Prof. Dr. Aymil Doğan “Sözlü Çeviri: Her Yönüyle Bir Kalp Çarpıntısı”

Prof. Dr. Aymil Doğan “Sözlü Çeviri: Her Yönüyle Bir Kalp Çarpıntısı”

Sözlü çeviride büyük başarılara imza atan ve andaş çeviri ihtiyacını karşılayacak çevirmenler yetiştirmekte olan Hacettepe Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Prof. Dr. Aymil Doğan, Mersin Üniversitesi Çeviribilim Bölümünün ”Tercümana Söz Ver” adlı konferansında tükenmek bilmeyen enerjisi ile tecrübelerini, birikimini ve sözlü çeviriye dair her şeyi genç çevirmen adayları ile paylaştı. Konferansta çeviri alanındaki en teknik konuyu bile gittiği dans festivalleriyle bağlantılarken sizi bambaşka bir boyuta götürme gücüne sahip bir insan olan Doğan, aktardığı her konuyu birebir hayatında özümsemiş, icra ettiği mesleğe ‘hayat bir göze alıştır’ mottosuyla yaklaşmış ve konuşmasının başında bahsettiği gibi her zaman o tiyatro sahnesinde yerini almıştır.  

 

Aymil Doğan konuşmasına andaş (simültane) çeviri için büyük önem taşıyan, beynimizin işlemleme kapasitesi ile giriş yaptı ve şunları vurguladı: En temelde kapasitemizin enginliğinin farkına varmalı ve kendimizi çoklu ortamlara “maruz bırakmalıyız”. “Maruz bırakmalıyız” ifadesini özellikle, bunun için çok fazla çaba gerekmediğini vurgulamak için kullanıyor. Sadece bilinçli merak ve baktığımız yerin farkındalığı, bir kamu kuruluşunda merdivenleri çıkarken levhaları okuyarak, hangi daire başkanlıklarının olduğunu görmek, bir kitaba bakarken sayfada birkaç kavram veya anlam öbeğine iki saniyelik konsantrasyonla farkına varış ve bellekteki önceki kayıtlarla bağlantılama veya üstbilişi (metacognition) işe koşma, yani okuduğu bilgi hakkında o anda düşünme veya bir iç konuşma kadar küçük çabalarla  beynimizde yeni alanlar açılmasını sağlamak, düşünme ve işlemleme kapasitemizi geliştirecektir. İnsan beyni, hemen yeni sinir ağları geliştirir ve bakış açımızı genişletiverir. O zaman bizi çevreleyen dünyayı daha rahat algılar, daha kolay anlayabiliriz. Beynimizin küçük bir alan kaplayan sinir ağlarıyla çalışmasındansa daha geniş alanda işlemleme yapabiliyor olması yaşamımızı kolaylaştırır biz farkına bile varmadan. Farklı türden insanlarla konuşmak, farklı yerler gezmek, insanı toplumu farklı yöntemlerle anlatan tiyatroya, sinemaya, değişik türden konserlere, opera ve baleye, sergilere gitmek kadar basit ve eğlenceli yaşantılar, bu sinir ağlarının kendi kendilerini geliştirmelerine yol açar ve sonrası daha kolaydır. Bilgi ağlarını, bellekte var olan yollar üzerinden daha kolay kuruverir. Bu bizim okul ve iş başarımızın temelini oluşturur. Genel işleyişi beyin öğrendikten sonra çeşiti konulara dair bilgiler o işleyişle birleşiverir. Bu bizim hem okul başarımızı hem de iş başarımızı temin eder; konular üzerine odaklandık mı alttaki var olan yapı yeni bilgiyi işlemlememizde yardımcı olur, onu kolaylaştırıverir. Bunları yapmazsak, bugünkü gibi her bilgi, bir ıstırap halini alır, biz de öğrenme güçlüğü çeker, bilgi ile ilgili her şeyden sıkılırız.  Kendimizi  geliştirmek istediğimiz konuya, alana, dile maruz bırakmadan gerçek edinim ve öğrenim sürecini başarı ile sonuçlandıramayız. 

”Ben şunu söylüyorum ki kendimizi çoklu ortama maruz bıraktığımız zaman,gittikçe büyüyen ve genişleyen bir beyin kapasitesini tetiklemiş oluruz. Beynin kapasitesi sınırlı değildir, sınırlı olma durumu kısa süreli bellek için geçerlidir. Beyninizde ne kadar çok bağ kurabiliyorsanız o kadar etkili konuşabiliyor oluyorsunuz. Bir kaynakta şöyle okumuştum: eğer doğumdan ölüme kadar beyine her saniye bir birim bilgi girerseniz, tüm ömür içerisinde,ancak yarısı dolar diyordu. Bunu beynin kapasitesinin enginliğini anlaşılabilir ifadelerle anlatmak istemişler. Aslında beyin dolar diye bir durum yok çünkü beyin sürekli gelişen bir organımız. Sözlü Çeviri Çalışmaları ve Uygulamaları kitabımda belirtmiştim, beynimizdeki sinirler birbirlerine kemik eklemleri gibi bağlı değil. Sinir hücreleri arasında boşluk var. Bir sinir hücresinden diğerine bilgi geçerken geçirgenlik hücreleri (nörotransmitter), o alanı buna olanaklı hale getirirler, tıpkı elektriğin suda yol alabilmesi gibi. Böylece farklı zaman ve mekȃnlarda kayıt edilmiş bilgiler birbirleriyle etkileşime geçiverir ve “analiz (bilgiyi sınıflandırabilme özelliği) ve sentez (farklı bilgileri birbiriyle ilişkilendirebilme özelliği)” dediğimiz bilişsel süreçler gerçekleşiverir. Bir bilginin birbirinden farklı alan ve zamanlarda belleğe kodlanmış farklı boyutları birden birbiriyle bağlantılanıverir, sinir hücrelerinin söz ettiğim özelliğinden dolayı.”

Yani, Aymil Doğan’ın bu açıklamalarından kapasitemizin geliştirilebilir olduğunun artık farkındayız, bundan sonraki önemli nokta ise, bilgilerin, bu geçirgen yapıdan birbiriyle bağlantılanması  için esas olan altyapının oluşturulması oluyor. Eğer bu sinir ağı altyapısı dar kalırsa, kısıtlı düşünüp kısıtlı alana sıkışıp kalıyoruz.  Bu yetiyi kazanmak hiç zor değil, sadece bilinçli dikkat ve/veya konsantrasyon, sadece maruz kalış yeterli ve Aymil Doğan’ın da belirttiği gibi ”Beynin dolması diye bir şey yok, bağlantıların çoklaşması ve aktif kalması diye bir şey var.” Bağlantılama yetimizi arttırdıkça konuya dair hakimiyetimizi güçlendiriyoruz.

Tercüman ve Mütercim arasındaki farkı biliyorsunuz. Çalışma miktarı ve hızı açısından tercümanlar mütercimlere göre çok daha fazla efektif ve aktif olmak zorundalardır diyen Aymil Doğan andaş ve yazılı çeviri arasındaki farkı ele alan bir araştırma sonucunu şu şekilde paylaştı:

”Konferanstaki konuşmacılar dakikada iki yüz elli sözcük hızla konuşuyorlar ve 3 saatlik oturumda bu 40.000 sözcük anlamına geliyor. Bu sözcük sayısı da 150 sayfaya eşit oluyor.”

Yazılı, sözlü farketmeksizin bir çevirmenin sahip olması gereken en önemli özellik her alana dair bir bilgiye ve çevireceği alanın terminolojisine hakim olmaktır. Çevirmen demek, bilgi birikimi olan entellektüel insan demektir. Tıpkı doğanın devinimi gibi kendi içerisinde bilgisinin ve gelişiminin sürekliliğini korumalıdır. Sözlü çeviride karşımıza çıkabilecek dünya kadar değişik konuya anında adapte olmamız gerekliliğinden bahseden Doğan, bu adaptasyona bir gün Mevlana çevirisi söz konusu iken diğer gün Devlet Su İşleri’ne yaptığı çevirinin örneğini veriyor. Mevlana ile ilgili çevirisindeki tecrübesini şu şekilde aktarıyor:

”Bir de çeviri yapmaya gittiğiniz konunun içeriğini ve ayrıntılarını önceden tahmin edebilme durumunuz var. Her zaman yeterli bilgilendirme yapılamıyor. Bunun için çok ciddi boyutta toplumsal bir farkındalık yaratılması gerekiyor. Kabine neden iki kişi olarak girildiği konusu nasıl zaman içinde toplumca öğrenildiyse, çalışma koşulları ile ilgili birçok konu da, bizlerin, sizlerin çabalarıyla topluma yerleşecektir; bunun için meslek örgütleri ile birlikte hepimizin üstüne görev düşmektedir. Kıbrıs’taki teknik alan çevirisinden doğrudan Antalya’ya geçiş yaptığımız bir çeviride Antalya’daki çeviri için yeterli bilgilendirme alamamıştık. Bu tür şeyler yazışmalarla önceden netleştirilir; hatta yetkin olmadığınızı hissettiğiniz bir konu ise geri çekilip yerinizi başkasına bırakmanız gerekir; yaşam devinimi içinde çok dikkatli olmak gerekiyor, bunlarla başa çıkabilme ve durumu yönetebilme becerisi de ayrı bir beceri boyutudur. Bir çeviride konu Mevlana idi, ama diyelim ki Mevlana ile hangi içerikte bir toplantı olacağı tüm performansınızı etkileyebilir.  Altyapınız ve yeni durumlarla başa çıkabilme beceriniz bu açıdan çok önemli. İçeriği kestirebilme birçok alt bilginin bir araya gelmesiyle (sentez düzeyinde düşünebilme ve bir değerlendirme yapabilme) gerçekleşebiliyor. Konuyu alamasınız da araştırıcı olmayı öğrenmiş olmalısınız, ipuçlarını değerlendirerek de bilgiye ulaşma yolları var biliyorsunuz. Örneğin, ‘katılımcılar kimler, konuşmacıların özellikleri, önceki konuşmaları ve/veya çalışma alanları neler’ gibi ipuçları değerlendirilebilinir.  Örneğin, bir tarafta asılı afişteki İngilizce başlıkta ”Nomination for World Memory” yazıyor. ”Nomination” adaylık demektir. ”Dünya Belleğine Adaylık”. Diğer yandaki bir Türkçe afişte ise, ”Ortak Dosya Hazırlama” ifadesi geçiyor. Bunları birbiriyle bağdaştırabilmek bile bir bilişsel beceri gerektiriyor. Çevirmenin, diğer alan uzmanlarından farkı burada kendini gösteriyor. İlgisiz gibi görünen iki şeyi birbiriyle bağlantılayabilme ve içeriği kestirebilme özelliği daha önce bahsettiğim çoklu alana maruz kalma durumundan dolayı gerçekleşiveriyor. Bir süre çevirmenlik yaptıktan sonra oluyor bu, elbette hemen olmuyor. Bu sadece dilbilimsel bir bilgi çözümlemeyi değil, aynı zamanda dünya bilgisi ve genel kültürle ilgili art alan bilgisini de gerektiriyor. “Ne, ne olur, ne zaman neyi nasıl değerlendirmek gerekir” kapsamında bir akıl yürütme diyebiliriz. Birbirinden ayrı iki bilgiyi aradaki boşluğu, önceki bilgilerimizle bağdaştırarak doldurmayı ve anlamı kavrama olgularının adını koyan kuramlar var. Unutmayın kuramlar pratiklerin benzer durumları kapsayacak şekilde ifade edilmiş halleridir. Kuram uygulamanın belirli kurallar gözetilerek yazıya dökülmüş halidir en basit ifadeyle, o işlevsel kurallar olmasa anektod derdik kuram demezdik. Sözlü ve Yazılı Çeviri Odaklı Söylem Çözümlemesi kitabımda bunlardan bahsediyorum. Örneğin Bağıntı Kuramı ve Bildirişim Sezdirimleri Kuramı tam da ara boşlukları nasıl akıl yürütmelerle doldurduğumuzu anlatır.”

Çevirinin beynin fiziksel yapısında değişiklik yaptığının tıbbi görüntüleme cihazlarıyla saptandığını yazan araştırmalar olduğunu belirten Doğan, nörodikkatin öneminden bahsetti ve örnekledi:

”Nörodikkat, dikkatin odaklandığı noktalarla bellekte önceden kaydolmuş bilgileri bağlantılayarak daha önce söz ettiğim bilgi ağının etkin biçimde çalışmasını sağlamak anlamına geliyor. Yani, bir şeye dikkati yoğunlaştırıp odaklanıyorsunuz ve bellekteki önceki bilgi ile bir iki saniyelik bir çaba ile bunun bağlantısını kuruyorsunuz. Bu, çok basit bir durumdur. Yolda giderken levhaları okumak, kendi içinizden bunların diğer dildeki karşılıklarını düşünmek,yapamadıysanız internetten araştırıvermek. Artık bilgi edinme konusunda çok olanak var, bizim böyle olanaklarımız yoktu ve ciddi çaba harcıyorduk bilgiye erişmek için. Belki öyle değerini daha çok mu farkediyorduk diye düşünüyorum. Oluşturabileceğiniz art alan ile karşınıza çıkabilecek problemleri halledebilirsiniz.

Okurken tek tek satır satır okuma eylemine giriyorsunuz. Okuma edimleri çok çeşitlidir, amaca hangisi uygunsa o tür okuma gerçekleştirilir. Benim nörodikkat bağlamında bahsettiğim okuma türü, hızlı okuma bilgi kodlama amaçlı okuma; yani, daha ziyade anlam öbeklerine odaklanılarak bunu önceki bilgi ile bağlantılama amaçlı çok hızla sayfa çevirerek yapılacak daha pratik bir edim. Bu size dünya bilgisi dediğimiz o bağlantı kurma becerisini kazandıracak. Aslında zaten bunu yapıyorsunuz ve düşünüyorsunuz fakat şimdi burada duydunuz ki bunun bir anlamı var, artık bunu bilinçli bir şekilde yapın ve kendinize katkı sağlamak amacıyla gerçekleştirin bunu.”

Devlet Su İşleri için yaptığı bir çeviride, ilgili kişileri beklerken sehpanın üzerinde dikkatini çekip de aldığı bir broşürdeki ”savak” kelimesinin anlamını bilmemesine rağmen kelimenin İngilizcesini  çeviri sırasında “spillwater” olarak ilk kez duyduğunda, kurduğu bağlantının yardımıyla anlamı kavrayışının nörödikkat ile ilgili olduğunu da belirtti. 

Öğrenciler ile profesyonel çevirmenler arasında elbette ki belirli farklar var. Öğrencilerin sözdizimine, sözcüklere, profesyonel çevirmenlerin ise anlama odaklandığından bahseden Doğan, söylemin yüzeyel yapısına bağlı kalmayıp anlamı kavramamızın gerekliliğini vurguladı ve ”sözlü çeviri,  ”oral translation” değil.” dedi ve bir araştırmadan bahsetti.

“Bir araştırma öğrencilerle profesyonel çevirmenler arasındaki fark sağ ve sol kulak algılarıyla araştırılmış. Bir ifadede hatayı fark etme açısından öğrencilerin sağ kulaktan da, sol kulaktan da hatayı fark edemediklerini saptamışlardır. Diğer yandan,  profesyonel çevirmenler, anadildeki hataları sağ kulakla, ikinci dildeki hataları da sol kulakta seçebilmişler. Bu ne anlama geliyor? Bir düşünelim. Bu bilgi, öğrencilerin, konuşmacının söylediklerini tam olarak anlamadan, mantık hatalarını fark edemeden, sözdizimini çevirmeye çalıştıklarını ispatlıyor. Oysa, profesyonel çevirmenler, hatayı fark ettikleri gibi, beyinleri dil farkını da fark ediyor; yani algıda seçicilik gelişmiş ve problem çözme becerisi ayrıntılanmış oluyor.”

Bu aşamaya gelebilmek için  ciddi, kasıtlı,  planlı ve devamlı alıştırma yapmak gerekliliğini vurguladı Doğan. Bunun bir de ismi varmış, ‘deliberate practice’ deniliyormuş. Sözlü çeviride , özellikle andaş çeviride anındalık faktörü gibi bazı nedenlerle  sözlü çevirinin zorluklarının oldukça fazla olduğunu vurguladı. Doğan, bu zorlukların oluşma sebebini açıkladı:

”O anda sorunlara çözüm bulmak zorundasınız. Zihindeki bütün yapılanmalar aynı anda devreye girecek ve anında tepki vereceksiniz. Bellekte yığılan bilgiyi nasıl yöneteceksiniz? Bütün problem bu aslında. Yazılı çeviri, fazla ayıracak vaktiniz olmasa bile düşünüp araştırmanız sizlere bir parça da olsa rahatlık sağlıyor. Özellikle üç nedenden andaş çeviri diğerlerine kıyasla daha zorlayıcı, Setton’a göre: 1. Immediacy, yani anındalıközelliği, 2. Simultaneity, yani aynı anda oluş özelliği ve  3. Incrementality, bellekte yığılma özelliği. Andaş çeviri, gerçek zamanlı bir edim bu nedenle tüm zihinsel işlemler, yani tüm bilişsel (cognitive), duyuşsal (affective) ve devinsel (psikomotor) işlemleraynı anda devrededir, hepsi anında yanıt gerektirir ve bütün bunlar olurken yeni girdiler saniyelik zaman dilimlerinde zihinde yığılma yapabilir ve çeviri sürecini olumsuz etkileyebilir.”

Konferans çevirmeninin, başarılı bir çevirmen olarak nitelendirilebilmesi için birçok faktör bulunmaktadır. Çeviri talebinin kendisine ulaşmasıyla başlayan ve konferansın bitimiyle de bitmeyen süreklilik halinde bir süreçten bahsetti Doğan. Her aşamada belirli davranış kodları olduğundan, bu süreçlerin iyi yönetilmesinin tekrar aranabilirliği sağlamada önemli olduğunu, etik davranış biçiminin uzun vadede güveniriliği ve kaliteyi beraberinde getireceğini anlattı. Kabin içinde çalışırken de,  hemen her anın bir davranış  biçimi ile sınama durumu yarattığından bahsetti. İzleyici açısından bakıldığında dört temel aşama varmış, bunları şöyle özetleyebiliriz : 1. Dinlenebilirlik: İzleyici kulaklığı kulağına koyduğunda eğer temiz ve düzgün bir ses ve tonlama duymazsa, rahatsız olup kulaklığı çıkarabilir; eğer rahat dinlenebilir bir ses geliyorsa dinlemeye başlar, o zaman ikinci aşama devreye girer 2. Dil kullanımı: İzleyici dinlerken doğal olarak düzgün ifadelerle bir aktarım duyarsa dinlemeye devam eder ve anlamaya başlar. 3.Bağdaşıklık:  İzleyici, düzgün dil kullanımından dolayı anlayarak dinleyebildiği için, daha ileri bir zihinsel işlemlemeye geçer; fikirler arasındaki mantık bağlantılarını algılayabilmeye başlar. Eğer çevirmen bu bağlantılara dikkat etmezse, izleyici anlamı tam oturtamayabilir. Bu aşamaya kadar düzgün olarak algıladığı çeviri akışında anlam boşluklarını fark eder. 4. Sadakat: İzleyici ya anlam boşluğu keşfettiği için ya da merak ettiği için kaynak konuşma ile çeviriyi karşılaştırmak isteyebilir. Hangi dil düzeyine sahipse o düzeyde olabilir bu. Konuşmacının dediğini mi söylüyor yoksa farklı şeyler mi söylüyor diye kontrol edebilir. Bu aşamaları Aymil Doğan’ın Sözlü Çeviri Çalışmaları ve Uygulamaları kitabında Schöldager’in değerlendirme çizelgesinde de görebilirsiniz.

”Kürsüden konuşma yapan konuşmacının sesi dinleyiciyi fazla rahatsız etmez. Ses kısıklığı bile yaşıyor olsa, ses konferans salonunda dağılır ve herkes de olanı gözlemleyebildiği için ses çoğunlukla rahatsız edici olmayabilir ama kabindeki çevirmenin sesi, dinleyiciye sadece kulaklıktan bir ses olarak gider ve izleyici onu görmez, sadece ses kalitesidir  çevirmenle arasındaki bağ. Örneğin, düşünsenize benim burada konuşurken çıkardığım her türlü ses, örneğin yutkunmam, salonda dikkatinizi bile çekmez ama kabindeki mikrofondan en ufak bir ses, yani mikrofonun algılayabildiği her şey kulaklıktan izleyicinin kulağının içine gider doğruca. Hatta, yanınızdakine gülümseyişiniz, o gülümsemenin sesinize verdiği etki veya kağıtların çevirilişi ya da düşüşü, bunların hepsi izleyicinin kulaklığından duyulur. Sesin kalitesi ve tonlaması ve çevirinin akıcı olması çok önemli.”

Andaş çeviride doğru bilginin yine doğru ve eksiksiz olarak aktarımı çok önemlidir. Yazılı metinden sözlü çeviri bağlamında Doğan bu önemi şu cümlelerle anlattı:

”Bir yönetmelik maddesi düşünün. Onu diğer dile aktarmanız gerekiyor ama elinizdeki yönetmelik maddesi kocaman bir paragraf ise, onu sözlü çeviri sırasında, yazılı çeviride olduğu gibi çeviremezsiniz çünkü zaten bu bölümleri son sürat ve ses tonlaması olmadan okurlar;  belki ileride yetkinlik kazanıldığında olabilir bu. O nedenle, bölmelemeniz daha uygundur çünkü önemli olan yazının üslubu değildir. Daha ziyade, metni o kısa sürede anlamlandırarak diğer dilde okumak gerekir. Anlam birimlerini ve bağlantılarını bulup bunları tek tek “önerme” boyutunda işlemleyip kaçırmamak, yanlış söylememek ve bir sonraki söyleyeceğine de doğru bağlantılıyor olmak gerekir. Bu konuya Söylem Çözümlemesi kitabımda Bağıntı kuramı bölümünde “Cleopatra’s downfall ile başlayan cümlenin önermesel çözümlemesi kapsamında değiniyorum. Dolayısıyla, yazılı metinden sözlü çevirinin konferans çevirmenliğinde kullanımı anlamına gelen “sight interpreting” ile yazılı metni sözdizimini de gözeterek diğer dile aktarmak farklı boyutlardır. Örneğin, bir kurumun akreditasyon sürecinde tüm yönetmeliği masada uzmana “sight translation” şekilde çevirmiştim, bu şekli daha ziyade “oral translation” dediğim aktarım türüne benziyor ama konferansta zaten “sight interpreting” yapıyoruz, nadiren “sight translation” gereği doğuyor.”

Doğan, konferans çevirmenliği hakkında bu önemli noktalara değindikten sonra toplum çevirmenliği, diğer ismiyle kamu hizmeti çevirmenliğinden de bahsetti. Toplum için çeviri olarak da tanımlanan toplum çevirmenliğini; Avusturalya, Amerika gibi çok uluslu, kültürlü ve dilli ülkelerde ortaya çıkmış, halkın kamu kuruluşlarından yardım almasını sağlayabilecek bir çeviri türü olarak açıkladı.

”Bütün ülkelerde aynen bizde olduğu gibi düzensiz bir şekilde başlamış. O dili bilen herhangi bir kişi çağırılmış fakat sonra bunlar düzene sokulmuş. Şimdi bu alan yurt dışında çok güzel ve sistemli işleyen bir alan olma özelliğini taşıyor.”

İrtibat çevirmenliğinin ortaya çıkışı ise, diplomatik alanda  kendini göstermiştir. “liason” bağlantı veya irtibat kurma anlamına gelmektedir;  uluslararası ilişkilerin arttığı 19. ve 20 yüzyıllarda devlet başkanları ve görevlileri arasındaki bağlantıları yabancı dil,  uluslararası ilişkiler ve diplomasi bilen diplomatik görevdeki kişiler sürdürmekteydi. Mesleki Yeterlilik Kurumu, yeterlilik yazım komisyonunda görevli olan Doğan daha önceleri kurum çevirmenliği olarak bilinen kamu kuruluşlarındaki çevirmenleri tarif etmek için kullanılan bu isim yerine, “kurum” sözcüğünün çeviri türünü tarif etmesini uygun bulmadığı için bunun yerine devletin irtibat çevirmenliği ifadesini kabul ettiğini ve bu düşünceyi de çok doğru bulduğunu söyledi. ”Çünkü zaten irtibat çevirmenliği tam da bu durumu tarif etmekteydi önceleri” dedi.  Şimdi yeterlilikler içinde bir de irtibat çevirmenliği yeterliliği bulunmakta ve bu da kamu kuruluşlarında çalışan çevirmenlere gönderme yapmaktaymış.

Her çeviri türü apayrı beceriler gerektiriyor. Fazlasıyla kritik durumlarda çeviri yapmak durumunda kalabiliyorsunuz. Çevirmenin rolü ve kullanacağı stratejiler çeviri türüne göre değişkenlik gösterdiği gibi, aynı çeviri türünde farklı durumlarda farklı tavır ve strateji kullanılabiliyormuş. Örneğin, yaptığı bir araştırmada görmüş ki, göçmenlere çeviri hizmeti veren ‘tercüman’ statüsündeki kişilerden hizmet alan doktorların da beklentileri farklı olabiliyor. Sağlık kuruluşunda ilk müracaatta hastanın genel durumunu anlatan bir aktarım türü beklenirken psikolog veya doktorla görüşme sırasında her türlü sözel veya sessel iletinin aktarılması bekleniliyormuş. Çevirmenin çok kritik durumlarda da kalabildiği o nedenle çok yönlü bir eğitim almış olması gerektiğini vurgulayan Doğan bu durumu  Acil Durum ve Afet Çevirmenliği kapsamında da açıkladı. “Afet alanında ilk yardım sırasında da çeviri yapılabilir, enkaz başında da veya bir kaza sırasında triaj gerektiğinde de bilgisini kullanması gerekebilir, tıpkı birkaç yıl önce Londra metrosuna bomba atıldığında olduğu gibi” dedi ve tecrübelerini şu sözlerle aktardı:

”1999 yılında Marmara Bölgemiz iki büyük depreme hazırlıksız yakalandı, biliyorsunuz. Yabancı arama ve kurtarma ekipleri geldi ve tabii ki,  iletişim ihtiyaçları var ama örgütlü bir sistem kurulmamıştı henüz. Herkes bir şeyler yapmak isteği duyuyor.Uyku tulumum ve çadırım var, yurtdışında mokamplarda kullanmıştım. Ama İstanbul’a gitmek riskli, kendimiz sorun olabiliriz, bir organizasyon dahilinde gidilmeli. Ben de psikolojik danışma diplomam olduğu için hastaneleri aramıştım, psikolojik travmalar için, şu şu özelliklerim var başka hangi konuda  ihtiyaç varsa gelebilirim diye. İstanbul Üniversitesinde toplantıda bir öğrencinin ailesini enkaz altında bırakıp çeviri yapmaya gittiğini anlatışını hatırlıyorum. Afette Rehber Çevirmenlik bu ihtiyacı gidermek üzere kuruldu. Dünyada relief interpreting diye yapılan bir çeviri türü var ama o daha ziyade gelen yardımların dağıtımında yapılıyor. ARÇ’ın özelliği enkaz başında çeviri  eğitimi sağlaması; bunun için sağlanan temel eğitimde AFAD sertifikası, ilk yardım sertifikası ve afette rehber çevirmenlik sertifikası almanız gerekiyor. Gönüllü eğitimi var, o da  bir günlük bir farkındalık yaratma eğitimini içerir. Burada durumsallık dediğimiz şey ortaya çıkıyor. Duruma göre davranış ve karar alma yetisini öğreniyorsunuz. Zaten biliyorsunuz, çeviri bir karar alma sürecidir.”

Aymil Doğan hayatındaki çeviri sürecinden bahsederken, dil bilen kişi olarak daima çeviri sürecinin içinde yer aldığını, öğrenci iken şirketlere girip çalıştığını ama piyasada şirketler kapsamında “çevirmen” diye bir görev tanımı bulunmadığı için “dil bilen eleman”olarak tanımlandığını ifade etti.  İlk kez 1982 yılında Hacettepe’de bu Bölümün açıldığı dönemlerde akademik çalışma için bile kaynaklara erişimin çok zor olduğu dönemlerde hem sözlü çevirinin ilk doktorası ve ilk doçentliği, ilk kitabı gibi akademik çalışmalarını yaparken hem de uygulama boyutunu oluşturan konferans çevirmenliğinde yetkinlik kazanmak için nasıl zorlu bir süreçten geçtiğini anlattı. Bizzat çevirmenlik yapmadan hiçbir çeviri türünün eğitiminin layıkıyla verilemeyeceğini söyledi. Birçok üniversitede mütercim tercümanlık bölümü açıldığını ama henüz bu alanda yetişmiş akademisyen ve eğitimci olmadığı için, alanda uzmanlığını almış kişilerden kaliteli eğitim almış üniversitelerin mezunlarının sadece piyasada çevirmen olarak çalışmakla kalmayıp akademik çalışmalara da yönelerek  bu üniversitelerin eğitimci açığını kapatmaları gibi bir sorumluluk üstlenmelerinin yerinde olacağını ifade etti. Mersin Üniversitesi Çeviribilim Bölümüne jüri nedeniyle gidip geldiğini ve hocalarının iyi bir eğitim için nasıl çaba sarfettiklerini gördüğünü, öğrencilerinin örnek teşkil edecek boyutta yürekli ve çalışkan, becerikli, açık zihinli ve çalışkan olduğunu görmekten memnun olduğunu görüp umut dolduğunu söyledi ve alanlarımıza akademik açıdan da sahip çıkmamız gerektiğini vurguladı. Bir akademik alanın ülkemizde yoktan varoluşunu yaşayan biri olarak, bugün ülkemizde yeni sözlü çeviri alanlarının meslekleşme ve kurumsallaşma sürecine bizlerin de tanık olmakta olduğumuzun altını çizdi. Ve bu güzel cümleler ile konuşmasını bitirdi:

”Mutluluk ve başarı sizin kendinizi tanımlayabildiğiniz, kendinizi hissedebildiğiniz, kendinizi yaşayabileceğiniz ortamın içinde varoluşunuzu gerçekleştirmek demektir. Bu, paradan, ünvandan ve diğer tüm kazançlardan çok daha arınık ve değerlidir. ”

Aymil Doğan’ın “Sözlü Çeviri: Her Yönüyle Bir Kalp Çarpıntısı” adlı konuşmasının daha detaylı halini, ilki 2015 yılında çıkan Çeviri Kitabı’nın devamı niteliği taşıyan ve yakında okurlarıyla buluşacak olan Çeviri Kitabı-2’de okuyabilirsiniz. Çeviri Blog Ekibi olarak Sevgili Aymil Doğan’a katılımlarından ve katkılarından ötürü sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. 

               

Dijital Tercüme Yazılım Ltd. Şti şirketinin CEO’su, ÇİD Yönetim Kurulu Üyesi, çevirmen, eğitimci ve çeviri sektörüne ait tüm etkinliklerin, haberlerin, organizasyonların paylaşıldığı, seminerlerin, yarışmaların ve atölyelerin duyurulduğu, çeviri kulüplerine ait tüm çalışmaların, kariyer günlerinin, sunumların, toplantıların ve organizasyonların paylaşıldığı bir platform olan Çeviri Blog’un kurucusu Senem Kobya, birikimlerini ve tecrübelerini tüm mütevaziliğiyle Çeviri Sektöründe Dil Dağılımı-Öğrencilik Dönemi Yol Rehberi adlı konuşması ile genç çevirmen adaylarına aktardı. Öğrencilere yol haritalarını nasıl çizmelerini gerektiğine ve sektörde onları nelerin beklediğine dair pragmatik bilgiler veren Senem Kobya, yaşamı ve başarılarıyla biz genç çevirmen adaylarına örnek olmaya devam ediyor. 

Aynı zamanda Çeviri İşletmeleri Derneği (ÇİD) Başkanı Rafet Saltık, ÇİD Genel Sekreteri Mete Özel, ÇİD Eski Başkanı Ahmet Çallı ve saat farkına aldırmadan Amerika’dan Skype bağlantısı ile sorularımızı cevaplayan Eser Tözüm’e katılımlarından ve katkılarından dolayı teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Mersin Üniversitesi Çeviribilim Bölümü 4. Sınıf Almanca Mütercim Tercümanlık Programı öğrencilerinin emeği ve özverisiyle düzenlenen bu konferansın nasıl planlandığını, neler yapıldığını ve nasıl yürütüldüğünü konu alan yazıyı kendi dilinden anlatmak üzere yazarlarımızdan Gülşah Filik daha sonraki yazılarda sizlerle olacaktır. 


Derleyen:

Burcu Erseven, Nisan 2018

Mersin Üniversitesi

Tercümana Ses Ver

 

Bir Cevap Yazın