Neredeyse her dilde ana dili konuşucularının varlığını dahi bilmediği ama günlük hayatta hiç tereddüt etmeden kullandığı dil bilgisi kuralları vardır. Dil bilgisi açısından kaynağını bilmeden kullandığımız bu kuralların doğruluğundan içgüdüsel olarak emin oluruz. Bir nevi bazı dil bilgisi kurallarını bilmeden benimser ve uygularız. Mark Forsyth, “The Elements of Eloquence” isimli kitabında ana dil konuşucularının bu şekilde içselleştirdiği birkaç kuralı gözler önüne serer.

Örneğin, İngilizce ana dili konuşucularının farkına varmadan belli bir kurala göre sıraladığı yansıma sözcükler vardır. Daha önce hiç “saat sesi” için kullanılan ifadenin tock-tick şeklinde kullanıldığını duydunuz mu? Ya da kökeni eskilere dayanan ama popülaritesi son zamanlarda daha da artmış olan “o” müzik türünün adı neden hop-hip değil? Peki ya, atların dört ayağından da aynı ses çıkmasına rağmen neden nal sesleri clip-clop ile ifade ediliyor da clop-clip şeklinde kullanılmıyor? Neden bir fincan kahve eşliğinde kat-kit yemeyiz de kit-kat yemeyi tercih ederiz? Kapılar neden ding-dang-dong şeklinde çalar? Bunun sebebi fonetik olarak birbirinden farklı olan yansıma söz öbeklerinin belirli kurallara göre oluşturulmasıdır. Bu bağlamda iki kural vardır: Yansıma sözcük öbeğinde üç kelimenin olması durumunda sıralamanın “I-A-O” şeklinde olması, iki kelime olması durumunda ise ilk kelimenin “I” harfini içermesi, ikincisinin ise “O” harfini içermesi gerekliliğidir. Örneğin, mish-mash, chit-chat, dilly-dally, shilly-shally, tip top, hip-hop, flip-flop, tic tac, sing song, ding dong, King Kong, ping pong gibi.
Bu kurala “ablaut reduplication” denir. Gramatik olarak bilinmese bile fark etmeden uygulanan, bilenlerin özellikle dikkat ettiği ve ihlal edildiğinde dinleyici için kulak tırmalayıcı olan bir kuraldır. Israrla maruz kalınan dil bilgisi kurallarının fark edilmeden nasıl da içselleştirilebildiğine bir örnek daha verecek olursak aklımıza ilk gelen, İngilizcede sıfatların belirli bir kurala göre sıralanmasıdır. “Fikir, boyut, yaş, renk, köken, materyal ve maksat (opinion, size, age, colour, origin, material and purpose)” şeklinde sıralanması gereken sıfatları kullanan ana dil konuşucuları bu kuralı bilmeseler dahi uygularlar. Bu durumda “An irritating, giant, old, grey, Norwegian, wooden couch (rahatsız edici, büyük, eski, gri, Norveç yapımı ahşap kanepe)” şeklinde bir sıfat dizilimi doğrudur.

Peki ya “ablaut reduplication” kuralını yahut sıfatların sıralanış kurallarını bilmeyen ana dil konuşucularını, bu kuralların ihlali durumunda rahatsız eden şey nedir? Araştırmacılar bu durumu dil kullanımında sık sık zihin sözlüğümüze ve kulak aşinalığına başvurmamızla açıklıyor. Kulak aşinalığı veya zihin sözlüğü denilen kavram, bilmediğimiz hatta farkında dahi olmadığımız sözcük yapılarını ve dil bilgisi kurallarını doğru biçimde kullanmamıza yarıyor. Her birey, kendi zihin sözlüğünde kelimelerin fonetik ve yapısal analizini yapar ve kulak aşinalığı hissetmediği yeni oluşumlardan rahatsızlık duyar. Dolayısıyla yukarıda verdiğimiz örneklerin tümünü içselleştirilmiş dil bilgisi kurallarına kanıt olarak gösterebiliriz. Kulak aşinalığımızın ve zihin sözlüğümüzün hep aklımızın bir köşesinde durması, tüm dil bilgisi kurallarını tanımlayıp bize yardımcı olması dileğiyle!

Tags:

Bir cevap yazın