Çevirmenin mutluluğu

Çevirmenin mutluluğu

Chicago Üniversitesi’nin başlattığı ve transaksiyonel analiz yapan şirketlerin de takip ettiği; kriter olarak da uyumluluk, gelenekler, evrenselcilik, kendi kendine yetme/kendini yönetme, başarı/başarma dürtüsü, güç, güvenlik hissi ve hedonizm temellerine dayandırdığı araştırmalara göre en mutlu meslek sahipleri arasında tasarımcılar, müzisyenler, fotoğraf sanatçıları, yazarlar, reklamcılar yer alıyor. Ortak noktalarını düşündüğümüzde ise benim ilk aklıma gelen yaratıcılık oluyor.

Peki, çevirmenlik bu listenin neresinde diye sormanız çok doğal. Şu ana kadar bu konuda onlarca akademik çalışma okusam da, bazı akademik çalışmaların çevrilmiş olduğunu da görsem, ne yazık ki çevirmenlikle ilgili bir veriye rastlayamadım. Genel olarak çevirmen figürünü gözümüzde canlardırdığımızda metne odaklanmış, ciddi ve düşünceler içinde bir kişi aklımıza geliyor. Dışarıdan bu beyin fırtınasının bizi yorduğunu ve mutsuz ettiğini düşünenler olabilir, fakat birçok insanın aksine yeni bir kıyafete kıymet vermeyen ama yeni bir kitap için hoplaya zıplaya Fizan’a gidecek insanlar olduğumuz için, çevirmenleri mutlu eden şeylerin bir listesini derleyelim dedik.

Çeviri Blog‘taki anketimizin sonuçlarına göre çevirmenleri en mutlu eden şeyler şu şekilde:

1- Akıp giden çeviri : Kimi çeviriler o kadar hızlı ilerler ki ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini söylemek zordur. Başına oturduğunuzda sabahı edeceğinizi düşündüğünüz metinler, bir bakmışsınız ki tamamlanmak üzere. Bir çevirmen olarak kaliteye ne kadar önem verdiğimizi söylesek de 1 saatte 1000 kelimesini tamamladığımız bir çevirinin bize verdiği haz, sayılarla ölçülemez. Hayal kurmak için para alan yok nasıl olsa: “Keşke çeviri olimpiyatları olsa da yazma hızımızı ödüllendirebilseler, ne iyi olurdu!” dediğinizi duyar gibiyiz.

2- Kaynak metnin ilgi alanında olması : “Sonra normal olmaktan vazgeçip, çevirmen oldum!” diye çevirebileceğimiz bir çeviri deyişi vardır. Her ne kadar çevirmenlik bizim profesyonel mesleğimiz olsa ve geçimimizi bu yolla sağlasak  da bizi entelektüel açıdan besleyen ve ilgimizi cezbeden konularda çalışmak bambaşka bir şey. Her yeni metinde öğrendiklerimiz, yaptığımız araştırmalar, beynimizi zorlayan terimler bizi belki bu mesleğe bağlayan etkenler. Bu yüzden çeviri metni sevdiğimiz bir konu hakkında ise bizden mutlusu yoktur.

 

 

 

 

 

3- Taze kahve: Çevirmenlerin işitsel duyularının en gelişmiş duyuları olduğu düşünülse de taze bir kahve kokusunun davetine asla hayır diyemeyiz. Kafein tutkumuz, uzun çalışma saatlerimizde savaştığımız uyku gibi fizyolojik ihtiyaçlarımıza bir isyan niteliğinde oluşsa da zamanla bir keyif halini almıştır. Farklı kültürlere ait farklı kahve çeşitleri denemeyi ve kahvemizi sohbetle tadlandırmayı çok severiz. Rusların votka ve güzel kadın arasında kurduğu ilginç bağlantıyı uyarlarsak “Mutsuz çevirmen yoktur, daha az kahve vardır.” bile diyebiliriz.

 

 

 

 

 

4- Uyku: Çeviri projesinde zaman yönetimini titizlikle yapan, sadece yetiştirebileceği kadar çeviri yükünün altına giren ve bölünmeden çalışan uslu bir çevirmen olursak belki bir gün biz de günde on saat uyku uyumak nasıl bir duyguymuş görebiliriz.

 

 

 

 

 

5- Ödemelerin vaktinde veya vaktinden daha erken gelmesi: Çevirmenler olarak kaç yaşında olursak olalım Noel Baba’ya, tek boynuzlu atlara ve şehir efsanelerine inanıyoruz. Bu da en güzel örneği.

 

 

 

 

 

6- Kitap okuyacak zaman: Eskilerin” dökülü işin olması” dedikleri bir kavram vardır. Kişinin yapılacak bir sürü küçük küçük işinin olması ve nefes alacak vaktinin olmadığı anlara denir. İşte bu anlar biz çevirmenler için oldukça sık rastlanır durumlardır. Fakat bu durumlarda sakinliğimizi korumamızı sağlayan kendimize ayırdığımız vakitlerdir. 100 çevirmene sorduk diye başlayan bir anket düzenlesek çevirmenlerin en sevdiği şey olarak kesinlikle kitap okumak birinciliği, ikincililiği ve üçüncülüğü alır. Bizi en mutlu eden şeylerden biri de o yüzden okumaya zaman bulmaktır.

 

 

 

 

 

7- Uzun soluklu ve çok kazandıran projeler : Bir hafta yoğunluktan başımızı kaşımaya fırsat yokken, bir hafta telefonumuzun çalmadığı, e-postamızda Vahşi Batı’daki ıssız kasabalar gibi toz kümelerinin uçtuğu zamanlar oluyor. Çevirmeni belki en çok belirsizlik yoruyor. İnsanın sürekli işi olduğunda hem motivasyonu daha yüksek oluyor, hem de bir çalışma planı olduğu için daha verimli çalışabiliyor. Kısa kısa işler ise konular sürekli farklı oldukları için ön hazırlık gerektirdiğinden maddi ve manevi açıdan yorucu oluyor. O yüzden çevirmenler uzun soluklu ve çok kazandıran projeleri her zaman daha çok tercih ediyor.

 

 

 

8- Kulağı tırmalamayan enstrümental ya da klasik müzik: Sürekli kelimelerle uğraştığımız için mi nedir, ne kadar çok yönlü bir insan olsak da özellikle uzun cümlelerle dolu çevirilerde derin anlamlı şarkılardan ziyade arkada çalan bir enstrümental melodi işimizin daha hızla akması için bir katalizatör oluyor sanki. O yüzden çeviri yaparken müzik dinlemek bizi çok mutlu eden şeylerden biri.

9- Tam asla bitmez bu dosya derken, aniden %100 matchlerin ilerlemesi: Bitse de gitsek dediğiniz çeviriler olabilir hayatta, cümleler uzadıkça uzak, son asla gelmeyecek gibi olur. Siz sıkıldıkça iş daha da uzar. İşte tam o anlarda benzerlik oranlarının yüksekliği sizi yeniden hayata bağlayan bir unsurdur. Kendi kendini tamamlayan çeviriden daha güzel ne olabilir ki!

 

 

 

 

 

10- Çok geç ya da çok erken saatlerde aranmamak, mesaj almamak: Çeviri Blog’ta paylaştığımız bir anı vardı. Kişinin ismini vermeden ekran görüntüleri ile durumu izah etmiştik. Kısaca 5 mesajdan oluşan çeviri bürosundan çevirmene tek taraflı atılan 5 mesajdan oluşuyordu.

  • Merhaba Ali Bey, acil bir çeviri geldi. Sabah 7’ye 10 bin karakter. Size ekte gönderiyorum. ( Gece 01:39)
  • Ali Bey, merhaba, iş nasıl gidiyor? ( Sabah 6:30)
  • Ali Bey, sizden yanıt alamadım!! ( Sabah 6:45)
  • Ali Beyyyyy, arıyorum açmıyorsunuz, müşteri geldi, çeviriyi soruyor!! ( Sabah 7:05)
  • Ali Bey, bizi mahvettiniz. İş iptal oldu, bir sürü zarar ettik. ( Sabah 7:36)

Normal bir insan gibi gece saat 12’de yatıp sabah 8’de uyanan Ali Bey, hiç görmeyip, hiç teyit etmediği bu iş için bu sabah telefonuna bakarak mesajları gördüğünde önce gözlerine inanamamış, sonra da çevirmenlerin düğmesine basılınca açılıp çeviri yapan bir makine olmadığından dem vurmuştu.

 

 

 

 

 

11- Çikolata: Çeviri yaparken beynimizin enerjiye ihtiyaç duyduğu bir gerçek. Çikolata ve türevi abur cuburlar ise bunu en güzel karşıladığı düşünülen araştırmalar. Mutluluk hormonu salgıladığı da söyleniyor! Bu söylentiyi yalanlayan, sağlıksız olduğunu kanıtlayan veya aksi yöndeki araştırmaları çeviren ve dilimize kazandıran çevirmen, bizden değildir! :) Çok abartmak yine de sağlığımız için iyi değil. Ne demiş atalarımız “Müzik ruhun gıdasıdır”, ruhumuzu doyurmakla idare edelim!

 

 

 

 

12- Kedi: Çevirmenlerin mutluluk kaynaklarından biri de kediler. İstatistiklere baksak, çeviri ile kedi sevgisinin bir bağı olduğu sonucuna bile varabiliriz. Kimi zaman sessizce çevirimize eşlik eden, kimi zaman minik patileriyle klavyemizde dolaşan dostlarımız tabii ki listemizde ön sıralarda yer alacaktı.

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın