24 Kasım Öğretmenler Günü: Özel Röportaj

1) Merhaba Elif Hocam. Çeviri Blog ekibi olarak 24 Kasım Öğretmenler Günü için bir öğretmenimizle röportaj yapmak üzere buradayım. Teknik geçmişinize ve öğrenciler için yaptığınız projelerinize dayanarak sizinle bir röportaj yapmak istedik ve siz de kabul ettiniz, çok teşekkür ederiz. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Çeviri Blog gençliği için böyle bir röportaj yapmak benim için gurur verici, özellikle böyle bir gün için röportaj yapmak gerçekten duygulandırıcı bir şey. Öncelikle şunları söylemek isterim Mütercim Tercümanlık bölümü mezunuyum yaklaşık sekiz yıldır da İngilizce ve Almanca teknik çeviri yapmaktayım. Hala da farklı üniversitelerin eğitim görevlilerinin ilk aradığı kişiyim. Mühendislik Bilimleri ve Mimari alanlarında kendimi geliştirdim ve her insan gibi gelişmeye de devam ediyorum. Öğretmenlik mesleğine geçmek istememin nedeni; bir türlü cevap alamadığımız dil eğitiminde bu ülke nereye gidiyor, sorusuydu. Sınavlara girdim ve kendimi öğretmen buluverdim açıkçası, fakat tek düşüncem Türk gençliği idi bunu apaçık bir şekilde gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Elbette ki ülkeyi ben kurtaracağım demiyorum ama ülkem için bir şeyler yapmak boynumun borcu idi.


2) Ne kadar süredir öğretmenlik yapıyorsunuz?
Aslında henüz tek elimin parmaklarıyla sayılabiliyor; sadece iki aydır devlet personeliyim.


3) Öğretmenliğe başlamadan önce çevirmen olduğunuzu biliyoruz. Ne tür çeviriler yaptınız, bize çevirmen kimliğinizden de bahseder misiniz?

Aslında hala çevirmenim, kimse kolay kolay çevirmenlik önlüğünü kenara bırakmaz. Bırakacağımı da düşünmüyorum. Dediğim gibi dil eğitiminde yıllardır yapılan hataları düzeltmek için bir şeyler yapabilir miyiz diye çalışıyoruz. Çevirmenlik mesleğinde genelde simultane ve yazılı çeviriler yapıyorum. Bunlar genelde mühendislik bilimleri ve şirketler hukuku alanlarında oluyor. Mühendislik bilimlerinin her türüne vakıf olmaya çalışıyorum, simültane çeviride İngilizcem ağır basıyor elbette. Ülkemizdeki büyük projelerden de Üçüncü Köprü Projesi, Çamlık ve Riva Tünelleri, Üçüncü Havalimanı Projesi gibi projelerin bir takım çevirilerini yaptım ve ayrıca ülkemizde büyük yer edinmiş bankaların Data Center (Veri Merkezi) projelerinin de teknik çevirmeni olarak çalıştım. Bu konularda severek de çalışmaya devam ediyorum.

4) Hangi dillere vakıfsınız biraz bahseder misiniz?

Aslında üniversitede ana dalım Almancaydı fakat ikinci dilim de İngilizceydi. Erasmus Öğrenci Değişim Programı sağ olsun yurt dışında İngilizce-Almanca çevirmenlik dersleri aldım, bu süreçte Çekçe de öğrenme şansım oldu. Bunun yanı sıra Türkiye’de Rusça ve İtalyanca dersler aldım fakat bu dillerde çeviri yapmayı hiç düşünmedim. Ailem göçmen bir aile olduğu için de küçüklüğümden bu yana slav kökenli dillere maruz kalmam nedeniyle anladığım başka diller de var. Ama dediğim gibi bunlar sadece benim genel kültürüm ve boşzaman aktivitem olarak aklımda yaşamlarını sürdürüyorlar. 

5) Çevirmenlik yaparken Öğretmenlik mesleğine neden / nasıl karar verdiniz?

Dediğim gibi aslında zaman beni buraya sürükledi diyebilirim, ülkemizdeki dil eğitiminin kötüye gitmesi. Ilkokuldan beri İngilizce gören neslin nasıl olur da sokakta yol tarif etmeyi bırakın adını bile söyleyememesi çok acı. Bununla ilgili bir çalışma yapmak istedim ve öğretmenliğe geçtim, sadece kalbimin sesini dinledim.

6) Öğretmenlik görevini doğuda yapıyorsunuz. Bilindiği üzere Doğu Anadolu Bölgesi ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi gibi kırsal yerlerde bu kutsal mesleğin zorluklarının arttığını bilmekteyiz. Sizin adaptasyon süreciniz nasıldı?

Buna cevap vermek çok zor, şöyle söyleyeyim: Avrupa’dan birini alıp Anadolu’nın bağrına bırakın sizce ne yapar? Havasına suyuna farklı bir ortamdasınız, ayrıca yeri geliyor insanlarla anlaşamıyorsunuz çünkü farklı bir dil çıkıyor karşınıza. Örneğin veli toplantıları. Bazı velilerle çevirmen yardımıyla konuşuyoruz ve genelde bu çevirmenler çocuklar oluyor. Ayrıca bu dünyada çocukluğumdan beri yaşadığım şey, belki de benim sırrım bu: Maruz kalarak öğrenme. Şu anda Kurmançiyi (Kürtçe) çözmeye çalışıyorum ve bunu etrafımda konuşan insanları dinleyerek yapıyorum. Elbette yazı dilini öğrenemiyorum fakat bir dil bir dildir, nereden başlasak kafi gelir sloganım burada da led ışıkla alnımda yazıyor. Aslına bakarsanız buradaki nüfus da dillerinin yazı dilini bilmiyor, o yüzden sorun yok. Biraz Kürtçeden baksedecek olursam: Şev baş – iyi geceler, roj baş – iyi günler, ez ji te hez dikim – seni seviyorum, çawa yi – nasılsın, başem – iyiyim, spas – teşekkürler, pişik – kedi, ker – eşek, ser – köpek, şer – aslan, gibi. Ayrıca Kürtçe isimlerin de harika anlamları var. Örneğin Berfin – kardelen, Baran – yağmur, Rojda – güneşin doğuşu, Evin – aşk, Delal – sevgili, Gülbaran – gül yağmuru, Helin – kuş yuvası, Jiyan – hayat, Neval – dere, Rojin – her zaman güncel olan, Şilan – kuşburnu çiçeği, Zozan – yayla, gibi.

7) Bir eğitimci olarak şu an öğrencilerinizin durumu hakkında neler düşünüyorsunuz?


Aslında öğrenci kelimesini sınırlarından çıkarmak gerek, onlar sadece bir şeyi bizden öğrenip gitmiyorlar, onlar bize de pek çok şey öğretebiliyorlar. Örneğin sokakta gördüğüm çocuklar bana oyuncak kelimesinin anlamını baştan öğrettiler. Ayakkabı kelimesini ve değerini, sonra aile kavramını ve yuva kavramını en baştan öğreniyoruz burada. Çünkü aile bağları çok farklı bu coğrafyanın. Anlatmakla olmaz, çekip geleceksin; saracaksın, seveceksin.

8) Anadolu Lisesi’nde görev yapmanıza rağmen öğrencilerin liseye geçmeden önceki aldığı eğitimi şu an yeterli buluyor musunuz?

Hayır, bulmuyorum çünkü artık öğrenciler evlerine en yakın olan okula geliyorlar yani Anadolu lisesinin tanımı en baştan yazılıyor. Herhangi bir okul türüyle aynı seviyedeler ya da herhangi bir ildeki aynı okulla. Benim asıl olmasını istediğim Anadolu liselerinin 90lı yıllarda verdiği eğitime geri dönmesidir. Tüm derslerinin İngilizce olduğu ve şu anda buralardan mezun olan çocukların bu ülkeyi ayakta tuttuğu göz ardı edilemez. Misal benim geldiğim yerde Anadolu lisesi mezunları İngilizcede sıkıntı çekmezdi ve hal ve davranışlarıyla sokakta bile kendilerini belli ederlerdi. Artık o kalmadı.


9) Merkezi yerlere yakın olmayan, eğitim ve öğretimin hayat şartlarından dolayı zorlaştığı yerlerde eğitimin gelişmesi adına neler yapılabilir?

Aslında bunun yanıtı aşikar. Eğitim oralarda yeterli kılınabilir. Şu anda bunun çözümü taşımalı eğitimle veya yurt desteğiyle sağlanmakta fakat eğitim sadece etrafı dört duvarla kaplı yer değildir. Eğitim bazen televizyondur bazen bir radyo. Tıpki bizlerin, yani 90 kuşağının radyo tiyatrosundan olsun Susam Sokağından olsun öğrendiği birçok şey gibi. Böyle cihazlar ciddiye alınmalı ve dili temizlenmelidir. Farklı şeyler denenebilir.

10) Sizi öncelikle bir kadın olarak ve sonrasında eğitime verdiğiniz önem için tebrik ediyoruz. Göreve başlamadan önce endişeleriniz var mıydı? Endişelerinizle karşı karşıya geldiniz mi? Endişelendiğiniz konularla karşılaştığınızda nasıl bir yol haritası izlediniz?

Aslında endişelerim vardı evet, kültürel olarak ayak uydurabilir miyiz, diye bir endişeydi bu fakat zorluk çekmiyorum. Bir Trakyalı her yere ayak uydurabilir. Anlayış ve sabır yol haritamız oldu. Elbette ki her şey çok farklı ve bazen çok sıkıcı. Fakat burada oturmaya gelmedik.

11) Bizlerin merak ettiği sorular bunlardı. Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Aslında şunu eklemek isterim; şu güzel ülkemi gezmeyeniniz kaldı mı hiç (?) yerinizde ne kadar oturacaksınız, daha ne kadar önyargılı olacaksınız, kırın zincirleri ve gelin Anadolu’ya. Kucak açın birbirinize gerçekten buranın insanı farklı ve tanımaya değer. 

Bir cevap yazın