Mesleğimde yaklaşık yirmi seneyi geride bırakmaya hazırlanırken, dönüp de arkama baktığımda gurur duyduğum en büyük projemin açık ara ÇeviriBlog olduğunu söyleyebilirim. İlk başlarda kişisel olarak kurduğum ve çeviriye dair gözlemlerimi, çevirmen hayatımla ilgili başımdan geçenleri paylaştığım bir platformdu. Çevirmenler olarak bizler, alışmışız başkalarına ses nefes olmaya. Kendi sesimizi duyurmayı hep geriye itmişiz. Bu ihtiyaçtan doğdu diyebiliriz.

Meslek etiğimizde katı gizlilik prensiplerimiz de var tabii; yaptığımız işle ilgili bir şey anlatamıyoruz. Ama bizim çeviriyle iç içe, bir yandan da ondan bağımsız bir hayatımız da var. “Yiyoruz, uyuyoruz, çeviriyoruz” üçlemesinin dışında başımızdan geçen maceralar hiç eksik olmuyor. Hem de oturduğumuz yerde, çünkü dünyadaki bütün olayların içindeyiz. İthalatta, ihracatta, satışta, ticarette, tıpta, hukukta, eğitimde, aklınıza ne gelirse… Yalnız tamam, her yerde biz varız ama bizim ne iş yaptığımızı kimse bilmiyor. O yüzden ben de anlatayım dedim, bu çevirmenler ne işler çeviriyor diye.

Böyle böyle yazılar yazmaya başladım ben. Kısa zamanda da ilgi gördü, onlarca, yüzlerce, binlerce kişiye ulaştık. Kuyuya birinin taş atmasını bekliyorlarmış demek ki gerisi çorap söküğü gibi geldi.

İlk yazılarım

Önce durum tespitleri yaparak başladım. Mesela I, Ğ, Ç,Ü gibi Türkçemize ait harflerin bazı çevirilerde kullanılmaması ile alakalı. “Huni bana” diye bir yazım vardı örneğin.

Bir reklam metninin Türkçe çevirisinde sınırsız fırsatlar, sinirsiz firsatlar şeklinde çevrilmiş, tabii bu bize dokundu. Örümcek adamın örümcek hisleri gibi bizim de çevirmen hislerimiz var-kırılgan ruhlu.

Çünkü biri çevirmiş, biri kontrol etmiş, biri yazım denetimi yapmış, biri yayınlamış. Çocuk tekerlemesi vardır, bilirsiniz, bu tutmuş, bu pişirmiş, bu yemişteki gibi. Huni bana, huni bana yazısı buradan çıktı. Biz çevirmenler için hayat çok zor. Çünkü biz takıyoruz; insanın işinin kuralları, yazım kuralları bu denli sabitken nasıl bu kadar hata yaptığını anlayamıyoruz. Ama bizim bloğun farkı şu; orda bırakmadık mesela. Meyve ağacı istiyorsak, tohum dikmekle başlamalıyız prensibiyle hareket ettik. Biz dururken hiçbir şey olmuyor, durduk yere ormanımız olsun diyemeyiz. Yazım kurallarının üstünden geçtiğim ve en çok sıkıntı yaşadığımız yerlerden örnekler verdiğim eğitici yazılar yazdım. Ben sadece şikâyet etmeye inanmıyorum, bir çözüm önerisi ile gelmek gerektiğine inanıyorum. Bu yüzden böyle yazılarla başladık biz de bu yolculuğa.

Ya da işte serbest çevirmenleri çalışmıyor olarak gören eş, dost, akrabanın onlar çalışırken istemeden, bilinçdışı da olsa yaptıklarını tiye aldık. Siz sıkışık bir teslim tarihinde belki dünya barışını sağlayacak bir icadın patentinin çevirisini yetiştirirken, hızlı hızlı çeviri yapıyorsunuz, araştırmalar, makaleler, terimleri kurcalıyorsunuz, anlam bağlam vs. kapı çalıyor. Komşular gelmiş. Anneniz kaş gözle size diyor ki: “Kızım, dünya barışı bir yere kaçmıyor, kalk da çay koy”. Tabii sizin o andaki önceliğiniz metin değil, annenizin bu sessiz mimiklerini çevirmeniz gerek. Dünya barışı hikâye, terlik önce gelir.

“Oturmaya mı geldik? “ yazısı da burdan çıktı mesela.

Veya o kadar çok farklı konuda çeviri yapıyoruz ki bilgisayarımızın arama geçmişi abuk subuk şeylerle dolu. Tork konventörü de aramışız, kahve çekirdeğinin tanecikli yapısını da. “Beynimdeki açık sekmeler” yazısı da burdan çıktı. Bu yazılarda bence herkes kendinden bir şeyler buldu. Hepsi çevirmenin dertleri çünkü.

Sonra sosyal medyada ÇeviriBlog grubunu kurduk, açık ve kapalı olmak üzere iki tane, yaklaşık 25 bin üyesi oldu. Şu anda ayda yaklaşık 50-60 bin kişi web sitesinde yazıları okuyor.

ÇeviriBlog’ta kimler var?

ÇeviriBlog Platformu sadece çevirmenlerden oluşmuyor, çeviri sektörünün tüm paydaşları var. Elbette önce sadece serbest çevirmenler vardı. Sonra kamudaki çevirmenler de eklendi aramıza, onların da söyleyeceklerini dinledik, özel sektörde kadrolu çalışanlar da.

Kitap çevirmenleri, teknik çevirmenler, toplum çevirmenleri, adli tercümanlar. Kalabalık bir çevirmen ve çevirmen adayları grubu olduk. İletişime de açmışız sanırım, 7 gün 24 saat birbirimizle sohbet etmeye başladık. Sonra Mütercim Tercümanlık, çeviribilim ve uygulamalı çevirmenlik öğrencileri de eklendi. Veya dil ve iletişimle ilgili fakültelerden geldiler. Dalga dalga çoğaldık, bu da yeni projelerimizin doğmasına sebep oldu.

Şöyle ki;

Çeviri işi ucu bucağı belli olmayan, engin bir deniz. Muvafakatname çevirisi bambaşka bir şey, su omurgasızlarının anatomik yapısı bambaşka bir şey. Bir makinenin parçalarının isimleri farklı bir terminoloji gerektiriyor kozmetik ürünlerininki farklı. Terim bilgisinin yanında metin türleri de önemli, finansal çevirinin kuralları ile şiir çevirisi apayrı.

Bir de sadece metin çevirisi yani yazılı çeviri de yok. Bunun ardılı var, simultanesi var. Deşifresi, transkreasyonu, yerelleştirmesi var. Teknolojiyle birlikte video konferans çevirisi, makine çevirisi ve post-editing kavramları da işin içine girdi. Bu sadece buzdağının görünen yüzü. Hal böyle olunca çeviri öğrencileri uzman çevirmenlerden tavsiyeler istediler, alanın önde gelenlerini bulduk, 50’den fazla ücretsiz seminer düzenledik. İnanılmaz bir gönül işi, yürek işi var ortada. Mesleğin dünü, bugünü, yarını bir araya geldi, sohbet ettik, gerekirse kavga ettik, fikir alışverişi yaptık ve hepsinden önemlisi tanıştık. Çevirmenler birbirini tanımıyordu, buna olanak sağladı bu platform. Empati kurdu. Baktık ki aynı gemideymişiz, aynı sorunlarımız, aynı sorularımız varmış. Ve işin güzel tarafı bunu 20’den fazla ile giderek yaptık. Trabzon’dan Mersin’e, Edirne’den Kütahya’ya, Sakarya’dan Adana’ya dolaştık. 2020’de ise bütün bu seminerleri dijital olarak verdik. Ama onlar da çok keyifliydi.

Çevirmenler dışında kimler var?

Aslında çeviri sektöründeki herkes. Çeviri müşterisi de çeviri bürosu da dâhil buna. Bu özelliğimiz dolayısı ile saygın dernekler de bizimle iletişim halinde. Meslekleşmeyi konuşuyoruz, ödül törenlerine ve seminerlerine katılıyoruz, çevirmenin görünür kılınmasında bir yayın organı gibi yer alıyoruz diyebiliriz.

Sonra akademisyenler eklendi aramıza, dedik ki madem böyle bir grup var, çeviribilime nasıl katkı sağlayabiliriz? Beraber anketler yaptık, çeviribilimin gelişmesi için veri topladık veya yayınlanmış makaleleri, tezleri paylaştık, tartıştık, konuştuk. Bu alanın öncüleri olan değerli Hocalarımız, profesörlerimiz, doçentlerimiz inanılmaz bir tevazu örneği gösterdiler, yazdıkları kitapları öğrencilere hediye ettiler, çeviri atölyelerimize katıldılar, röportajlar verdiler, blogta yazılar yazdılar. Büyük bir tecrübe aktarımı yaşadık.

MYK (Mesleki Yeterlilik Kurumu) çatısı altında mesleki standart ve yeterliliklerin oluşmasında destek vermeye gayret ettik. Hocalarımız taslak hallerini paylaştı ve çeviri dünyasının tüm paydaşları görüşlerini yazdı ve iletti mesela. Oldukça güzel işlerde küçük de olsa tuzumuz var.

İş biraz büyüyünce proje yöneticileri, editörler, denetmenler de seslerini duyurmak istedi. Oralarda da bambaşka hayatlar var. Müneccim tercüman kavramını da orada oluşturduk mesela.

Müneccim Tercüman?

Çeviri işletmelerinde yer alan proje yöneticilerinin diğer adı müneccim tercümandır. Neden böyle derseniz anlatayım.

Diyelim ki ofiste oturursunuz. Telefon çalar. “Elimde bir metin var, çevirisi ne zaman biter? Ne kadara mal olur?” Metni hiç görmemişsiniz.

Hangi dilde yazıldığını, hangi dile çevrileceğini, içinde kaç kelime barındırdığını, uzmanlık alanını, o uzmanlık alanında çevirmeniniz olup olmadığını, varsa uygun olup olmadığını veya kaç günde yapacağını;

işin editör, düzeltmen veya redaktör gerektirip gerektirmediğini, dizgisinin yapılıp yapılmayacağını, yapılacaksa ne kadar tablo ve grafik barındırdığını, dosyanın formatını, baskı için hazırlanıp hazırlanmayacağını hep tahmin etmeniz gerekiyor. Hem de anlık olarak ve metni görmeden.

Ayrıca spontane çeviri istiyorsa mesela simultane tercüme teklifi almak istediğini anlamanız lazım. Fakat eş zamanlı değil de ardıl tercüme de isteyebilir, bunu da anlamanız lazım. Özetle her şey içinize doğmalı.

Bu yüzden çeviride proje yöneticilerine müneccim tercüman diyoruz.

Zaten ülkemizdeki çevirmenin görev tanımı algısı biraz farklı dünyaya göre.

Çevimene bakış nasıl?

Çeviribilim veya Mütercim Tercümanlık Fakültelerine sıkça gidiyorum bahsettiğim gibi, 3 tanesinde de aktif olarak Danışmanlık Kurulunda görev alıyorum bir yandan. Burada da gençlerle sürekli konuşuyoruz. Çevirmenlik hayali kurup bu fakülteyi kazandıklarında bile çevrelerinin algısı çok farklı. Diyelim bir bayram, düğün, dernekte akrabalarla bir araya geldi ve bizim ata sporumuz gençlere soru sormaktır biliyorsunuz, hemen sorarlar: Nereyi kazandın evladım diye. Mütercim Tercümanlık veya çevirmen diyor göğsünü gere gere. İnsan tabii ki bir takdir vs bekliyor, çünkü iş çok zor. Fakat yanıtlar şöyle oluyor genelde:

Bilgiç Küçük Hala- Benim kızım da İngilizce biliyor, “bir konuşun biz de duyalım.” der mesela.

Hayattan Bezmiş 5. çocuklu Teyze: “Yeğenlerinin ödevlerini bundan sonra sen yaparsın, değil mi kuzum?” diyerek ödevlerde destek ister, hepsini size devreder.

Babaanne: “Bizim torun çevirmenci olmuş!” der. Çevirmen nedir bilmez. Bunun çevreci versiyonu da var.

Şakacı Küçük Enişte: “Ne işler çeviriyorsun bakayım!” diye espiri yapar.

Havalı Kuzen, aynı yaştakiler genelde: “Ben de yapıyorum çeviri internetten. Bunun için bölüm mü okuyacaksın?” diye mesleği hor görür ama bütün yabancı dille ilgili her şeyde de bizim genci arar. Elbette hiç ödeme yapmak da istemez.

Çünkü bizi böyle bir makine gibi görüyorlar. Bütün dilleri de bilmemizi bekliyorlar. Örneğin ben Türkçe’nin yanı sıra Almanca ve İngilizce biliyorum. Çince prospektüs getiriyor bir arkadaşım, sen anlarsın diyor. Ben de senin anladığın kadar anlıyorum Çince’den.

Bunun nedeni nedir?

Ülkemizde doktor, mühendis, öğretmenseniz işinizi insanlar bildiği için kolayca anlayabiliyorlar, mutlaka bir öğretmenle karşılaşmış oluyorlar mesela. Ama çevirmen görmüş olanları pek yok. Bu açıdan biraz süper kahramanlar gibiyiz. Hiçbir çeviride adımız yer almaz. Kitap çevirilerinde yeni yeni kapağın üstünde yazarla birlikte çevirmen ismi de yazılmaya başlandı. Onun haricinde ne film seyrederken ne kitap okurken ne de kurumsal bir evrakta kimin çevirdiğini araştırmazsanız öyle kolay kolay bulacağınız bir şey değil çevirmenin adı. Bundan 5 sene önce “Dünya Çevirmenler Gününde” sokak röportajları yaptık. 100 kişiye sorduk çevirmen kimdir ne iş yapar diye, sadece kitap çevirisi akıllarına geldi insanların. Başka bir yerde konumlandırmamış bizi çünkü, hiç görmemiş.

Bizim değerimiz biraz beyaz eşyalar gibi, bir müşterim demişti, kırılmıştım ama sonra hak verdim, ancak sıkıntı olduğunda değerimiz ortaya çıkıyor. Hafif bir sitem ettiysem kusura bakmayın ama mesela senelerce gümbür gümbür çalışan bir kombi gibi ahşap bir dolapta saklı bazen nerde olduğumuzu bile unutuyorlar. Fakat bir gün çalışmayıversin o kombi ya da tam verimle çalışmasın diyelim, herkes hasta olur soğuktan. Biz de o çevirilerin içindeyiz ya da kabindeyiz. Kombiler için artık çok geç ama bizim için hala umut var, takdir edilebiliriz diye düşünüyorum.

Bir diğer konu da bizim mesleğimizi “herkesin yapabileceği” düşüncesi. 10 parmağı olan herkesin piyanist olabilmesi mümkün mü? Veya cerrah. Bu sadece bir gereklilik. Bizde de dil bilmek sadece bir “gereklilik”,  en alt basamak belki.

Avrupa referans çerçevesine göre dil seviyelerine örnekler:
C2 ve C1 ( Yeterli Kullanıcı )= Türkçeyi ileri düzeyde okuyor, anlıyor ve konuşuyorum.
B2 ve B1 (Bağımsız Kullanıcı) = Türkçeyi orta derecede biliyorum.
A2 (Temel Kullanıcı) = Türkçe anlıyorum.
A1 (Temel Kullanıcı) = Türkçe anlıyor ben.

Şimdi yeni bir düzey daha çıktı. *Bonus A0 (Yeni Nesil Kullanıcı) = Aynen

Herkes aynen diyerek derdini anlatmaya çalışıyor. Bundan uzak durmak zorundayız. Bu seviyede bir insanın basın yayın çevirisi yapmasını nasıl bekleriz?

Bu dünyada çevirmenin yerini bir anlamakla işe başlamamız gerek o yüzden. İşin ehli tarafından yapılmamış çeviriler de elbette bazı iletişim problemlerini ortadan kaldıracaktır, her meslekte olduğu gibi bizimkinde de var olacaktır bunlar, dil aktarımının da dereceleri vardır, dilmaç bunun en üst seviyesindedir. Çevirmenlik dediğiniz olgu, stratejik her noktada uzmanlık isteyecektir ama. Hiçbir firma sözleşmesini, teknik şartnamesini deneyimi, terim bilgisi ya da uzmanlığı olmayan birisi çevirsin istemez ya da hiçbir kimse doktor raporunu bir medikal çevirmenden başkasına emanet etmez. E, onlar da kolay yetişmiyor.

Bunu nasıl değiştirebiliriz?

Bizim işimiz iletişim, dünyadaki tüm ülkeleri, dilleri birbirine bağlıyoruz da mesleğimizi bir türlü anlatamıyoruz. İşte buradan çıktı zaten ÇeviriBlog fikri. Çevirmenlik mesleğinin görünür olması gerek. Yola çıkarken buralara geleceğimizi hayal etmiştim ama uzak bir düş olarak görüyordum. Bence bunu başardık, sektörün tüm paydaşlarının yol aldığı bir gemi olduk.

Projelerimiz:

Çeviri Haberleri: Çeviribilim ve filoloji  alanlarındaki makale ve araştırma yazılarını, güncel haberleri, sektöre ait bilgi ve röportajları yayınlıyoruz burada. Çeviriye dair bilgilerimizi güncel tutuyoruz. Deyimsel Perşembe, etimolojik Çarşamba gibi yazı dizilerimiz var.

Çevirmenlik Yolunda: Farklı üniversitelerdeki çeviri öğrencileriyle tanışıp etkileşimi artırmak amacıyla çeviri seminerleri, etkinlik ve atölyeler düzenliyoruz.

Çeviri Ajandası: Akademi ve çeviri sektörüne ait tüm haberleri, organizasyonları, etkinlikleri, seminerleri, yarışmaları ve atölyeleri takip edebilecekleri bir takvim niteliğinde.

Çevirmenler Sahada: Çeviri Stajı ve istihdama katkı alanlarında çalışıyoruz bu projede. Saygın kurumların, çeviri işletmelerinin, kamunun ve yayınevlerinin staj ve iş ilanlarını yayınlıyor; işveren ile çevirmen, editör, düzeltmen arasında köprü kuruyoruz.

Çevirimelodi: Sözlü çeviri alanında bir atışma, telaffuz-akıcılık ve bağlam üçgeninde bir yarışma diyebiliriz.

Çevirmenler Yetişiyor: Ana okulundan liseye kadar davet edildiğimiz  okullara giderek mesleğimizi tanıtıyoruz burada. Özellikle ana okulu kısmı çok eğlenceli. Çocukçaya çeviri yapabilmek oldukça zor.

Çevirmenlik Kültürü: Farklı üniversitelerdeki çeviri öğrencileriyle bir araya gelerek çeviri eserlerini inceledik, çeviri metinleri paylaşımı yaptık, okuma saatleri düzenledik.

Çeviri Yarışmaları (Üçleme) : Çevirmenleri onurlandırmak, dünyaya sundukları katkıyı görünür hale getirmek ve bu mesleğin ne kadar zorlukla dolu olduğunu gösterebilmek amacıyla düzenledik. Teknik, edebi, medikal, reklam, senaryo, hukuk, ticari çeviri gibi birçok sektörel dalın yanında, şarkı sözleri, film replikleri, güncel kullanımlar, karikatür çevirileri gibi kategoriler vardı. Sezen Aksu’nun yazdığı ve Kenan Doğulu’nun seslendirdiği Çakkıdı parçasını da çevirdik, burada tabii şarkıdaki popüler kültür eleştirisini de vermek lazım, alt metin okumak lazım. Ama bir yandan da böyle bir kelime yok, İngilizce bunu okuyan kişinin kafasında iki zilin birbirine vurduğunda çıkardığı ses benzeri bir ritim de yaratmak gerek.  Epey eğlenceliydi. Zeki Müren de çevirdik. Veya eski Türk filmi repliklerini. Türk kültürüne ait öğeleri çevirdik. Kolay gelsin hiçbir dilde bizdeki gibi bir anlama sahip değil mesela. Nazar değmesin. Rastgele, Sıhhatler Olsun vb.

Ödüllü bir yarışmaydı. Biz de çok keyif aldık.  İşimiz Gücümüz Çeviri, Babil Kulesi Yıkılıyor, Çevirmenler Yarışıyor olarak üç sene üst üste yaptık.

Çevirivizyon: Çeviriye gönül vermiş herkesin video yükleyerek soru, öneri, bilgi paylaştığı bir dijital çeviri kütüphanesi oluşturduk. Sonra o soruları derledik ve uzmanlarına yönelttik.

Bu ÇeviriBlog Akademi’yi doğurdu: Terimlik, Deyimlik, İstatistik, Kelimelik ve Derslik gibi bölümler açarak çeviri sözlükçeleri oluşturduk, deyim, atasözü ve kültüre ait ağız, şive, lehçeleri inceliyoruz burada veya anketler yaparak akademiye destek oluyoruz.

Tabii Genç Çevirmenler Platformu var en sevdiğimiz projelerden biri. Çağıl Zehni yöneticiliğinde. Teşekkür ederim kendisine. Burada da çeviri kulüplerine destek oluyor, çeviri kulübü yoksa kurulmasına ön ayak oluyoruz. Çeviri öğrencilerinin sesi olmayı amaçlıyoruz. Çeviri ile ilgili, dilbilim, filoloji, kültür, sosyo-ekonomik, tarih, güncel konularla alakalı beyin fırtınaları yapan, atölyeler düzenleyen müthiş genç geçirmenler var. Söz Çevirmenlerde, Çeviri Patikası, Çevirmenin Penceresinden, Çevirmenlik Yolunda, Çeviri Röportajları gibi projeleri var. Çeviri teknolojilerine karşı oldukça ilgililer ve harika işler yapıyorlar. 30 Eylül Dünya Çeviri Günü etkinliklerimiz de bunlara dâhil. 11 senedir çevirmenin görünür kılınması için 30 Eylül’de de birçok ilde eş zamanlı çalışıyoruz.

Sosyal Sorumluluk projelerimizi de onlar yönetiyor. Kurduğumuz çeviri kütüphaneleri de, kardeş okullarımız da hatıra ormanlarımız da engel tanımayan etkinliklerimiz de var. Çok aktif çalışıyoruz bu alanda.

Sosyal sorumluluk demişken göz bebeği projelerimiz olan Çeviri Kitabı ve Çevirilopedi:

Oldukça hummalı bir çalışma ile 5 sene içinde 2 kitap çıkardık. İkisi de çok kapsamlı ve çeviri sektörünün tüm paydaşlarına söz verdiğimiz eserler oldu. Çeviriye gönül veren herkesin sesini duyurmaya çalıştık. Önce 1000’e yakın soru derledik. Aklınıza ne gelirse. Çeviride meslekleşmeden, çevirmenin fiziksel ve ruhsal sağlığına, eğitim, staj, kulüpler, kalite, süreç, risk yönetimi, projelendirme, teknoloji, uzmanlık alanları, görünürlük, hukuki ve mali haklar, çeviri tarihi, sektörel yapılanma, bilgisayar destekli çeviri, terminoloji, metinlerarasılık, çokkültürlülük. Her şeyi cevaplamaya çalıştık. Akademisyenlerle röportaj yaptık, uzmanlık alanı çevirmenleriyle görüştük, her alana dair tecrübelerini aktardılar, şiir de var oyun yerelleştirmesi de. Doktorlarla, beslenme uzmanlarıyla, psikologlarla da görüştük bu arada çevirmen sağlığı köşemiz için. Yine çevirmen hikâyeleri de anlattık. Lanet olası federaller ve evde otursam da çeviri yapsam gibi yazılarımız da var bu bağlamda. Çeviriye dair ilginç bilgiler de, çevirmen hataları da çevirmenler için rehberler de.

Bu kitapların en güzel yanı satışının olmaması; tüm çeviri fakültelerine, kulüplerine ve kütüphanelerine ve çeviri öğrencilerine ücretsiz gönderdik. Sadece Türkiye diye düşünmeyin, Rusya, Almanya, Azerbaycan, İngiltere, Amerika, Kanada, Çin; ordaki Türk dili bölümleri de istediler, ana dili başka olup Türkçeye gönül verenler de.

Bir de üstüne basılı haline ulaşamayan da okusun diye web sitesine koyduk; 100 binden fazla kişi web sitesi üzerinden okudu, 10 bin kişiye elden, 5 bin kişiye de e-kitap olarak olarak ulaştırdık! Birçok fakültede kaynak kitap olarak okutulmakta, Milli Kütüphane ve TBMM Kütüphanesi’ne kabul edildi.

Melis Pelin Molu’ya ve Emrullah Kaya’ya özel olarak teşekkür ederim bu konuda.

Diğer ÇeviriBlog projeleri için de Kardelen, Sinem ve Yeşim’e teşekkürü borç bilirim, çünkü 11 senedir 7 gün 24 saat 25 bin kişilik bir grubu idare etmek hiç kolay bir şey değil. Oldukça kültürlü, çok yönlü ve donanımlı bir gruptan bahsediyoruz. Neyse ki az uyuyan, çok çalışan ve iletişimi çok seven bir mesleğe mensubuz.

Son söz

Çevirmenlik, bir aşk evliliğidir.

Bir kelime oyunundaki bakışına vurulmuşsunuzdur. Belki bir sözcüğün içinde barındırdığı binlerce anlama. Zekâsındaki kıvraklığa, söyleyişindeki zarifliğe, akıcılığına. Parasız da kalsanız, kuru ekmeğe talim de etseniz en olmadık zamanda gelir elinizden tutar, başka bir şey düşünmez olursunuz.

Var gücünüzle onu taçlandırmak, onurlandırmak, mutlu etmek için çalışırsınız, kimse sizden talep etmese de. Daha iyisi, daha güzeli olmak için uğraşırsınız.

Kimi zaman nefret edersiniz. Yalnız kaldığınız anları düşünürsünüz o yanınızdayken, bir nefes almaya ihtiyacım var dersiniz. Çoğu zaman bıktırır, çoğu zaman kavga halindesinizdir. Ama yokluğu olmaz, yokluğu acıtır.

Çevirmenliği sadece iş olarak yapmaya çalışarak hem kendinizi hem etrafınızdakileri kandırırsınız, çünkü bu evlilik özen ister, disiplin ister, sorumluluk ister, her şeyden önce emek ve adanmışlık ister.

Çevirmenlik, bir aşk evliliğidir. Ve çoğu zaman yolumuzu kaybederiz. Binlerce bilge söz arasında yanıt ararız ama bu yanıt ancak yine bu yola baş koyanlar tarafından verilebilir, biliriz.

Biz, çeviriye gönül vermişler, işte tam da bu yüzden beraberce ses verelim, sessizliklerden çıkalım istedik, neden önemli olduğumuzu, neden bize ihtiyaçları olduğunu, neden biz çevirdikçe dünyanın döndüğünü anlasınlar istedik.

Biz, çeviriye gönül verenler, gönlümüzden gelenlerle yazalım dedik mesleğimizin öyküsünü.

Çünkü çevirmenlik, bir aşk evliliğidir. Bitmez.

Tags:

Bir cevap yazın