Mart ayı boyunca çeviri sektöründe aktif rol alan birbirinden değerli 8 kadın çevirmenle röportajlar yapacağımızı, onların hikayelerine kulak vereceğimizi dile getirmiştik. “8 Çevirmen ∞ Hikâye” projesinin ikinci yazısıyla sizinleyiz. Serinin ikinci yazısında, Rana Kahraman Duru ve Aslı Takanay ile “Afette Rehber Çevirmenliğinde Kadın Çevirmen Olmak” üzerine konuşacağız. Deprem başta olmak üzere pek çok afet olayıyla ülkemizde sık sık karşılaşıyoruz, afetin gerçekleşmemiş olması kadar afet sonrası yapılan müdahaleler ve saha çalışmaları da oldukça önemli. Hem saha çalışmalarında önemli bir yere sahip Afette Rehber Çevirmenliği hakkında bilgileneceğiz hem de ARÇ’ta görev alan birbirinden değerli kadın çevirmenlerin deneyimlerine şahit olacağız. Bu konuda röportaj teklifimizi kabul ettikleri ve tecrübelerini bizimle paylaştıkları için kendilerine çok teşekkür ederiz. İlk yazımızda da dediğimiz gibi “Bir gün değil her gün kadının günüdür!” diyor ve keyifli okumalar diliyoruz.

Bize alanında ilk ve tek olan ARÇ’tan (Afette Rehber Çevirmenlik) kısaca bahsedebilir misiniz?

Rana Kahraman Duru: Afette Rehber Çevirmenlik ekibi 1999 depremlerinden sonra İstanbul Üniversitesi Çeviri Bölümü ve Çeviri Derneği öncülüğünde başlayan bir girişim oldu. O dönemde İstanbul Valiliği ile imzalanan protokol neticesinde resmiyet kazanarak 100 saatlik, Afet, Afet Psikolojisi, Arama Kurtarma, İlk Yardım, Telsizle Haberleşme gibi afetle ilgili tüm alanları kapsayıcı bir eğitim programına dönüştürüldü. Sonrasında 100 saatlik eğitimler 2 günlük gönüllü eğitimleri ile daha geniş kitleleri kapsayıcı hale getirerek çeşitlendi. Halihazırda mevcut pandemi şartlarını da gözeterek online eğitim programımız yapılandırılmaktadır.

ARÇ’ın amaçları ve görev tanımı yıllar içinde afet türlerinin çeşitlilik gösterir hale gelmesi ile birlikte Acil durum ve afet çevirmenliği yapısı kazanmıştır. Ülkemizdeki yabancı arama kurtarma ekiplerinin ve insani yardım ekiplerinin görev aldığı süreçlerde ile AFAD gibi ülke ekiplerimizin yurtdışı görevleri ile eğitim tatbikatlarında çevirmen ve iletişim kolaylaştırıcıları olarak yer almaktayız.

Bireysel olarak afet alanlarında aktif rol aldınız. 1999 depremi sonrasında da sahada çalıştınız. Afet alanlarında yaşadığınız deneyimlerden kısaca bahseder misiniz?

Aslı Takanay: 1999 depremi deprem sırasında işe yaramadığımı hissettirmişti bana. Rus Dili Edebiyatı öğrenciydim, çağrı yapıldığını gördüm, farklı dillerde çevirmen ihtiyacı vardı. Havalimanındaki kriz masasına başvurdum, Yalova’daki Rus arama-kurtarma ekipleriyle bir araya gelip gemide kalmam ve onlar çalışırken çeviri yapmam istendi. Tetanos aşım yapıldı, sahaya gitmek üzere hazırlık yaparken terminolojiye de aşina olmaya çalıştım. İnternet o dönemde böyle zengin içeriğe sahip değildi. Mümkün mertebe depremle ilgili söylenebilecek şeyleri çıkardım. Yoldayken arayıp görevi iptal ettiler. Ben de bireysel olarak, gönüllü bir gruba katıldım, topladığımız yardım malzemesini Adapazarı’na götürüp dağıtımını yaptık. Ama yine de tam anlamıyla işe yarayamadığımı düşünmüştüm. Bu duygu ve düşünce içindeyken ARÇ ile karşılaştım. Eğitimimi aldım. Böylece afet koşullarında bir rehber çevirmen olarak nasıl destek verebileceğimi öğrendim. Bu bilgiler elbette afet ortamında çalışırken insanı daha güçlü, daha soğukkanlı ve daha hazırlıklı kılıyor.

Bizim aldığımız eğitimde kadın-erkek ayrımı yoktur, herkes aynı işleri üstlenmek için eğitim alır. Ancak kadın olarak sahada toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı önyargılarla karşılaştığım oldu doğrusu. Mesela, bir yurtdışı tatbikat için eşlik edeceğim arama kurtarma uzmanlarından biriyle görevden bir ay kadar önce evrak teslimi için buluşmam gerekmişti, gündelik kıyafetlerimle gitmiştim haliyle. Bir afette rehber çevirmen olduğumu bilmesine rağmen o görüşmede bana şöyle bir uyarıda bulundu: “Öyle topuklu mopuklu ayakkabı ile gelmemek lazım ama göreve, dağ başında olacağız, tırmanamazsınız.” Oysa ben elbette biliyordum göreve giderken nasıl giyinmem gerekeceğini, yanıma almam gereken teçhizatı, vesaire. Bir erkek olsam böyle bir uyarıda bulunmayacağından neredeyse eminim. Uygun bir dille uyarısının yersiz olduğunu belirttim o gün. Ama çok sinirlenmiştim. O tatbikatta iki çevirmen çalışacaktık, diğeri bir belediyede çevirmen olarak çalışan, afette çalışma konusunda herhangi bir eğitimi olmayan bir “erkekti” ve esas sorun eğitimi olmadığı için onunla yaşandı. Biz almış olduğumuz eğitim nedeni ile gittiğimiz yerde destek verdiğimiz ekibe yük olmayacak şekilde gideriz; uyku tulumum ve tüm teçhizatımla hazırdım o yüzden. Erkek tercüman ütülü pantolon ve makosen ayakkabıları ile geldi ama. Bir de afet ortamında, tatbikat bile olsa sabah dokuz akşam beş çalışmazsınız, daha yoğundur. Eğitimi olmayan erkek çevirmen buna da hazırlıklı olmadığı için iki çevirmen görevin yükünü paylaşamadık, terminolojiye de hâkim değildi nihayetinde ve tabii aramızdaki fark açıkça ortaya çıktı. Kadın olduğum bana başta önyargılı yaklaşan o ekip üyesi de dahil tüm ekip, işi esas benim yürütmemi istemeye başladı, daha çok güvendikleri için. Bu durum kadın ve erkek olmaktan bağımsız önceden alınan eğitimin aslında sahada cinsiyetlerden bağımsız, dayanıklılık ve alan bilgisi ile süreçte kolaylaştırıcı olabilmeyi sağladığını bir kez daha vurgulamış oldu.

Van Depremi’nde de sahada aktif görev aldım. Yurtdışından gelen insani yardım kuruluşlarına eşlik ettik. Afet ortamları kaotiktir ve iletişim zorlaşır olağan duruma göre. Öte yandan devlet kurumlarının, STK’ların, halkın dili-tonu da birbirinden farklıdır, ama gerekli çalışmaların yapılabilmesi için bu taraflar arasındaki iletişimin sürmesi gerekir. Bizim üstlendiğimiz görev de bu özetle, o kaotik ortamda serinkanlı, sağduyulu, sakin ses olarak devreye girip iletişimin sürmesini sağlıyoruz. Van’da da bunu yaptık.

Rana Kahraman Duru: Ben de Aslı ile 1999 depremlerinden sonra benzer işlevsiz hissetme süreçlerinden geçerek çölde vaha bulmuş gibi ARÇ eğitimi ile karşılaştığımda eğitimimi aldım ve önce tatbikatlarla sonrasında operasyonlarla süreç içerisinde yer aldım ve almaya devam ediyorum.

Görev aldığımız tüm tatbikatlarda ve ekiplerle halen yürüttüğüm irtibatta ben kadın kimliği ile tanınan bir çevirmenden çok uzak, “Rana Hoca” kimliğim ile tanınıp, kabul görüyorum. Aslı’nın da sözünü ettiği gibi aldığımız farklı eğitimler ile kolay olmayan ortamların kolaylaştırıcısı olmaya başladığınız anda cinsiyet kimlikleri ortadan kalkıyor. Sahaya indiğiniz anda ise kimlikler bir anda saydamlaşıp önemini yitirebiliyor. Sahada kadın ya da erkek kimliğinden öte hazırlıklı olma, inisiyatif alma ve dayanıklılık dereceniz varlığınızın ve sürece katkınızın derecesini belirliyor.

Afet durumlarında ihtiyaç duyulduğu takdirde direkt olarak bölgeye gitmeniz ve aktif rol almanız gerekiyor, bu süreçte birçok farklı ekiple beraber çalıştığınızı biliyoruz. Süreç içerisinde bir kadın çevirmen olarak çevrenizden veya afet bölgesindeki diğer çalışma arkadaşlarınızdan gelen sosyal baskılara, cinsiyetçi söylemlere maruz kaldınız mı? Kaldıysanız bu durumlarla nasıl baş ettiniz?

Rana Kahraman Duru: Kadın olarak afet ortamlarında çevirmen olmayı ARÇ olarak çevirmenlik yapmaktan ayrıştıramadığım cinsiyete bağlı kimliklerden bağımsız bir süreç. Dayanıklılık, hazırlıklı olma ve sorunlu gönüllü yerine sorumlu gönüllü olmak sizi üzerinize yapışmış toplumsal kimliklerden ayrıştırabiliyor. Diğer yandan erkek egemen ortamların sert ve hoşgörüsüz savaşgan tavrı bir anda yumuşayıp iletişim akışı başlayabiliyor. 

Aslı Takanay: Van Depremi’nde sahaya ilk intikal eden ve ihtiyaç belirleyen öncü ekipte yer aldım. Dışarıdan bakınca şöyle bir durumdu yani: Bir kadın sırtında çantası, matı, uyku tulumu ile kriz merkezine gidip “ARÇ’ı temsilen geldim, size yurtdışından gelecek ekiplerle iletişimde yardımcı olmak istiyoruz.” diyor. ARÇ’ı bilmedikleri ve muhtemelen kadın olduğum için de başta bu durumu garipsediklerini gördüm. Sabırla anlatmaya devam etmem gerekti ARÇ’ı ve amacımızı. Ama ilk günün sonunda benim ne amaçla oraya geldiğimden çok nerede kalacağım kısmını dert etmeye başladılar. Yine kadın olduğum için tabii. Oysa biz bu tür durumlara hazırlıklı gideriz, gittiğimiz yere yük olmaya değil destek olmaya gittiğimiz için hazırlığımız olur. Bunu defalarca anlatmam gerekti. Ama ekip olarak kotardığımız iş görülünce bu tür durumlardan da eser kalmadı yine tabii.

Sonra aktif olarak sahada görev yapmaya başladığımızda da şöyle bir şey yaşamıştım: Yurtdışından gelen bir insani yardım ekibine eşlik ediyordum, köylere gidip kadınların ihtiyaçlarını tespit ediyorduk temin edip dağıtımını yapmak için. Gittiğimiz bir köyde köyün muhtarı bir kadınla konuşuyor olmaktan rahatsız olduğunu beden diliyle çok net bir şekilde ve hemen hissettirdi bana. Normal şartlarda böyle bir durumda tepkisiz kalmam ama afet ortamında amacımız çok belirleyici, gerekli desteğin mümkün olduğunca hızla ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını sağlamak için oradayız. Muhtarın bir kadınla konuşmaktan rahatsız olduğunu görünce hemen geri çekildim ve şoförlüğümüzü yapan erkek arkadaşımızdan muhtarla iletişimi sürdürmesini istedim. Muhtar onunla hemen konuşmaya başladı ve bizi köyün kadınlarının yanına götürdü, biz de işimizi yapmaya başlayabildik. Böyle şeylerle karşılaşabiliyoruz.

ARÇ süreci başta olmak üzere kariyeriniz boyunca yaşadığınız tecrübelerden yola çıkarak kadın çevirmen olmak ile ilgili neler söylemek istersiniz? Genç çevirmenlere önerileriniz var mı?

Rana Kahraman Duru: Afet ortamları kadın kimliğini içinde bulunulan kültüre ve konuma göre daha görünür hale de getirebiliyor daha görünmez ve cinsiyetçi kimliklerden uzak bir hale de getirebiliyor. Gittiğiniz ülkenin kültürüne göre başınıza başörtü, parmağınıza yüzük takmak durumunda kalabiliyorsunuz. Diğer yandan ekiplerinde kadın uzmanlar bulunan gruplarla yapılan ortak çalışmalarda en başından itibaren kadın çevirmen olarak kabul süreci daha da kolay oluyor.

Afet koşulları dışında, toplumsal cinsiyet rollerinin, kalıplarının ve önyargılarının dayatıldığı simultane çeviri ortamlarında da kadın sesi yerine erkek sesi duymak istediklerini dile getiren işverenler olabiliyor. Kadın çevirmenin ardıl çeviri sırasında görüntüde yer almamasını dile getirme boyutuna kadar varabilen bir görüşle de karşılaşmak mümkün olabiliyor.

Kadın çevirmenlerin sözlü çevirinin her alanına getirdiği zarafet ve incelikli kaliteden öte toplumsal cinsiyet ayrımlarına dayalı önyargıları kırmada afet sahasında da konferans salonlarında da halen fazlasıyla ihtiyaç var.

Bu değerli bilgileri bizimle paylaştıkları için Sn. Rana Kahraman Duru’ya ve Sn. Aslı Takanay’a bir kez daha teşekkür ediyoruz. “8 Çevirmen ∞ Hikâye” serimiz diğer yazılarıyla devam edecektir, iyi haftalar!

Tags: