Çevirmen Olmanın Zorlukları

Çevirmen Olmanın Zorlukları

Çoğumuz bu işi, göz önünde olup dikkat çekmek için değil; çeviriye ilgi duyduğumuz için yaparız. Evet, bir tercüman sadece insanları değil, aynı zamanda bambaşka kültürleri, milletleri birbirine bağlayan bir köprü görevi görür. Daima çok yönlü bakabilmek, söylenileni değil söylenilmek istenileni anlayabilmek gibi sosyal zorunluluk ve becerileri vardır. Her ne kadar çevirmenliğin sosyallik gerektiren boyutlarını saymakla bitiremeyecek olsakta, çevrilecek bir metinle başbaşa kaldığımızda daima yalnızız.

Belkide işimizin sadece bu yönünü görüp sevdiklerinden olacak, çevirmenliğe yeni adım atacak bazı meslektaşlarımız sektörün yarışına, kargaşasına katılmadan da hem sevdikleri işi yapmak hem de hayatlarını devam ettirebilecekleri bir kaynak bulmak adına bu işi seçebiliyorlar.

Peki, durum gerçekten böyle mi; rekabeti ve iş ağını göz ardı ederek çevirmenliğimizi icra edebiliyor muyuz? Sektörün acımasız gerçeklerini düzenledik, hep birlikte bakalım.

Bildiğimiz üzere, pek çok çevirmen serbest çalışır, yani herhangi bir kuruma/şirkete bağlı değildir. Teknolojinin gelişmesiyle internet üzerinden hemen her işimizi yürütebiliyorken, bir çevirmen sözgelimi Kentucky’de yaşayıp Isviçre bankalarında görev alabilirdi; eğer online çalışabilme avantajları rekabeti de beraberinde getirmeseydi!

Online çalışabilme olanakları, çeviri sektörü için muazzam bir gelişme ve kolaylıkken ne yazık ki aynı zamanda hem rekabeti artırdı hem de bu rekabetin ücretler üzerindeki etkisini ortaya koydu. Bu durumda çevirmenler ya getirisi daha fazla olan çeviriler için hızlı çalışıp acele edecek, ki bu daha az zaman kaybetmek demek; ya da iş bulmak adına çabalama görevini ücrette kesinti olacağını bilerek bir şirkete bırakacak.

Kendi çabasıyla iş aramak veya şirketlerle çalışmak istemeyen çevirmenler için küresel çapta online piyasa da alternatif olarak görülebilir. Ama ücretler konusunda belki de en acımasız tablo burada karşımıza çıkıyor. Yurtdışına ait veriler, 1000 karakter için ödenen ücretin 12 dolara kadar düştüğünü gösteriyor. Bu oranı Türkiye’deki çeviri sektörüne uyarladığımızda da sonuç olumlu olmuyor. Olması beklenilen istatistikler şu şekilde belirlenmiş; 1000 karakter için minimum 50 dolar, söz konusu çeviri edebi metin ise 120 dolar ve sunulabilecek maksimum ücret 250 dolar.

Online piyasalarda genel olarak yabancı diller ve çeviri kalitesinin önemi hakkında bilgi sahibi olmayan işverenler ücreti baz alarak çalışıyor. Sonuç malum, çeviri kalitesinin düşük olma ihtimali artıyor veya çeviriyi hakkıyla yapacak nitelikli çevirmenler ücret konusunda anlaşılamadığı için işsiz kalıyor.

Biz çevirmenler her ne kadar sorumluluğumuzun ve yaptığımız işin ciddiyetinin bilincinde olsak da, karşı tarafın istek ve beklentileri daima bir tık yukarıdadır. Çevirmenler üzerindeki bu aşırı mükemmelliyetçilik kaynaklı baskıların bir diğer sebebi ise yüksek kaliteli bilgisayar çevirileri. Söz konusu program ve makinelerin çeviri kalitesi tartışmaya açık bir konu. Daha önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi, teknolojinin çeviriden yana gelişmesi sektör adına önemli bir başarı ve kolaylık. Ne var ki burada büyük bir yanılgı var ve bedelini tercümanlar ödüyor. Durum şu ki; ya çevirmenler olmadan da bu makine ve programların çeviri işini yapabileceği düşünülüyor ya da çeviri program ve makineleri olduktan sonra tercümanların işi çok kolaymış muamelesi yapılarak mükemmel çeviri (!) için üstlerine daha çok gidiliyor ve tercüman emek vermiyormuş gibi ücretlendirmeye tabi tutuluyor.

Bundan bir yıl önce de bilgisayar çevirisi önemini koruyordu ama içerikle tan uyuşmuyor ve genellikle cümleler yapısal olarak da doğru olmuyordu. Haliyle düzeltme konusunda çevirmenlere büyük ölçüde ihtiyaç vardı. Deep Neural Network olarak adlandırılan program sayesinde çeviri cihazları artık bu sorunları aşmış durumda.

Bugün, çevirmenlere düşük ödemelerin yapılmasında en etkili faktörlerden birisi, işin büyük kısmını bilgisayarların hallettiği düşüncesiyle metni çevirmene sadece son rötuşları yapması için verilmesi.

Teknolojinin sunduğu ve sunacağı kolaylıklar büyük çeviri ajanslarını heyecanlandırıyor ve umut vaat ediyor. Bu noktada çevirmenleri endişelendiren şu ki; geleceklerinde, son rötuşları yapıyor olmaktan fazlası gözükmüyor.

Gelecekleri adına çevirmenlerin atabileceği parlak bir adım olarak; belirli bir uzmanlık alanında kendilerini geliştirmelerini ve kaliteli iş yerlerine/işverenlere başvuru yaparken bu başarılarını referans gösterebileceklerini söylüyor kıdemli bir yetkili. Ama ortada bir gerçek var ki, tüm çevirmenler bunu yapamayabilir. Bilgisayar çevirisini baz alan şirketlerde çalışan çevirmenler, uzun bir süre daha son kontrolleri yapmakla yetinecekler gibi gözüküyor.

Peki çevirinin farklı alanlarında faaliyet gösterenler ve freelancer olarak çalışanların geleceği ne durumda?

İlk olarak şunu belirtelim ki; edebiyat çevirisi risk grubunda yer almıyor. Çevrilmiş kurgu kitapları satışları İngiltere’de 2001-2015 yılları arasında %600 oranında bir artış gösterdi. Ayrıca Elena Ferrante gibi, okuyucularını, bulundukları ülkelerin sınırlarını aşmaya teşvik eden yazarlar sayesinde Amerika’da da kitap çevirileri rağbet görüyor.

Kimse bir kitabın bilgisayar tarafından çevrilebileceğini iddia edemez. Roy Jacobson’ın kitabı ‘Unseen’in çevirisi bunun en güzel örneğidir. Norveççe’den İngilizce’ye ustalıkla çevrilmiş bu eserin MPI ödülüne aday gösterilmesi, çevrilmiş bir kitabın değerinin yazar ve çevirmene yarı yarıya ait oluşunu kanıtlıyor. Buradan da anlaşılabileceği gibi, sözkonusu edebiyat olunca son noktayı daima biz çevirmenler koyuyoruz.

Tercümanlar için bir diğer önemli istihdam alanı ise ticaret. Hemen her alanda olduğu gibi ticari çevirilerde de bir metni çevirmekten ziyade baştan yazmak söz konusudur. İşverenler bazen çeviri metnini orijinaline benzemediği gerekçesiyle kabul etmezler. Oysa ki iyi bir çevirmen zaten metin üzerine düşünme; önemli yerleri vurgulama; cümleleri, anlaşılabilmesi adına bölme veya ekleme gibi süreçler geçirir. Aynı şekilde, iyi bir çevirmen, söylenileni değil; söylenilmek istenileni iletmesi gerektiğini bilir. Değindiğimiz bir sorunu burada yinelemek zorundayız; çevrilmiş metinlerin çoğu, bilgisayar destekli programların çevirisiyle uyuşmadığı için reddediliyor. Şu gerçek göz ardı edilmemeli; çeviri programları ‘cümle cümle çeviri’ yapar. Bir metnin içeriği her zaman bu tür bir çeviriyi kabul etmez. Diller, yapıları ve çok yönlü anlamsal birimleri nedeniyle bu kadar hazır bir çeviriye her zaman müsait olmaz. Bu yüzden içerik üstüne düşünüp yeniden yazmak gerekir.

Çeviride umut vaat eden bir başka alan “yerelleştirme”dir. Daha çok reklamcılık ve pazarlamada karşımıza çıkan bu çeviri alanı tercümanın çeviri üzerine bolca düşünmesini; mesajın, çevrildiği dilde de etkileyici olmasını; erek kültüre ait gerekli referansların yapılmasını gerektirir. Bu durumda, yerelleştirme yapan çevirmenlerin diğer çevirmenlere oranla daha çok ‘yazar’ konumunda olduğu aşikardır.

Sonuç olarak; çeviri, o ya da bu sebepten dolayı sallantıda olan veya tercümanın, kabuğuna çekilerek de dahil olabileceği bir sektör değil. Geleceğin çevirmenleri için yalnızca dil bilmek ve yazabilmek yeterli olmayacak. Aynı zamanda karşı tarafın güvenini kazanmak ve işi doğru yapabilmek adına onları iyi tanımakla da yükümlü olacaklar. Çeviri sektörünün yalnızları ise, işte bunları yapamayan ve yapamadığı için geride bırakılanlar olacaktır.

Kaynak

Economist

Bir Cevap Yazın