Çevrilemeyen Kelimelere İddialı Bir Yaklaşım

Çevrilemeyen Kelimelere İddialı Bir Yaklaşım

Bundan birkaç yıl önce ‘’hygge’’ kelimesi Danimarka sınırları dışında da popüler olduğunda; rahat bir hırka üstüne örgü battaniyeye sarılıp çay eşliğinde dizi seyretmeyi ifade etmenin en iyi yolu bulunmuş gibi görünüyordu. Peki sadece Danimarkalılar mı soğuk İskandinavya akşamlarına sahip ya da başka bir örnekle; kahve içerken sohbet etme olayına (‘’fika’’ deniyor) isim koyma ihtiyacı hissedenler yalnızca İsveçliler mi?

İnternet, İngilizce’de tek bir kelime ile karşılığı olmayan pek çok sözcükle dolu. Sözcükler sınırsız bir şekilde üretken ve farklı sözcüklerle birleştirilebilir olduğundan, gerçekten hiçbir İngilizce karşılığa sahip olmaması için bir kelimenin tek ve bölünemez bir birim olması gerekir. Adam Jacot ‘’Bunun İçin Bir Kelime Olduğunu Bilmiyordum’’ kitabında; iki diş arasında bulunan boşluğun, Malezya dilinde bir adı varken (‘’gigi rongak’’); İngilizce’de olmadığını iddia ediyordu örneğin. İki kelimeden oluşan bir ifadeyle karşı karşıyayız ve bu iddianın aksine mükemmel bir İngilizce karşılığa sahibiz: ‘’tooth gap’’ (‘’diş boşluğu’’)

Dahası, İngilizce’de, dişler arasındaki boşluklar tek bir kelime ile de ifade edilebiliyor: ‘’diastema’’. Kökeni Yunanca olabilir ancak İngilizce’ye de geçmiş ve kullanılan bir kelime. Belirli bir dili konuşanlar o dilde bir kelimenin anlamı noktasında hemfikirse kökenin önemi var mıdır?
Kullandığımız kelimeleri nereden aldığımız, tarihimiz hakkında çok şey söyleyebilir. Örneğin; And ve Güney Amerika dağlarının yerlilerine ait Keçuva diline bakalım. Kitap için kullandıkları kelime olan ‘’liwru’’, İspanyolca ‘’libro’’dan geliyor çünkü İspanyollar fethettikleri yerlere yazılı dillerini dayatmıştı. Bu durumda ‘’hygge’’ kelimesinin İngilizce’de de bir karşılığı var: hygge.

Dil ve Kültür

Eskimoların ‘kar’ için 50 civarı kelimeye sahip oldukları iddiasını duymuşsunuzdur; ilk olarak 1986’da Laura Martin tarafından ortaya atılan asılsız bir iddia. Arktik bölgede yaşayan İnuit veya Aleut topluluklarının konuştuğu dil, yapısı itibariyle ‘sentetik’ olup; her bir kelime birçok morfem ve anlamsal parçalar içerebilmektedir.
Söz konusu dilde bir kelime, bir başka sözcük öbeğine işaret edebilmektedir. Örneğin; tek bir kelime ‘’düşen kar’’ anlamına gelebilir. O halde Eskimo dilinde kar ile ilgili 50 kelime bulunması, İngilizce’de kar hakkında 50 ifade ile eşdeğerdir. (örn: yağan kar, buzlu kar, erimiş kar, vb)

Kullandığımız dilin; bireysel ve toplumsal kimliğimiz hakkında ipucu vermesi, bir ölçüde etkileyici bir durumdur. Ekonomist Keith Chen, ‘geçmiş’ ve ‘gelecek’ fenomenlerinin ayrı ayrı kodlandığı dilleri konuşan insanların, sağlık ve para konusunda daha umursamaz davranışlar sergilediklerinden bahsetmişti; gelecek zamana işaret eden göstergelerin, konuşmacının zihninde ‘uzaklık’ hissi uyandırmasına yol açarak davranışlarını etkilediğini belirtmişti.

Bu iddiaya tereddütle yaklaşanlar olduğu gibi insanların büyük çoğunluğu iddiayı ilgi çekici bulmuştu. Buradan yola çıkarsak; dilin, insanlar ve toplumlar üzerinde önemli bir rolü bulunmakla birlikte, insanların bu durumu dikkat çekici bularak abartmaya da meyilli olabileceğini görüyoruz.

Kültürel Ön yargılar

Çalışmalar; belirli konseptler için özgün kelimelere sahip olmanın, bu konseptleri daha kolay ve hızlı algılamaya yardımcı olduğunu ortaya koysa da bu, söz konusu özgün kelimelere sahip olmadığınızda konsepti algılayamadığınız anlamına gelmiyor. Öyle ki; pek çok dil, kadın ve erkek için tek bir üçüncü kişi zamirine sahipken (örn: Türkçe’de ‘o’) bu diller, cinsiyet eşitsizliğinin en belirgin olduğu ülkelerde de konuşuluyor.

Kelimeler üzerindeki oynamalar, Orwell’ın Newspeak 1984’ünde açıkça görülmektedir. Orwell’ın distopyasında; Okyanusya halkını özgürlük algısından mahrum bırakmak için ‘özgür’ kelimesi tüm bireysel özgürlük anlamlarından sıyrılmış ve ‘piresiz/temiz hayvan’ anlamına indirgenmiştir. Burada; İngilizce ‘free’ kelimesinin iki anlamından biri olan ‘özgür’ düşürülmüş; diğer anlam olan ‘-sız, -siz’ ekleri öne çıkarılmıştır. Ne var ki buna sadece bilim kurgularda rastlamıyoruz; dilbilimcilerin altını çizdiği bir nokta var: farklı kültürlere ilişkin iddialarda bulunmak, yabancılaştırma ve dışlama riski taşıyabilir.

Daha da kötüsü; bu durum bir çeşit ırkçılıkla sonuçlanabilir. Çok uç bir iddia gibi görünse de haklılık payını şöyle açıklayalım: Dilbilimci Benjamin Lee Whorf’un, zamansal ifadelere sahip olmadıklarını iddia ettiği Arizonalı Hopi halkı, pek çok insan tarafından, zamanı algılamak ve buna bağlı olarak günlük işlere uyum sağlamakta yetersiz kapasitede oldukları şeklinde haksız bir yargıyla karşı karşıya kalmıştır.

Avustralya dillerinde yönlerin ‘’sağ, sol, vb…’’ şekilde değil de pusula yönleri ile ifade ediliyor olması da ne yazık ki aynı şekilde yadırganmaktadır. Pusula bazında yön algısı olan bir insan, nedenselliği olmayan kelimelerle konuşan bir başkasına göre dil bilişsel açıdan daha gelişmiş olmaz mı? Farklı dil uzlaşımları tuhaf ya da sıra dışı değildir: İngilizce konuşanları ele alacak olursak, İngilizce, varsayılan bir dil konumunda olduğu için ‘‘diğerleri’’ bu denli ‘’farklı’’ gelmektedir.

Amacımız, çevrilemeyen kelimeler konseptine muhalefet olmak değil elbette; aksine, öğrenmeyi seviyoruz. ‘’Hygge’’ ve bizzat oluşturduğumuz olumsuz hali ‘’uhygge’’ gibi zaten farkında olunan ama adlandırılmayan konseptler hakkında öğrenmek hoşumuza gidiyor. Yalnızca, bir dile ilişkin ‘’X için karşılık yok.’’ ya da ‘’Y için 50 tane kelime var.’’ gibi iddialar karşısında daha sorgulayıcı olmayı öneriyoruz.

KAYNAK

Bir cevap yazın