıl geliştirebiliriz?

En önemlisi zaten bu. Öğrendiğiniz bilgileri kullanmadıktan sonra bir işe yaramaz. Aslında çok az insan yurt dışına çıkıp pratik yapma imkanına sahip oluyor. Bu yüzden ben teknolojiyi çok etkin kullanmanızı tavsiye ediyorum. Ben de zamanında dijital ortamda yabancı arkadaşlar edinmiştim. Bunun çok faydasını gördüm. Bunun dışında Türkiye’yi ziyaret eden çok fazla yabancı turist var. Biraz da fırsatları yakalamak gerekiyor.

Bir dilde soru sorulduğu zaman cevaplarımız yanlış olursa diye endişeleniyoruz. Konuşmayı deniyoruz ama bu zor oluyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ama yabancı dil öğrenmek hata yapmaktan geçiyor. Hiç kimse yabancı dili doğuştan mükemmel şekilde öğrenmiyor ki. Ben de birçok yabancı dil ortamında bulundum. Portekizce öğrenmek gerekiyordu. Futbol tercümanı olarak çok fazla Brezilya oyuncuları vardı. Portekizce bir ihtiyaçtı. Brezilya’da bir ailenin yanında kaldım ve onlarla ilk masaya oturduğumda Portekizce sorular yöneltmeye başladılar. Aslında söylediklerini anlamakta çok zorlanmıştım. Dile hakim değildim. Anahtar kelimelerle kendimi ifade etmeye çalıştım ama çekindim kendimi çocuk gibi hissetmiştim. Karşımdaki Türkiye ve ekonomisi ile ilgili çok önemli sorular yöneltiyor. Cevabını biliyorum ama cevap veremiyorum. Bunlar benim de yaşadığım sıkıntılardı. Bu süreçten geçmeniz şart. Eğer bir yabancı dili gerçekten öğrenmek istiyorsanız korkularınızı bir yana bırakın. Hata yapmanız yabancıların hoşuna bile gidiyor. Size karşı sempati uyandırıyor.

Almanca hakkında ne düşünüyorsunuz? Çeviri sektöründeki konumu nedir?

Almanca da tabii ki İngilizce’den sonra en önemli dil. Ben eski Almanya başkanı Gerhard Schöder’e çeviri yaptım hatta mihmandarlığını yaptım. Üç gün boyunca eşlik ettim. Yurt dışında bir dünya lideriyle çalışmak güzeldi. Almanya’nın ekonomisine baktığımızda ülke olarak dünya lideri. Dolayısıyla Türkiye’deki gelişmelere baktığımızda, Almanya ile ilişkilerimiz açısından Almancayı avantajlı olarak görüyorum.

Çeviri sektöründe hangi alandan keyif alıyorsunuz?

Ödül törenleri çok zevkli geçiyor. Spor ve futbol alanında çalışmak da keyifli geliyor. Maç öncesi anonslar, basın toplantısından önceki heyecan, ”Yapabilecek miyim?” gibi keyifli hislerdir. Mesleğimi çok seviyorum. Çevirmenlik çok geniş bir yelpazede imkan veren bir alan.

Peki bilemediğiniz durumlarda ne yapıyorsunuz?

Mümkün olduğu kadar kendimizi çeviri öncesinde hazırlayabiliriz. Genellikle Türkiye’de çeviriyle ilgili önceden bilgi verilmiyor. Bunu yapan kurumsal şirketler var ama çoğunlukla son dakikada devreye girip çeviriyi gerçekleştirmemiz gerekiyor. Çevirmen olarak geniş bir genel kültür hayatınızı kolaylaştırıyor. Gündemi takip etmek önemli. Çeviri faaliyetinden önce konuyla ilgili bilgi toplamak, terminoloji çıkarmak ve ezberlemek önemli. Ben ev ödevi yapar gibi her çeviri öncesi mutlaka bu çalışmaları yapıyorum. Keyifle yapıyorum çünkü aslında kendime yatırım yapmış oluyorum. Bu mesleğin en güzel yönü, insanın sürekli kendini geliştiriyor olması. Hiçbir zaman durmuyorsunuz, hep yeni bilgiler ekleniyor size. Yazılı çeviride bilmediğim bir kelime çıkarsa bağlama bakıyorum. Etrafındaki kelimelerden hangi anlama gelebileceğini çıkarmaya çalışıyorum. Eğer ardıl çeviri yaparken böyle bir durum olursa ”Neyi kastettiniz?” gibi sorular soruyorum. İnisiyatif almak çok önemli. Emin değilseniz sorun. Bu o kadar önemli ki. Siz, kişiler arası, şirketler arası, ülkeler arası, kültürler arası köprüler oluşturuyorsunuz. Rahatlıkla sorabilir, inisiyatif alabilirsiniz. Ben bu şekilde ilerliyorum diyebilirim.

Ülkemizdeki dil eğitimi konusunda ne düşünüyorsunuz? Eğitim sisteminin yetersizliği konusunda ne söylersiniz?

Gerçekten üzücü. Aslında müthiş bir potansiyel var. İngilizce konusunda bir eksikliğin olduğunu da fark ediyorum. Belki ben deyurt dışında büyümeseydim, ben de bu tür sorunlarla karşılaşabilirdim. Belki yatkınlığım olduğu için İngilizceyi bir şekilde çözerdim ama diğer dilleri öğrenebilir miydim, bilemiyorum. Umut ediyorum ki eğitim sisteminde bir takım gelişmeler yapılacaktır. Eğitim konusunda elimizdeki araçlarla kendimizi geliştirmemiz lazım.


 

Pin It on Pinterest

Share This