Çevirmenin kabusu: Native gibi konuşamamak!

Çevirmenin kabusu: Native gibi konuşamamak!

  • 27 Eylül 2016 tarihinde, tarafından yazılmıştır.

Ortaokuldayken dil öğrenmek için öğretmenlerimizde Türkçe konuşmamız yasaklanmıştı. Çat pat da olsa “zorda kalıp” elimizden geldiğince kendimizi ifade etmeye çalışıyorduk. Bir konuşma yapacaksak öncesinden araştırma yapıyor, konuşmada kullanacağımız kelimelerin anlamlarını öğreniyorduk. Kısaca iyi bir çeviri tecrübesi oldu diyebiliriz. Türkçe konuşan eksi alıyor, kendini Almanca ifade edebilen artı ile ödüllendiriliyordu. İkinci dönemde hemen yanımızda bulunan bir Anadolu Lisesi’nde bunu bir yarışma haline dönüştürdüklerini duyduk. En çok artıyı alan birinci olur diye düşünüyorduk. Ama birinciliği bahçede oynarken düşen ve düştüğünde de “Aua!” diyen bir öğrenciye verdiklerini duyduk. Ne kadarı şehir efsanesi bilinmez, ama tahminimce Türkiye’de doğmuş büyümüş, annesi babası canı yandığında ” Ah!” diye bağıran bir Türk evladı düşerken Aua demez, diyemez. Herkes ana dilinde küfreder derler ya, o hesap!

İş bu noktalara gelmese de veya bir süre sonra buna ihtiyaç kalamasa da, mesleğin başında öğrendiğimiz yabancı dili geliştirmek ve bize sorulan bir soruyu Türkçe anlayıp sonra cevabı Türkçe düşünüp otomatikman çevirerek cevap vermek yerine; tepki süresini azalatmak ve işi hızlandırmak adına neler yapılabileceğimizi Çeviri Blog’ta tartıştık! Öneriler şu şekilde:

– Öğrendiğiniz yabancı dili, ana dili olan biriyle sık sık konuşmak veya yazışmak
– Native özelliğinin 13 yaşına kadar kazanılabilmesi, 13 yaşından sonra en fazla native-like olunabileceğini kabullenmek
– Sadece dinlemekle iyi konuşamayacağını bilmek. Bol bol konuşma pratiği yapmak. Gerekirse kendi kendine konuşmak. Dizileri, filmleri, şarkıları yüksek sesle tekrar etmek
– Akıcılık sağlamak adına ilk başlarda “actually”, “well” ve “I mean” gibi kelimelerden yararlanarak, Türkçe hızında konuşurken takılma olmamasına çalışmak, düşünce hızıyla beynimizin İngilizce cümle kurma hızını senkronlamaya çalışmak
– Tek başınıza, yani yanınızda sizinle Türkçe konuşacak biri olmadan, en az 6 ay, sadece yabancı dile maruz kalmak! İngilizce/ Almanca/ Fransızca vs. duyarak, okuyarak, dinleyerek ve mecburen bir noktadan sonra o dilde düşünerek.
-Özellikle ilgili olduğunuz veya profesyonel olduğunuz konularda yazılar/makaleler okuyun
-İki yönlü bir çalışma programı hazırlayın:
Bir yandan Cambridge Grammar kitabı ile dilbilginizi, yani dilin yapısını, kurallarını, biçimini çalışın. Bu kitapta her sol yaprakta yeni konu ve sağında da alıştırmaları var. Her gün tek bir yeni konu (yani 1 sayfa) çalışıp, alıştırmaları çözüp, önceki konuları tekrar etseniz yeter.
Diğer yandan da İngilizce film ve dizileri, İngilizce altyazılı olarak izleyin. Filmi bir oturuşta izlemeye çalışmayın, konuşmayı takip edemediğiniz veya anlayamadığınız yerde durdurup, söyleniş biçimini çözene ve sözlükten bakarak anlayana dek ilerlemeyin. Bu şekilde belki bir filmi 3-4 günde bitirirsiniz ama hem listening açısından hem de genel olarak yararını görürsünüz.
-Kendinize bir kelime defteri oluşturun. Okuduğunuz metinlerden çıkardığınız kelimeleri İngilizce- İngilizce sözlükten örnek cümlelerle fihrist gibi kaydedin. Belli aralıklarla kelimeleri okuyun. Belirli bir context içinde olursa daha akılda kalıcı olur. Podcast’ler dinleyin. (Learn English gibi) Gramer de çalışın
– Hata yapmaktan korkmayın!

Pin It on Pinterest

Share This