Çevirinin Tiyatral Yanı

Çevirinin Tiyatral Yanı

“Bütün dünya bir sahnedir[1].” Demiş Shakespeare, yok artık! Dünya olsa olsa insanların işlerini halletmek için gelip ardından kapısından çıkacakları bir kurumdur. Bu noktada kelimelerin anlamlarını, kullanım yerlerini iyi saptamak çok önemlidir. Bahsettiğimiz bağlamda kullanılan kelime olarak kurum; köklü bir yapıyı içeren yapı, kuruluş veya müessese olarak kabaca tanımlanabilir[2]. Sahne ise insanların yaşadıklarını keyiflerine göre (ister duygusal ister trajikomik) anlatabildikleri mekandır. Performansa dayalı bir anlatım olduğuna göre bir amacı olduğundan bahsetmek mümkündür, bundan dolayı sahne bir kurum olarak görülebilir, ancak kurum bir sahne olamayacak kadar ciddidir. Yaşadıklarını başkalarının da tecrübe ettiğini görmek, aklından geçen fikirlerin saçmalıklarından daha beterlerinin olduğunu bilmek isteyenler gelir seyre. Yazarlarından dekorasyonunu yapan elemanlarına ve hatta bilet bulamayıp kapı aralığından izleyen seyircilere kadar bir gerçek yaşam simülasyonudur sahne. İmgelerin perdesi ardına saklanmış bu tablodaki kişi ve mekanlar ne özeldir halbuki! Ne yazık ki işi biten çekip gidecek, sahneyi boş bırakmakta ardına dahi bakmayacaktır gerçek yaşamda. Yineleyecek olursak, dünya bir sahne olmak için çok ciddi bir kurumdur. Ciddiyetin yaratıcısı dünyevi amaçlar olsa gerek, ya da amaçlarımız dünyayı anlamlı kılar bizim için. Çok yakın bir arkadaşımın deyişiyle, “Uğruna savaşılacak bir şeyimiz yoksa, gerçekten de yaşamımızın bir anlamı olmayabilir, fakat bazen yaşamımızın anlamı da ölümümüze sebep olabilir. İşte Fanya Kaplan bu yüzden öldü.”

Çeviri nedir o halde? Her ikisidir efendim. Çeviri hem bir kurum hem de bir sahnedir. En amaçsız durumunda bile amaçlarla sarmalanmış vaziyettedir çeviri, teknik ve felsefi olarak irdelediğimizde ise bir bilim halini alır. (Turgay Kurultay’ın Çeviribilim’de çıkan bir yazısında “Toury[3] çevresi de bilim yerine senelerdir ‘translation studies’ demeyi yeğliyor.” Sözünden bahsetmeden edemeyeceğim. Genel anlamda düşündüğümüz zaman kimi çevrelerin “çalışma/araştırma” sözlerini bilinçli olarak kullanması, gerçekten Kurultay Hocamızın da söylediği gibi, çevirinin bir bilim olarak kabul edilmesinden sonraki sonuçlara güvenilmediğinin açıkça göstergesidir.) Düşünceler yumağıdır çeviri[4], düşüncesiz bir çeviri düşünülemez. Barındırdığı bu düşünceler sayesinde de ruhsal bir boyutu da vardır çevirinin. Zaten böyle bir hali olmasaydı çevirinin bugüne kadar verilmiş bütün emekler boşa giderdi, bildiğiniz gibi üzerine düşünce yorulmamış, araştırma yapılmamış bir yapıyı eleştirmek faydasızdır. Diğer yandan, çevirinin bir yansıma olduğunu öteki yazımda belirtmiştim (Çeşitli yönlerden yansıma, çeşitli yönlerden orijinal). Bu durum tabii ki yapaylıkla alakalı değildir, ancak çok da doğal olduğu söylenemez. Anlam yitimlerinden duygu yoğunluklarındaki değişimlere kadar başlı başına bir risktir çeviri. İşte bu noktada en büyük rol oyuncularımıza düşüyor, ne kadar iyi oynayacakları onların bileceği mevzudur. Kaynak metinlerin de gerçeğin ta kendisi olduğu şüphelidir, ancak böyle ince eleme yoluna gidecek olursak birbirine kenetlenmiş zincir halkalarının oluşturduğu bu dünyadaki hemen hemen her nesnenin bir diğerinin yansıması olduğunu görmemiz çok olası bir durum.

Pekiyi, yalnızca o andaki seyircileri mi alakadar eder bir oyun, yaşanıp biter mi? Yoksa mekânda bulunan canlı cansız herkesin hatırlaması mı gerekir, iyi bir oyun hatırlanan oyun mudur? Seyircileri bu konuda tek karar mercisi olarak almak yanlış olacaktır şüphesiz, yorum yapma hakkı her zaman dış gözlerden gelmemelidir. Mesaj verme ya da vermeme kaygısı güden metinlerin çoğunun anlatmak istediği bir nokta vardır, iyi analizciler bu durumu her türlü döneme uyarlayabilir, iyi müzisyen olmak gibi bir durum aslında. O halde bir çeviri güncelliğini ne zaman kaybeder? Bir çeviri güncelliğini ne zaman kaybeder? Anlaşılmadığı zaman. Toplumun ve zamanın değişmesiyle birlikte güncellik topallamaya başlar. Bunun sonucunda eserin yeniden anlam kazandırılması gerekmektedir, bunu da hedef nesneleri zaman zaman döneme uyarlamak gerekir. Eserin anlam kazanması toplumsal bellekte devindirilmesine olanak sağlar, bu da bir eseri ölümsüz kılan yegâne gerçektir. Kostüm ve dekorların değiştirilmesi alt metne zarar vermez. Çevirinin heyecanı da burada yatar işte, belleklerde sürekli olarak devindirilir.

Elbette ki güncelliğin kaybolması her zaman da kötü değildir, çoğu sorunun güncelliğini kaybetmesi yok olduğuna bir işarettir, ancak bu üstüne konuşulması gereken başka bir konudur.

Çevirmek ya da çevirmemek, işte bütün mesele bu.

“All my love Anastasia, Anastasia… This may be our last goodbye. You can’t save me, i’m fading. Blood is on my hands tonight.”

 

 

Dipnotlar:

[1] “All the world’s a stage.”

[2] İngilizcesi “Institution” olan bu kelimenin ecnebi dillerde karşılığı; belirli bir amaca veya programa adanmış örgüt, kuruluş, topluluk ve benzerleridir.

[3] Gideon Toury, İsrailli ünlü çeviri kuramcısı.

[4] Turgay Kurultay “Yitimler yumağıdır çeviri.” Sözünden yola çıkılmıştır.

  • Fotoğraflar kendi çekimim olup güzide analog fotoğraf makinem Zenit 12XP ile çekilmiştir. İlk fotoğrafta modelliğimi üstlendiği için kadim dostum Sefa Mete’ye şükranlarımı sunarım.

Kaynakça:

Fanya Kaplan Nasıl Öldü

Çeviriye Bilimsel Bakış ve Türkiye’deki Gelişmeler

Bir cevap yazın