Toplum olarak kullandığımız ve dilimize yerleşmiş bazı kelimeler vardır; çoğumuzun alışık olduğu ve sürekli duyduğu… Üzerinde düşünmeye başladıkça, basit anlamlardan ibaret olmadığını fark ettiğimiz bu söylemlerin topluma verdiği zarar çok daha ciddi boyutlardadır. Evet, temelinde ayrıştırma ve ötekileştirme niyeti yatan ataerkil dil ve cinsiyetçi söylemlerden bahsediyoruz.
Bulaşıcı bir hastalık misali yayılarak toplumun tüm algılarını bloke eder ve cinsiyet ayrımcılığının en basit yansımasıdır. Çünkü biliyoruz ki “eşitlik dilde başlar!”. İşte, tam da bu noktada karşımıza “Feminist Çeviri” çıkar.
Yazın dünyasında cinsiyet ayrımcılığına ve ataerkil söylemlere karşı çıkan Feminist Çeviri, bu amaç doğrultusunda ilerleyen çevirmenlerin sıklıkla başvurduğu bir yöntemdir.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla hem Feminist Çeviriye dikkat çektiğimiz hem de çeviri sektöründe aktif rol alan kadın çevirmenlerle röportaj yaptığımız bir yazı dizisi hazırladık.
“8 Çevirmen ∞ Hikaye” serisiyle, Feminist Çeviri konusunda bilgilendiğimiz gibi birbirinden değerli 8 kadın çevirmenin hikayelerini de dinleyeceğiz.
Serinin ilk yazısına, Feminist Çeviri üzerine çalışmaları bulunan Hacettepe Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık Bölümü, Dr. Öğr. Üyesi Sn. Sinem Sancaktaroğlu Bozkurt ile başlıyoruz. Öncelikle, çok önemli olduğunu düşündüğümüz ancak pek de bilgi sahibi olmadığımız bu konu hakkında bizi bilgilendirdiği ve talebimizi kabul ettiği için Sinem Hanım’a çok teşekkür ederiz.
“Bir gün değil hergün kadının günüdür.” diyoruz ve tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyoruz!
Keyifli okumalar!

Feminist Çeviri nedir? Bu kapsamda geçmişte neler yapıldı, Feminist Çevirinin şu anı ve geleceği konusunda bizi neler bekliyor?

Feminist çeviriyi en basit tanımıyla ataerkil dile bir karşı çıkış olarak düşünülebiliriz. Özellikle ikinci dalga feminizm ile dilin inşacı etkisinin öneminin fark edilmesi, dilin sadece masum bir iletişim aracı olarak görülmesi fikrini ortadan kaldırdı. Dilin ideolojik bir işlevinin olduğu vurgusu, kadınların görünmez kılınmasında önemli bir rol oynadığı görüşü; toplumsal cinsiyet ve çeviri arasındaki ilişkinin gelişmesine katkı sağladı.

Toplumsal cinsiyet ve dil, hatta çeviri arasındaki ilişki daha eskilere dayansa da çeviribilimde feminist bakış açısının varlığının somut olarak hissedilmesi bundan otuz yıl kadar önce Kanadalı bir grup kadın çevirmen ve kuramcının katkılarıyla olmuştur. Kanadalı kadın yazarlar o dönemde ataerkil düzenin dil üzerinden işleyişini aksatmaya ve bozmaya yeltenen deneysel eserler yazdılar. Deneysel edebiyat eserleri veren bu Kanadalı feminist yazarların erkek egemen düzenin hem dilini hem de söylemlerini alt üst ederek, kadının metin üzerinden susturulması ve silinmesine karşı başkaldırdığı düşünülebilir. Bu eserlerin çevrilmesi de benzer şekilde dili politikleştiren ve sorgulayan çeviri yöntemlerini gerektirmiştir. Özellikle erken dönem feminist çeviri stratejilerinin de bu bağlamda ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Louise von Flotow ve Sherry Simon, alana katkı sağlayan pek çok çeviribilimci arasında en çok adını duyduklarımızdır.

Zaman içerisinde farklı alt alanların da inceleme konusu haline gelmesi, kuir kuram, eleştirel erkeklik çalışmaları ve bunların çeviri ile ilişkilerinin de incelenmesi ile alanın kapsamı genişlemiştir. Süreç içerisinde, özellikle de son dönemde, alandaki çalışmaların, batıdaki çeviri araştırmalarına yoğunlaşmasına gelen eleştirilerden hareketle de bazı araştırmacılar tarafından daha yerel ve ulusaşırı bir yaklaşım benimsenmiştir. Ayrıca “feminist çeviri” ifadesinden daha ziyade “çeviriye toplumsal cinsiyet odaklı bir yaklaşım” ifadesi de zamanla kabul görür olmuştur.

Bu alan, ülkemizde de pek çok araştırmacı için verimli bir çalışma alanı sunmakta, farklı alt alanların kesişme noktasında makaleler, tezler yazılmakta; lisans düzeyinde derslerde bir çalışma alanı olarak ele alınmaktadır.

Bu bahsettiklerim işin daha ziyade kuramsal çerçevesini oluşturmaktayken, çeviri uygulaması anlamında da eskiye oranda farkındalık oluştuğunu ve uygulama anlamında da feminist çeviri örneklerini görebiliriz. Sonuç itibari ile feminist çeviriyi sadece belli eserlerin belli stratejiler ile çevrilmesi olarak görmeyip; kuramsal, uygulama ve tarihi boyutlarıyla ele aldığımızda, pek çok çalışma alanı ortaya çıkmaktadır.

Kuramsal ve uygulama anlamında yaşanan bu durumun ilerde de devam edeceğini düşünüyorum ve umuyorum.

Neden Feminist Çeviri? Feminist Çevirinin toplum için önemi nedir? Feminist Çeviride çevirmenin görünürlüğü nedir, ne olmalı?

Feminist Çevirinin ya da Çeviriye Toplumsal Cinsiyet Odaklı Bir Yaklaşımın en önemli katkısı farkındalık yaratmak olsa gerek. Feminist çeviri sadakat kavramını yeniden sorguladığı ve kadın ile çeviri arasında bir benzerlik kurduğu için metnin özgürleşmesi ve çevirmenin görünürlüğü simgesel olarak da oldukça önemli. Çevirmenin görünürlüğü öncelikle soyut bir kavram olarak ele alınarak, bunun az önce belirttiğim gibi simgesel olarak kadın erkek eşitliğine katkı sağladığı  düşünülebilir. Metni özgürleştirir, çevirmeni görünür kılarsak kadını da özgürleştirip görünür kılabiliriz gibi.

Sonrasında dillerarası, diliçi ya da göstergelerarası çeviri bağlamında kullanılan somut stratejiler ile (ön söz yazmak, dipnot kullanmak, çevirmen röportajları vermek gibi) çevirmen görünür kılınabilir. Bunun örneklerini son zamanlarda daha sık görür olduk.

Son olarak da tarihsel süreçte çevirinin kadın erkek eşitliğine katkı sağladığı durumlarda çevirmenlerin bir eyleyici olarak oynadıkları rol anlamında görünür kılınmalarından bahsedilebilir. Örneğin Türkiye’de 1980’lerde feminist hareketin başlamasında çevirinin ve çevirmenlerin rolü yadsınamazken, bunun altını çizmek çeviri ve çevirmenleri görünür kılmaya katkı sağlayabilir.

Kuramsal anlamda kökenleri yapısökümcü yaklaşıma ve çevirinin bir yeniden yazım olduğu fikrine dayanan Feminist Çeviribilim içerisinde, zaman zaman çevirmenin görünürlüğünü sağlamak için ortaya konan yöntemler kimileri için radikal karşılanabiliyor. Halbuki dediğim gibi bu uygulama anlamında olduğu gibi simgesel anlamda da oldukça önemli.

Çeviri eserlerde Feminist Çevirinin uygulanabilirliği ne kadar mümkün? Bu hususta sınır ne olmalı?

Bu konu son dönemlerde makalelere de konu olan bir mesele. Yazın çevirisinde, görsel-işitsel çeviride ve basın çevirisinde örneklerini daha sık görürken, teknik çeviride feminist çeviriye nadiren denk geliyoruz. Yazın çevirisinde de, özellikle yurtdışındaki örneklerde çevirmenlerin sıkıntı yaşadıklarına dair hikayelere de rastlıyoruz.

Halbuki; ben, her ne kadar makalelerde ve derslerde uç örneklerin üzerinde dursak da ufak dokunuşlarla yapılan pek çok şeyin feminist çeviri bağlamında ele alınabileceğini düşünüyorum. Bazı metinler feminist çeviri stratejilerini uygulamaya oldukça elverişli ve biraz araştırdığımızda ve çevirinin sınırlarını biraz genişletip sadece dillerarası çeviri ile sınırlamadığımızda piyasada tahmin ettiğimizden daha çok örnek var. Örneğin çocuk yazınında cinsiyetçi masal ve hikayelerin dil içi çeviri bağlamında yeniden çevrildiğine son zamanlarda sıklıkla tanık oluyoruz. Külkedisi oluyor size Kül Prensi mesela.
Onun dışında “kadın gözüyle habercilik” yaklaşımı bağlamında ana akım medyada cinsiyetçi olduğu düşünülen bir takım haberlerin yeniden ele alınarak toplumsal cinsiyet odaklı bir bakış açısıyla yeniden çevrildiği örnekler de var.

Feminist kurgu ve kurgu dışı eserlerin ise sadık çevirilerinde bile ortaya bir feminist çeviri çıktığını ve sırf o eserin çevrilmek için tercih edilmesinin bile alana katkı sağlayan bir eylem olduğunu; söz konusu eser çoğuldizgeye kazandırıldığı için feminist çeviriye ve kadın erkek eşitliğe bir katkı olduğunu da söyleyebiliriz.

Feminist Çeviri Türkiye’de nasıl ve ne zamandır uygulanıyor? Türkiye’de Feminist Çevirinin tarihine ve bazı uygulamalarına değinebilir misiniz?

Az önce de belirttiğim gibi feminist çeviriyi kuramsal, uygulama ve tarihi boyutlarıyla ele aldığımızda, ülkemizin çok verimli bir uygulama ve araştırma alanı sunduğunu söyleyebilir.

Araştırma alanında ilk soruda da söylediğim gibi ülkemizde ilgili konuda çok fazla şey yazılıp çizilmekte.

Uygulama anlamında ise hem önceki uygulamalar ve hem de yeni girişimler heyecan verici. Her ne kadar çevirmen, yazdığı ön sözde eylemin feminist çeviri olduğuna dair bir ibare kullanmasa da Ayşe Düzkan’ın çevirdiği Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu feminist çeviri bağlamında ilkler arasında ele alınabilir. Türkçede bilinçli olarak yapılan ve yayımlanan ilk feminist çeviri örneğinin ise Emek Ergün tarafından çevrilen Bekaretin El Değmemiş Tarihi olduğunu söylersek yanlış bir yorumda bulunmayız. Çevirmen bunu ön sözde de açık bir şekilde ifade etmiştir. Ayrıca, erken dönem çeviri stratejilerinin çeviri sırasında kullanıldığı da eserde göze çarpıyor. Ancak daha önceki dönemlere, örneğin 1980’lere gittiğimizde Kadın Çevresi Yayınları tarafından bir kısmı kolektif olarak çevrilen ve basılan eserlerin ve sonrasında yayımlanan paralel metinlerin de birer feminist çeviri örneği olduklarını söylemek pekala mümkün. İsyan-ı Nisvan belgeselinde Kadın Çevresi kurucuları ve çevirmenleri olan kadınların çeviriyi yaparken bu etkinin çok da farkında olmadıklarını dinliyoruz; ama eserler, çevirileri ve özellikle yan metinler incelendiğinde bunların güzel bir örnek olduğu sonucuna varabiliriz. Hatta Osmanlı Dönemi’nde baktığımızda, kadın çevirmenlerimizin izini süren çok başarılı akademisyenlerimizin yazdıklarını okuyunca görüyoruz ki o dönemde, daha feminist çeviri kavramı ortada yokken bile, yazdıkları ön sözlerle feminist çeviriye göz kırpan çevirmenlerimiz varmış. Yine aynı şekilde çeviri tarihi alanında araştırma yapan değerli akademisyenlerimizin  araştırmalarına bakınca; sözlü çeviri alanının ülkemizdeki öncülerinin, Hasan Ali Yücel dönemindeki çeviri seferberliğine katılan kadın çevirmenlerimizin de kadınların çeviri mesleği aracılığıyla özel alandan kamusal alana geçmesinin örneklerini verdiklerini ve bu anlamda feminist çeviri bağlamında ele alınabileceğini düşünebiliriz.

Feminist Çeviri üzerine olan çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Bu konuda yaptığım ilk çalışma ilk feminist çeviri örnekleri olarak bahsettiğim eserler hakkındaydı. Henüz bu alt alanın Türkiye’de yeni yeni filizlenmeye başladığı bir dönemdi. Daha sonra özellikle seksenli yıllarda çevirinin feminist harekete yaptığı katkı hakkında bir çalışmam oldu. Araştırma ve yazma süreci oldukça keyifliydi. Son dönemde toplumsal cinsiyet, görsel işitsel çeviri ve engelsiz çeviri bağlamında çok değerli bir hocamla ortak olarak yaptığımız çalışmalar var. Halihazırda eşitlikçi çocuk yazını üzerine bir meslektaşımla birlikte bir kitap bölümü yazıyoruz. Alanın genç araştırmacıların da ilgisini çekmesinin bir sonucu olarak çeviri ve toplumsal cinsiyet ilişkisi üzerine halihazırda yürütmekte olduğum yüksek lisans ve doktora tezleri var. Çok güzel bulgulara ulaşacağımıza inanıyorum.

Bunun dışında çevirmek üzere elime gelen eserlerde şansıma çok keyifli kadın öyküleri oluyor. Örneğin Shakespeare’in Hırçın Kız’ının bazı eleştirmenlere göre feminist bir yorumu sayılabilecek Sirke Kız’ı çevirme şansına sahip oldum. Şu anda çevirdiğim Such a Fun Age de yine çok keyifli ve kadın erkek eşitliği bağlamında okunabilecek bir hikaye.

Bu alanın en önemli özelliklerinden birinin de kolektif çalışma ve kız kardeşlik vurgusu olduğunu düşünüyorum. Akademide de bu anlamda hoş bir sinerji olduğunu ve bu konuda çalışan pek çok araştırmacının elbirliğiyle alana çok güzel katkılar sağlayacağını düşünüyorum.

Bu değerli bilgileri bizimle paylaştığı için Sn. Sinem Sancaktaroğlu Bozkurt’a bir kez daha teşekkür ediyoruz. “8 Çevirmen ∞ Hikaye” serimiz diğer yazılarla devam edecektir, iyi haftalar!

Tags: