Günümüzde pek çok insan yabancı bir dil öğrenme, o dili özümseme ve günlük hayata adapte edebilme konusunda güçlükler yaşıyor. Yazımızda bu sorunlara ve olası çözümlere değineceğiz. Dünya çapında gerek siyasi-kültürel yapılar gerekse fonksiyonellik göz önünde bulundurularak global dil olarak İngilizce konuşuluyor. İngilizce; Hint-Avrupa dil ailesine mensup, sistematiği kolay ve anlaşılır bir dil olmasıyla daha çok insan tarafından kolayca öğrenilip iletişim aracı olabiliyor. Fakat ülkemizde insanlar yıllarca İngilizce veya diğer dillerin eğitimini almalarına rağmen ne yazık ki büyük çoğunluk iletişim kuracak seviyede dil öğrenimi gerçekleştiremiyor.

Neredeyse hepimiz hayatımızda birkaç kere ”Anlıyorum ama konuşamıyorum.” gibi ifadeler duymuşuzdur. Yabancı bir dili bildiğini iddia eden insanların çoğu konuşma konusunda zorluk çekerken dilin gramatik yapısını ezbere biliyor. Bana kalırsa bu sorun dil öğrenme konusuna bakış açımızdan kaynaklanıyor. Toplumumuzda dil öğrenme konusunda doğru bilinen yanlışlar söz konusu. Bunlardan birisi dil öğrenmeyi gramatik yapı bilmek olarak algılayıp bu şekilde kodlamamız ve okul, kurs gibi kurumlarda bu sistemle eğitiliyor olmamızdır.

Bir dili öğrenmek o dili kültür haline getirmek ve günlük hayata uyarlayabilmektir. Ancak ülkemizde insanlar bir dili o dilin bağlı olduğu kültür ile beraber öğrenmek yerine sadece konuşmayı öğrenmeyi hedefliyorlar. Dili kökleri ile beraber öğrenmeye çabalamadıkları için kesin bir öğrenme gerçekleştiremiyorlar. Ayrıca insanlar öğrenmek istedikleri dile iletişim kurmak amacıyla yaklaşmıyorlar. Genelde ticari kaygılar ile dil öğrenme amaçlanıyor ve dolayısıyla istenilen verim alınamıyor, ilerleme kaydedilemiyor.

Kısaca özetleyecek olursak yabancı dil öğreniminde karşılaşılan zorlukları şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Türkçede kelimeler yazıldığı gibi okunurken çoğu farklı dilde kelimelerin yazılışları gibi okunmuyor olması
  • Türkçenin gramatik yapısının İngilizce gibi yaygın diller ile zıtlık gösteriyor olması
  • Dilin günlük hayata uyarlanabileceği bir çevrede bulunamamak ve pratikten yoksun kalma durumu
  • Gramatik yapıya dayalı eğitim uygulamasıyla eğitilmek
  • Hedef dili anadil olarak konuşan insanlar ile iletişim şansı yakalayamamak veya bu şans elde edildiğinde çekingen tavırlar sergilemek
  • Yabancı dil öğrenme hedefi olmamak veya yanlış hedefler belirlemek

Peki bu sorunların çözümleri ne olabilir ?

Öncelikle dil öğrenimine olan yaklaşımımızı gözden geçirmeliyiz, bir yerlerde hata yaptığımızı fark edeceğiz.

Konuşmayı öğrenmeye çalışan bir bebeği düşünelim; bebek konuşma yetisi edinene kadar çevresindeki insanları dinliyor, anlamaya çalışıyor, simgeleştiriyor, daha sonra taklit etmeye başlıyor ve yavaş yavaş cümle kuruyor. Hepimiz anadilimizi bu şekilde öğreniyoruz. Fakat konu yabancı bir dil öğrenmeye geldiğinde bu şekilde ilerlemiyoruz. Dolayısıyla çeşitli öğrenme güçlükleri ile karşılaşmamız normal oluyor.

Bu sorunların üstesinden gelmek için yeni bir dil öğrenmek isteyen ya da halihazırda öğrenmeye başlamış insanlara birkaç çözüm önerim var. Dil öğrenmek yeni bir alışkanlık edinmektir, bu yüzden bir dili öğrenirken yapılabilecek en iyi şey öncelikle olabildiğince hedef dile maruz kalmaktır. Bir dile maruz kalmak için en iyi yol o dilin konuşulduğu bir ülkede bulunabilmektir fakat eğer böyle bir şansımız yoksa yapabileceğimiz çeşitli alternatifler bulunmakta;
altyazılı film veya dizi izlemek, hedef dilde şarkılar dinlemek, podcast ve videolar takip etmek, gazete veya dergileri okumak, ayna karşısında bireysel konuşma denemeleri yapmak, kelime defteri veya kartları hazırlamak, o dili konuşan insanlar ile iletişim kurmaya çalışmak ve atılgan davranmak bunlardan sadece bazıları…

Şimdi yeni bir dil öğrenmeye başlamanın tam zamanı!

Bonus: Eğer etrafınızda sizinle beraber bu dili öğrenmek isteyen birileri varsa onlarla beraber konuşma grubu kurup bir konu üzerinden tartışabilirsiniz.

Tags: