Bir Staj Bilgilendirme Etkinliği…
İnsan her şeyi birden yapamaz, her işe karşı birden ilgi duyamaz, amenna; Ya avukat olursun ya doktor… Ya zengin olursun ya fakir… Ya kariyer yaparsın ya da çocuk… Hepsini birden yapamazsın belki ama doktorun hakkını arayan bir avukat, gönlü zengin bir fakir olabilirsin… Ya da çocuğunu eğiten bir öğretmen… Bir tanesine odaklanır, o noktadan hayata açılabilirsin. Senem Hanım’ın tam da vurgu yaptığı nokta; uzmanlık alanı…
Bizi birbirimizden ayıran nokta, ilgi duyduğumuz alanlar ile ilgili bildiklerimizdir.
Senem Hanım, işin ehli olan insanlar olarak yetişmemiz gerektiğini ve bunun için de aslında eğitim olarak gereken desteği aldığımızı belirtirken, aslında inceden inceye, tecrübeli ve samimi bir dil ile bizi uyandırmak istercesine, gereğini yapmamız için bize bir çağrıda bulundu ve daha da ötesi bir yardım eli uzattı, bundan ötürü kendilerine müteşekkiriz…
Sonra Neslihan Hanım söze devam etti. Her koşulu kendi lehine çevirmek için çaba göstermek, daha doğrusu istemek gerektiğini vurguladı. Öyle ya, başarının dört şartından biri istemektir diyen Munthe, hayatındaki başarısını başka nasıl anlatabilirdi ki? Neslihan Hanım eksikliği fark edilmeyen bir ortamda gereksinimi gün yüzüne çıkarmayı başarmış ve daha da önemlisi bunu fark etmiş bir insan.
Sıra geldi Göksenin Bey’e. Kendisi, sadece bugünün kendi arasında değil, geçmiş kültürlerin de bugün ile iletişime geçmesi gerektiğini ve bu konudaki eksikliği dile getirdi ve bu eksikliği gidermek için bir adım atan, aynı zamanda rakiplerine de bir fark atmış olur diye ekledi. Ve ilginçtir ki, bu kendisine zevkli geliyor, çünkü uzmanlık olarak seçtiği alan aslında merak ve ilgisinin bir parçası. Programdan ayrılıp eve doğru yol aldığımda, ağır ağır ilerleyen kalabalık beni rahatsız etti, ben de yolumu uzatmama rağmen sakin bir rotayı tercih ettim, kaldı ki yürümeyi de seviyorum. Aradaki zaman kaybını en aza indirmek için hızlı yürümeye başladım; eve varış saatim her zamankinden daha erken oldu, sanırım Göksenin Bey’i daha iyi anladım.
Pınar Hanım, ekilen ağacın meyvesini yerken yaşanan mutluğu, sözden öte gözleriyle anlattı. Sizin sayenizde birileri bir şeyler öğreniyor, elbette siz olmasanız o şeyler yine öğrenilir belki ama aradaki o kişi neden siz olmayasınız? Öğrenmenin verdiği haz bu kadar mı coşkulu anlatılır, lakin öğrenmek için de yine istemek gerektiğinin vurgusunu yaparken Ceren Hanım girdi söze. O değil de, acaba kaçımız sekreter tırnağının ne olduğunu biliriz? Ben bilmiyordum öğrenmiş oldum… Anlaşıldığı üzere Ceren Hanım da, o coşkulu diliyle öğrenmenin, dinlemenin ve anlamanın getirdiği mutluluğu paylaştı bizlerle. Üstelik büyük bir yerde küçük bir bilgiye ulaşabilmenin getirdiği bir mutluluk…
Yukarıda yazdıklarımın, hepimizin bir yerlerde okuduğu, başarıya giden bir yolun adımlarını anımsatır bir yazı olduğunun farkındayım. Ve anlatmaya çalıştığım şey aslında tam da bu. Ben böyle bir bölümün öğrencisiyim. Bu bölümün görevi iletişimi sağlamak. Adım adım… Önce gönül ile akıl, sonra buradan çıkan karar ile dil arasındaki iletişim… Sonra insanlar, kültürler arası iletişim… Bazen aynı dili kullananlar bazen farklı diller arasındaki iletişimi ve tüm bunların sonucunda, birey ile başarı arasındaki iletişim… Ben mütercim-tercümanlık bölümü öğrencisiyim…
Paylaşımlarından ötürü Senem Kobya, Neslihan Aruk, Ceren Özkan, Göksenin Abdal ve Pınar Karaca’ya a teşekkürlerimi sunuyorum.
Saygılarımla
Seda Avaz
İstanbul Üniversitesi
Almanca MT (1.sınıf)