Türkiye’nin Bitmeyen Problemi: İngilizce

Türkiye’nin Bitmeyen Problemi: İngilizce

3przjcu_xcbteeuodnc8kjl72ejkfbmt4t8yenimkbvaiqdb_rd1h6kmubwtcebj

Türkiye’de neden İngilizce öğrenilemiyor? Ne yapmak gerekiyor?
Yabancı dil okuyan öğrencilerin dil öğrenmek ile ilgili olan kaygıları nelerdir?

Bu tartışma konusu aslında hiç bitmeyen ve uzun süre daha güncelliğini koruyacak gibi görünen bir mesele. Farklı uzman kişilerce yanıtlanmış ama tam anlamıyla kesin sebebini saptayabileceğimiz bir faktör ne yazık ki bulunamadı, bulunur mu dersiniz?

Kabaca bir hesaplama yapacak olursak, bir öğrenci ilkokul 4. sınıfta başlangıç düzeyinde İngilizce öğrenmeye başlıyor, ki günümüzde birçok okulda bu eğitim artık ilk okul birinci sınıftan başlıyor. Ortaokul düzeyinde 700 saat ve lise düzeyinde yine 700 saat olmak üzere ortalama 1400 saat İngilizce dersi görüyor. Ancak durum şu ki, 1400 saatlik program sonunda öğrencilerin %90’ı hala başlangıç düzeyinde kalıyor.

Öğrenciler açısından duruma bakıldığındaysa herkes başlangıçta oldukça hevesli, katılımcı ve öğrenmeye açık. Ancak yıllar geçtikçe dilbilgisi odaklı ve ağırlıklı olarak mekanik alıştırmalara dayalı İngilizce öğretimini formüllere dayalı matematik problemleri gibi görmeye başlıyorlar ve sonuçta İngilizce derslerine karşı antipati başlıyor. Bu da onlarda öğrenilmiş çaresizlik oluşturuyor. (Seligman, 1975).

Ne yapmak gerekiyor?
Öncelikle öğretmenlerimizin mutlaka anadil ve ikinci dil öğrenim süreçlerini iyi bilmesi gerekiyor. Rod Ellis (1988) ‘in dil öğrenimiyle ilgili slogan gibi bir sözü vardır; “Rotayı değiştiremezsiniz ancak öğrenme hızını artırabilirsiniz.

Bu şu demektir: İngilizce öğretmeni öğrencilerin dil öğrenim sürecinde başlangıç düzeyinden en ileri düzeye kadar hangi aşamalardan geçeceğini bilmelidir. Krashen ve Terrell (1983)’a göre motivasyon, özgüven ve endişe gibi duygusal ve tutumsal değişkenler dil edinim  sürecinde önemli rol oynar. Motivasyonu ve özgüveni yüksek öğrenciler dili öğrenmede daha başarılı olmasına rağmen, endişe düzeyi yüksek ve özgüveni düşük öğrenciler ise başarısız olmaktadır. Bu bir tahterevalli gibidir. Öğrencilerin motivasyonu ve özgüveni yükseldiğinde girdiyi daha yüksek düzeyde algılar, anlar ve işlerler, böylece hedef dilde birbirleriyle daha güvenle etkileşimde bulunurlar.

Zihinlerinde girdiyi anlamalarına ve algılamalarına yardımcı olan, zihinde bilgi akışını düzenli ve akıcı bir şekilde düzenleyen duygusal bir filtre vardır. Öğrencilerin dil edinim sürecinde stres ve endişe düzeyleri yükseldiğinde, özgüvenleri düşük olduğunda hata yapmaktan korkarlar ve hedef dilde üretim yapmak istemezler. Böylece adeta zihinlerinde girdiyi anlamalarına ve algılamalarına engel olan bir duygusal filtre duvarı oluşur. Bu durumda yüksek endişe ve gerilim sonucu zihinde bilgi akışı düzenli ve akıcı bir şekilde işleyemez (Krashen ve Terrell, 1983).

Sözün özü, öğrencilere girdi süresince olumlu, yapıcı bir tavır ile yaklaşmaları gerektiği, mekanik formüllere dayalı bir öğretim sisteminden ziyade modernleştirilmiş ve yenilikçi, yaratıcı bir sistem bütünü ile yaklaşılması gerektiği en doğru söylence olacaktır.

Bu durumun akademik hayata adım atıldığı anda bittiğini sanmayın, üniversite öğrencilerinin de –dil bölümü okuyor olmasına rağmen- dil öğrenme, konuşabilme gibi eylemler hakkında büyük kaygılar taşıdığı su götürmez bir gerçek. Bu durum için elbette birçok farklı psikolojik ve bilimsel nedenler sıralanabilir ancak biz seçtiğimiz, birkaç örnek sorun ve yanıtını ele alacağız. Sakarya Üniversitesi Çeviri Topluluğu SAÇEV’in 2015-Bahar Dönemi dergisinde yer vermiş olduğu aynı konu ile ilgili, Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Çeviribilim Bölümü’nden Yard. Doç. M. Zahit CAN hocamızın görüşleri şöyle:

“Ben anlıyorum ama konuşamıyorum. Ne yapmalıyım?”

Elbette her şey bir anda olmuyor. Mükemmele yakın konuştuğunuz anadilinizi dahi adım adım ilerleyerek keşfettiniz. Her gün onunla karşı karşıya kaldınız ve onu yorumlamaya, anlamaya çalıştınız. Çok daha sonra cümle kurma, konuşmaya başladınız. O halde sabırsız davranıp acele etmeyiniz. Zamanı gelince konuşmaya da başlayacaksınız; hem de bu birden gelişecek, anlamak için harcadığınız süreden daha da hızlı olacak.

Dili kullanmak konusunda çocuklar gibi olmak gerekir, yani utanmadan-sıkılmadan konuşmaya çabalamalı, diğer bir tabirle: kafasını gözünü yara yara konuşmaya çalışmalı. Yanlış konuşmaktan, yanlış telaffuz etmekten çekinmemeli, dil ancak konuşarak öğrenilebilir. Küçük ama önemli bir tavsiye, kendi aranızda, hocalarınızla ve internet ortamında konuşabileceğiniz kimselere ulaşmaya çalışın.

“Benim dile karşı bir merakım olsa da galiba yeteneğim yok.”

Dile karşı yetenek diye bir şey söz konusu değildir; belki merak, ilgi düzeyi öğrenmekte kişiyi diğerlerinden farklı kılabilir. Bunun ispatı ise kendi anadilinizdir: Mükemmel seviyede kendi anadilinizi konuşabiliyorsanız başka bir dili öğrenmede hiçbir dezavantajınız yoktur. Dilbilimcilerin araştırmaları bu konuyu net olarak ortaya koymaktadır.

“Gramer biliyorum ancak kelime ezberleyemiyorum.”

Kelime ezberlemek doğru bir yöntem değildir. Ezberler herhangi bir bağlama oturtulmazsa; bir sözcük grubuyla, bir olayla, bir diyalogla ilişkilendirilmezse uçar gider. O halde öğrendiğimiz sözcükleri mümkün olduğu kadar bir ağın içerisine (olay,zaman,kişi,mekan,resim,konu vs.) örgüleyerek öğrenmeliyiz. Bu durumda, tekrar o sözcüklerle karşılaştığınızda kullanıldığı bağlamı ve kelimenin gerçek anlamını biliyor olacağız; ya da tersinden, o olayla, zamanla, kişiyle karşılaştığımızda onu ifade etmek için ilgili sözcükler aklımıza hızlıca gelecektir. O halde yapmamız gereken şey, sözcüklerin metinler içerisinde hangi bağlamda kullanıldığına; olay, zaman, mekan, konu ve özneleri de dikkate alarak anlamaya çalışmak olacaktır.

“Ne zaman ve ne kadar yabancı dil çalışmalıyım ?”

Derslerden bağımsız olarak günde 1-2 saat dil çalışmak lazım. Ancak bunu muntazam yapmalı; sürekli yani her gün yapmalı. Dil öğrenmenin altın kuralı onunla haşır neşir olmaktır. Yalnız hafta sonu çalışayım derseniz, bir yabancı dili öğrenmeniz oldukça zorlaşır. Bu çalışma, masa başında aralıksız olmak zorunda değil, günümüz teknoloji günü; akıllı telefonlarınıza yükleyebileceğiniz uygulamalar ile her an pratik yapabilmeniz mümkün.

Özellikle İngilizce altyazı takip edilerek dizi izlenebilir. İlgi duyulan programlar, kısa skeçler ve şarkılar takip edilebilir altyazı ile.

images

 


Kaynakça :
http://www.academia.edu/3439829/T%C3%BCrkiye_de_neden_yabanc%C4%B1_dil_%C4%B0ngilizce_%C3%B6%C4%9Fretemiyoruz_ve_neden_%C3%B6%C4%9Frencilerimiz_ileti%C5%9Fim_kurabilecek_d%C3%BCzeyde_%C4%B0ngilizce_%C3%B6%C4%9Frenemiyor

Sakarya Üniversitesi Çeviri Topluluğu –SAÇEV Dergisi, 2015 S.:22

Pin It on Pinterest

Share This