Benden bu başlıklı bir yazı istendi. Doğrusu zor bir soru… Yaklaşık iki aydır yanıtlamayı ertelediğim bir soru…

Çevirmenlik deyince ne anlıyoruz? Bence burada kilit eylem “anlamak”…

Hayat, bu iletişim eyleminin en önemli bileşenine göre bizim için manalı hale geliyor.

“Anladığımızı sandığımız” bilgiler, değerler, eylemlere göre harekete geçiyor,  ürünler ortaya koyuyoruz.

Çevirmen olarak bizden istenen, başkalarının bilmediği bir dilde oluşturulmuş iletileri çözmek, bize çeviri işini veren kişi aslında temelde şu soruları soruyor: “Bu metinde ne diyor? Karşımdaki kişi ne dedi? Benden ne istiyor? Çevirmen olarak onu anlamamı sağlar mısın?”

Bizler için hayatın pek çok göstergesini, bileşenini, ilişkiyi anlayıp, yorumlamak ve uygun biçimde çevremizdekilerle iletişime girip “olumlu sonuçlar” üretmek, “çatışma” yerine “uzlaşma” kültürü ile yol almak kolay olmadığına göre, başkalarının iletişimine de aracılık etmek, onların birbirini anlamasını sağlamak da kolay olmasa gerek…

O halde, iletişime aracılık ettiğimizde, tarafların anlaşma ve uzlaşmalarını sağlamaya çalıştığımızda “anladığımızdan” nasıl emin olabiliriz? Dil dışı pek çok başka bileşeni değerlendirmemiz gerekmez mi? Okulda bizim sıklıkla kullandığımız terimler ile konuşursak, o iletişim durumunun artalanını, bağlamını, taraflarının kimliğini, iletişimin amacını dikkate almamız gerekmez mi? Günlük yaşantımızda kendi dilimizde iletişim kurarken bütün bunları dikkate alıyor muyuz? Böyle bir duyarlılık gösteriyor muyuz? Maksimum duyarlılık gösterdiğimizi iddia ettiğimizde bile, yanlış anlaşılmalar, kırgınlıklar, kızgınlıklar, küskünlüklerle karşılaşmıyor muyuz?

Soruya, sorulara yanıt vermeye çalışmam pek de hoş olmadı, farkındayım. Ben kendi adıma bu soruları yanıtlayamıyorum. Hiçbir zaman kusursuz anlamadan söz edemiyorum. Kendi dilimde bile…

Birbirini anlamaya ve bu anlama üzerinden birlikte hareket etmeye, bir sorun çözmeye, bir itilaf gidermeye, işbirliği yapmaya çalışan taraflar arasında bir “iletişim uzmanı” olduğumuzda işler daha da karmaşıklaşıyor, değil mi? Bu iletişimi amacına uygun bir mecrada gerçekleştirebilmek için nasıl bir sorumluluk üstlenmeliyim? Ben bu iletişim olayındaki tüm bileşenlerin farkında mıyım? Öyle olsa bile, anladığımı sandığım şey ile ilgili bir çift anlamlılık, yanlış anlama, taraflardan birini zorda bırakacak bir durum ortaya çıktı mı? Aldığım çeviri kararları böyle bir durumun ortaya çıkmasına neden olabilir mi?

Her çeviri yaptığımızda bu soruları kendi kendimize sorarsak, çevirmen olma yolunda büyük bir adım atarız diye düşünüyorum. Çünkü çevirmen olmak, bir iletişime aracılık etmek aslında insanların pek de önemini kavrayamadığı, bir yabancı dildeki dilsel bileşenleri bir başka dile aktarmanın çok daha ötesine geçen büyük bir sorumluluk… Bu sorumluluğu üstlendiğimizde, “anlamak” ile ilgili bu sorular zihnimizin bir köşesinden sürekli bize bir şeyler fısıldadığında büyük bir yol almış oluruz. Ayrıca olmak, bir evrilmek meselesidir, hiçbir zaman “Tamam, ben oldum.” diyemeyiz. Hep bir öğrenme süreci içinde yaşar, öğrendiklerimize yenilerini ekler ve yaşamımızın sonuna kadar da böyle ilerleriz. Olduk demek, bulunduğumuz noktada kalmak, etrafımızda olup bitene, gelip geçene, değişip dönüşene kayıtsız kalmak demektir. İşte anlamak ile de ilgili en büyük sıkıntı budur. Olduk, dediğimizde anlamak ile ilgili araçlarımızı, bilgi birikimimizi dondurur, yeni olana, yeni olduğunu iddia edene, kendi eski gözlüklerimizle bakmaya çalışırız. Bu nedenle, nasıl “ben artık olgun bir insan oldum” diyemezsek, bence hiçbir zaman ben “çevirmen oldum” diyemeyiz. Anlamaya çalışıyorum, aktarmaya çalışıyorum, başkalarının benim sayemde iletişim kurmasını kolaylaştırmaya çalışıyorum gibi daha alçak gönüllü iddialar, bizi hem mesleğimizde hem de insan olarak dünyada varlığımızda “manalı bir yere” getirebilir…

http://www.cevirikitabi.com/cevirmenler-ne-isler-ceviriyor/ne-zaman-cevirmen-olduk-diyebiliriz/

Kaynak: Çeviri Kitabı

Bölüm:Çevirmen olmak ve çevirmenlik mesleği

Yazar: Doç. Dr. Betül Parlak

İstanbul Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyatı Anabilim dalından mezun olmuş ve aynı alanda yüksek lisans ve doktora yapmıştır. 2013 yılında Çeviribilim alanında doçent unvanı almıştır ve şimdi yazılı çeviri alanında çalışmaktadır. Günümüzde İstanbul Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nde görev yapmaktadır ve Çeviri Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürütmektedir.