Hasta İlişkilerinde Dil ve İletişim Sorunları-Çeviri Kitabı

Hasta İlişkilerinde Dil ve İletişim Sorunları-Çeviri Kitabı

Hastalarla sağlık çalışanlarının iletişimde dil ve iletişim sıkıntıları zaman zaman yaşanmaktadır. Burada tetikleyici ve sağaltımı etkileyici unsurlardan biri sağlık çalışanlarının hastanın dilini bilmemeleri ve onlarla iletişimde sergiledikleri yaklaşımlar; diğeri de hasta yapısından kaynaklı iletişim sorunlarıdır.

Dil sorunları, Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda olup etnik köken sebebiyle Türkçe bilmeyen vatandaşlarımız ve sağlık çalışanları arasında cereyan etmektedir. Çeşitli sebeplerle (sağlık turizmi, az Türkçe bilme vb.) Türkiye’de bulunan yabancı uyruklu hastalarla sağlık çalışanları arasında da dil ve iletişim sorunları yaşanabilmektedir. Her ikisinde de çözüm olarak hasta yakınlarının hastalarla sağlık çalışanlarının iletişim kurabilmeleri için tercümanlık yapması söz konusu olabilmekte ise de bu, tanı ve/veya tedavide yanlışlıklara sebebiyet verebilmektedir, çünkü tercümanlık yapan hasta yakınları kendi yorumlarını katabilmektedir. Öte yandan, özellikle kırsal kökenli ve Türkçe bilmeyen hastaların özellikle de “mahrem” konuları ifade ederken çekinmeleri eksik veya yanlış tercüme riskini doğurmakta, bu da tanı ve tedavinin doğru belirlenebilmesini olumsuz etkileyebilmektedir (Ross ve Dereboy, Türkiye’de Sağlık Çevirmenliği, 2009). Benzer şekilde, sağlık turizmi kapsamında Türk doktorlarına tedavi olmak amacıyla Türkiye’ye gelen yabancı uyruklu hastalar da kendi kültürel sebeplerinden veya sağlık çalışanlarıyla kurdukları iletişimin kalitesine göre dil bilgisi kaynaklı sorunlar yaşayabilmektedir (Kirstin Öztürk, Türkiye’de Toplum Çevirmenliği Sempozyumu, Boğaziçi Üniversitesi, 22.23 Kasım 2010). Biraz da uyruktan bağımsız olarak ve hastanın yapısından kaynaklı durumlara (Örneğin fiziksel ve sosyal dezavantajlı, işitme engelli, yaşlı, çocuk, travma geçirmiş, bitkisel hayatta, tedaviyi reddeden vb. olması) ve anılan hastaların başvurdukları sağlık kurumlarındaki muhataplarının onların durumları hakkında fazla bilgi sahibi olmayışları ve hastayla duygusal iletişim kurmayı asli bir görev olarak görmeyişleri de etken bir unsur olabilmektedir (Örneğin kimi zaman bir doktorun işaret dili bilmemesinin bedelini yanlış tedavi görerek veya ne yazık ki canıyla ödeyen hastalar bulunmaktadır. Bitkisel hayattaki hastalar da özel bir iletişim yaklaşımı gerektiren başka bir hasta tipidir. Bazı durumlarda, sağlık kurumu çalışanlarının artık bitkisel hayattaki hastaların konuşulanları duyduklarının araştırmalarda da ispatlandığı günümüzde bu bilinçten uzak bir iletişimsel duruş sergilemeleri hasta-sağlık çalışanı ilişkisine ve hastanın ve/veya hasta yakınlarının sağlık sistemine olan inançları zedelenebilmektedir. Elbette gönül istemese de örnekler çoğaltılabilir). Çözüm önerilerine geçmeden önce, sağlık çalışanlarının içinde bulundukları, hizmet vermeye çalıştıkları koşulları da vurgulamakta yarar vardır. Çoğu zaman (özellikle gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında) doktorlarımız ve diğer sağlık çalışanlarımız yoğun günlük kapasitelerle çalışmaktadır. Bu duruma kimi zaman bürokratik engellerin ve özel sorunların da eşlik etmesi de onları insanüstü bir performansla çalışmaya sevk etmektedir ve böylece sağlık çalışanları ağırlığı işin teknik boyutu olan tanı ve tedaviye vermekten yana seçim yapabilmektedirler. Oysaki hastaların sağaltım sürecine, muhatabın dünyasına belli oranda yaklaşmayı eklemekte de fayda bulunmaktadır.

Neticede, gerek dil gerekse iletişim (işin duygusal boyutu, elini hastanın kalbine koyma) konularında hastalarla sağlık çalışanlarının yaşadıkları sorunları engellemek/asgariye indirmek için çeşitli çözüm yolları uygulanabilir. Bu çözümler arasında, Resmi Gazete’de 01.08.1998 tarih ve 23430 no. ile yayınlanan Hasta Hakları Yönetmeliği’nin ve hasta sorumluluklarının kurum kültürlerine yerleştirilmesi, dil bariyerine karşı gerektiğinde tercüman temin edilmesi, uluslararası hasta ilişkileri çalışanları ile birlikte öncelik sırasına göre tüm sağlık çalışanlarının dil, takımla çalışma, kişilerarası iletişim ve genel tıp terminolojisi eğitiminden geçirilmeleri, az bilinen dilleri konuşabilenlerin sağlık çevirmenliği için staj ve iş olanakları sağlanarak kalifiye insan kaynağı eksiğinin kapatılması olabilir (Ross ve Dereboy, Türkiye’de Sağlık Çevirmenliği, 2009). Böylelikle, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Beni Türk Hekimlerine Emanet Ediniz” sözünün önemine bilenler tarafından daha çok varılacak; bilmeyenler tarafından ise bu vesile ile gerçekliğine vakıf olunacaktır.

Kaynak: Çeviri Kitabı

Bölüm: Çeviride Uzmanlık Alanları

http://www.cevirikitabi.com/cevirmenler-ne-isler-ceviriyor/hasta-iliskilerinde-dil-ve-iletisim-sorunlari/

Yazar Hakkında:

Hande Arcan

Bilkent Üniversitesi İngilizce ve Fransızca bölümü mezunudur ve yeminli tercümandır.

 

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest

Share This