Şeyh Edebali, Osman Gazi’ye verdiği nasihatte “Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın!” sözlerine yer verir. Bu yüzden her alanda olduğu gibi dil alanında da geleceğimize ışık tutmak için geçmişimize dönüp bakarız. Çeviribilimle kol kola çalışan dilbilim; dilin her alanını incelediği gibi bugününü, yarınını, dününü de araştırır, öğrenmeye çalışır. Var olmuş ve artık konuşulmayan ölü diller, kullananı çok az kalmış ölmek üzere olan diller ve kullanılmaya devam eden tüm diller, dilbilimin çatısı altındadır. Yaşayan dillerden zaten yeterince bahsediyoruz, bugün ölü dilleri yeniden yaşatma günü.

Bir Dil Nasıl Ölür?

Ölü diller diye duyuyoruz sürekli. Pekala, nedir bu ölü dil? Dil nasıl ölür? Bir dili anadil olarak kullanan son kişinin de ölmesiyle o dil, ölü bir dil olarak kabul edilir. Bunun sebebi çeşitlilik gösterebilir: savaş, soykırım, göç, sürgün, baskı, toplu ölüm gibi… 2020 yılında yapılan bir araştırmaya göre dünyada aktif olarak 7.117 dil konuşuluyor. Bugüne kadar yapılan araştırmalar baz alınarak tarihte yaklaşık 30.000 dilin var olduğu ve her yıl 6 ile 10 arasında dilin öldüğü biliniyor.

Bu kadar ölü dil arasında, Anadolu insanının mutlaka bir yerlerden aşina olduğu, topraklarımızın eski kiracıları, tarih derslerinde hakkında az çok bir şeyler duyduğumuz Hititler yahut Etiler; dilleri Hititçeden bahsetmeden geçmek olmazdı.

Kimdir ki Hititler?

Bir toplum ve o toplumun dili ayrılmaz bir bütündür. Bu iki farklı gibi gözüken kavram aslında birbirinin içine geçmiş ayna konumundadır.  Dolayısıyla, Hititçeyi anlayabilmemiz, analiz edebilmemiz için önce Hitit Halkına odaklanmak daha doğru olacaktır.

“Hitit” ya da “Hitti” kelimesi Eski Ahit’in ilk kitabı olan Genesis’ten gelir. Kitapta Nuh’un oğlu olan Ham’ın oğlu Kenan, Heth’in babası yani Hititlerin atası olarak geçer ve Hitit kelimesinin kaynağı da burasıdır ancak Hititler kendilerine “Nesi dili konuşan” anlamında Nesililer diyorlardı.

Eski Ahit’ten sonra uzun bir dönem Hititlerin varlığı unutuldu, 1812’ye kadar. Suriye’de J. L. Burckhardt tarafından bilinmeyen bir dilde hiyelogrifler bulundu. Kendisi yazının Hititlere ait olduğunu düşündü fakat kanıtlayamadı. 1887 yılında bulunan Mısır Uygarlığına ait Amarna Tabletleri’nde Akadça yazılmış mektuplar vardı ve bu mektuplarda Kheta Kralı I. Şuppiluliuma’dan bahsediliyordu. Bahsedilen uygarlığın Eski Ahit’te adı geçen Hitit Uygarlığı olduğu düşünüldü. Aynı zamanda bilinmeyen dilde iki mektup daha bulundu. Akadça tabletlerin içeriğine bakarak bu metinlerin Hititlere ait olduğu anlaşıldı ve bu dilin Hint-Avrupa dil ailesine üye olduğunun anlaşılmasıyla Hititlerin varlığının kanıtlanmasına yeni bir ipucu oldu.

Günümüzde Çorum’da bulunan Hititlerin başkenti Hattuşa’nın kazıları 1893-1894 yıllarında başladı ve yıllar boyunca yaklaşık 30.000 tablet çıkarıldı. Bu tabletleri ise 1915 yılında Çek asıllı Alman Asurolog Bedřich Hrozný çözmeyi başardı ancak bu konuya sonra geleceğiz.

Hepimizin tarih derslerinden aşina olduğu Hititlerin yaklaşık olarak M.Ö. 2000 yılında Anadolu’ya geldikleri ve o zamanda Anadolu’ya hakim olan Hatti Uygarlığı’na hakimiyet kurdukları biliniyor. Fakat kendilerinden önceki Hatti topluluğunu asimile etmeye çalışmamışlar, kendileri de bu toplumun ekonomik ve kültürel yapısından etkilenerek Hatti ırkının içine karışmışlardır.

Şu an Çorum’un Boğazköy ilçesindeki Hattuşa’yı başkent olarak kullandılar. Diğer antik uygarlıklar gibi en büyük geçim kaynakları tarımdı. Sosyal piramidin en üst tabakasında kral, kraliçe ve kraliyet ailesi vardı ve bu tabakaya “büyük aile” anlamına gelen “salli hassatar” adı verilirdi. Yönetimde kralla işbirliği yapan ve tam anlamını karşılamasa da bugünkü Bakanlar Kuruluna yakın panku- topluluğu vardır. Panku- kelimesi “hepsi”, “tamamı” anlamına gelir.

İnsana ve insanın yaşama hakkına saygı duyan ve önem veren bir uygarlık olan Hititler, Anadolu’da bundan binlerce yıl önce halka istediği dine inanma ve istediği dili konuşabilme hakkı vermiştir. Kadın ve erkek her koşulda eşit sayılmış ve kanunlar önünde cinsiyet ayrımcılığı yapılmamıştır. Hitit kanunları, kölelere de para ödeyerek özgürlüğüne kavuşabilme ve evlenme hakkı tanıyordu. Şöyle bir bakınca biz değil de onlar daha gelişmiş bir fikir yapısına sahip gibi değil mi?

Yok olmaları ise varlıkları gibi büyük bir muamma. Bilinen, Hititlerin 1200 civarında görkemli başkentleri Hattuşaş da dahil, yurtlarını terk edip kayıplara karıştıkları. “Tabii, bilgi anlamında kayboluyorlar, insan olarak değil” diye vurguluyor Koç Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden Yardımcı Doçent Dr. Çiğdem Maner. Toplu göçlerinin en büyük nedeni Dr. Maner’e göre peş peşe gelen kuraklıklarla kendini belli eden bir iklim değişimi olabilir fakat bu konu hakkında elimizde tahminlerden başka net bir kaynak yok.

Hititçeye Dair Birtakım Şeyler

Viyana Üniversitesi Profesörü Çek Bedrich Hrozny (1879-1952), 1915 yılında Hitit dilini çözmeyi başardı. Başlangıç noktası şu cümleydi “Nu ninda-an ezzateni, vatar-ma ekuteni”. Hitit metinlerinde birçok Babil kelimesi yer aldığı için Babil dilinde “ekmek” veya “yemek” anlamına gelen “ninda” kelimesi ilk ipucuydu. Hrozny kendine basit bir soru sordu: “Yemekle ya da ekmekle birisi ne yapar?” Cevap tabii ki birinin onu yemesiydi. Böylece “ezzateni” kelimesi yemekle ilişkili olmalıydı. O halde “ninda”dan sonra gelen “an” bir nesneyi işaret etmeliydi. Eldeki bu iki öneriyle beraber Hrozny, Hint-Avrupa dillerinin hem dil bilgisine hem de kelime bilgisine baktı. Hititçe “ezza” kelimesinin İngilizcedeki yemek (eat) fiiline benzediğini fark etti. Sadece İngilizcede değil aynı zamanda Yunancada (edein), Latincede (edere), Almancada (essen), ve özellikle ortaçağ Almancasında (ezzan) benziyordu. Eğer bu doğruysa, yazının ikinci kısmı büyük bir sorun değildi çünkü Türkçe olarak su anlamına gelen İngilizce “water” ve Almanca “wasser” kelimelerine kolaylıkla çevirilebilirdi. Hrozny cümlenin “You will eat bread and drink water” (Ekmek yiyecek, su içeceksin) olarak okunmasını önerdi ve bu tüm Hitit dili için doğru çıktı. Bu dil Hint-Avrupa kökenliydi.

Hititler Mezopotamya’da çok yaygın olarak kullanılan çivi yazısını kullanmışlardır. Sümerler tarafından icat edilen çivi yazısı en başında piktogramla (bir eşya, nesne, obje, kavramı resmetme yoluyla temsil eden sembol) yazılırdı. Örneğin; bir ayağı temsil eden işaret “ayakta durmak”, “yürümek”, “koşmak”, “gitmek” anlamında kullanılırdı. Yıllar içinde bu işaretler sadeleşerek logografik (yazı dilinde bir kelime veya ifadeyi temsil eden yazılı karakter) hale gelmiştir. En sonunda ise sesler işaretlere tekabül edecek şekilde fonetik kullanılmaya başlandı.

Hitit çivi yazısında ise üç çeşit yazı kullanılmıştır: fonetik, ideografik ve belirleyici.

Fonetik işaretler hece halindeydi. “Ünlü+ ünsüz, ünsüz+ ünlü, ünsüz+ünlü+ünsüz” harfler şeklinde olabilirdi. Yalnız ünlüler için işaretler vardı ama yalnız ünsüzler için işaret yoktu.

İdeogramlar, tüm bir kelimeyi işaret edecek şekilde fonetik olmayan işaretlerdi. Herhangi bir dilde okunabilirler. Örneğin, “tanrı” işareti Sümercede dingir, Akadçada ilum, Hititçede siuna-, Hurricede eni- olarak okunurdu.

Belirleyiciler ise eklendikleri kelimelerin kategorilerini tanımlamak için kullanılan ideogramlardır. Çoğu telaffuz edilmez ve tamamladıkları kelimenin önüne yerleştirilirler. Örneğin; Dıngır yani “tanrı” ideogramı ilahi isimleri belirlemek için kullanılır. Dıskur, yanı “fırtına tanrısı” gibi.

Hititçe basit kelimelerden örnek verecek olursak kelimelerin sırasıyla İngilizce, Hititçe ve Türkçe karşılıkları  şu şekildedir:

  • father: attas: baba
  • mother: anna: anne
  • fire: pahhur: ateş
  • water: wātar: su
  • sea: aruna: deniz
  • earth: tēkan: dünya
  • tree, wood: tāru: ağaç
  • hair: tetanas: saç
  • head: harsar: baş
  • eye: sākuwa/sakaui: göz
  • tooth: kagas/gagas: diş
  • hand: kissar: el
  • knee: gēnu: diz
  • foot: patas: ayak
  • heart: kir: kalp

Hititler, kelimelerinin arasına Akadça kelimeler de yerleştirmişlerdir. O dönemde dost ya da düşman birbiriyle uzaktan veya yakından ilişkisi olan topluluklar birbirlerinden kültür, din ve hatta kelime alışverişi bile yapmışlardır günümüzde bizim de diğer toplumlarla alışverişte olduğumuz gibi.

Sizin, benim geçtiğimiz yollardan bir zamanlar onlar da geçtiler, baktığımız dağlara onlar da baktılar ve hatta avlandılar, aynı gökyüzüne baktık, aynı taşa toprağa dokunduk ancak sadece zamanlar farklıydı. Belki bizim geçmişte bu yollardan geçenlerin kim olduğunu sorguladığımız gibi onlar da geçmişlerini sorguladılar, geleceklerini merak ettiler. Bastığımız toprakların bilip duyduğu ama bizim elimizde hakkında çıkarımlardan, tahminlerden başka bir şey olmayan insanlar, topluluklar ve diller var, vardı… Bugün topraklarımızın eski kiracıları Hititlerden ve dillerinden bahsettik. Başka dillerde, başka yazılarda, başka evrenlerde buluşmak üzere…

Tags:

Bir cevap yazın