Yazar: Begüm Gür

Editör: Çağıl Zehni

Çeviri eylemi ve çeviri sektörü, hayatımızın içine yerleşmiş köklü bir sistemler bütünü olmakla birlikte diller ve kültürler arası iletişimi sağlamaktadır. Birçok dala ayrılan çeviri sektörünün, en çok araştırmaya tabii tutulan dalı eş zamanlı çeviridir. Bu alan, zaman içinde nörobilimcilerin dikkatini daha da çekmiş ve günden güne alana yönelik yapılan araştırmalar çoğalmıştır. Ben ise yapılan bu çalışmalar içinden eş zamanlı çeviri eylemine de açıklık getiren iki önemli araştırmayı ele alacağım.

Bahsetmek istediğim ilk araştırma eş zamanlı çevirinin beynin hangi bölümlerini içerdiğini açıklığa kavuşturuyor. Yıllarca çok dilli bireylerin beynini araştıran ve bundan bir sonuç elde etmeye çalışan nörobilimciler, eş zamanlı çevirinin beyinle olan o akıl almaz ve karmaşık bağını çözmek için durmadan çalışmıştır ve hâlâ da çalışmaktadırlar. Beynin hangi bölümünden araştırmayı yapacaklarını bilmediklerinden uzun yıllar zorlanmışlar fakat sonunda Geneva Üniversitesi’nde görev alan, Eş Zamanlı Çevirmen ve Araştırmacı Barbara Moser-Mercer bir grup bilim insanıyla bu zorlu yolculuğu hedefine ulaştırmayı başarmış.

Araştırma, eş zamanlı çevirinin tahmin edileceği üzere beynin birçok noktasıyla bağlantı kurularak yapıldığını kanıtlamış. Ancak bu olayın can alıcı noktası araştırmacıların gözlemlediği “kuyruklu çekirdek  (kaudat nükleus)” isimli bir bölümdür. Bu bölüm, beynin “bazal ganglia” adlı istemli hareketlerin kontrolü, öğrenme, göz hareketleri, bilişsel fonksiyonlar gibi pek çok işlevin yerine getirilmesini sağlayan bölgesinde yer almaktadır. Kuyruklu çekirdek bölümü ise güven duygusu ile karar verme yetisinin ayrıştığı, kontrol edildiği bir bölümdür.

Araştırmanın en dikkat çekici noktası da beynin bu bölümlerinin çalışmada önemli bir yer etmesidir. Yapılan diğer tüm araştırmalarda ve bahsi geçen tüm kanılarda eş zamanlı çevirinin en önemli noktasının dili alakadar eden broca bölgesi (konuşma üretimini ve ve söylemini sağlamaktadır) veya wernicke bölgesi (algılama fonksiyonunu sağlamaktadır) olduğu düşünülürken bu araştırma ile birlikte eş zamanlı çevirinin en alıcı noktasının “kuyruklu çekirdek” bölümü olduğu ortaya çıkmıştır. Bu bölüm, beynin diğer bölümlerinin faaliyetlerini düzenleyerek en zorlu eylemlerin meydana gelebilmesini sağlamaktadır.

Ayrıca araştırma esnasında “fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme” yöntemi kullanılarak eş zamanlı çeviri esnasında beynin aktif hale gelen bölgelerinin hangileri olduğu da belirlenmiştir. Bunlardan ikisi hem konuşma üretimi ve hafıza hem de soyut düşünme gibi fonksiyonları bulunan broca bölgesi ile hem yapılmak istenen eylemleri düzenleyip hem de birçok öğrenim hareketinin gerçek- leşmesini sağlayan putamendir.

Araştırmayı daha da ileri bir noktaya getirebilmek amacıyla bir grup öğrenci, çeviri eğitimlerine başlamadan önce ve başladıktan bir yıl sonra olmak üzere bir deneye tabii tutulmuştur. İlk aşama olarak öğrencilerin dinledikleri bir kelimeyi veya kelime grubunu tekrar edilmesi istenmiştir. İkinci aşamada ise eş zamanlı çeviride olduğu gibi duydukları cümlenin anlamını o anda üretmeleri istenmiştir. Araştırmanın başlarında, beynin çoğu bölgesinin aktif hale getirilmediği, sadece düzeni sağlayan “kuyruklu çekirdek” gibi belli başlı bölümlerin çalıştığı görülmüştür. Ancak bir yıl sonra yapılan deneyde beynin çoğu bölümünün aktif hale geldiği gözlemlenmiştir. Bu deneylerin en şaşırtıcı yanı ise bir yıl sonra yapılan deneyde “kuyruklu çekirdek” bölümünün daha az kullanıldığıdır.

Araştırmacılar bunun, kazanılan ve deneyimlenen tecrübeden dolayı gerçekleştiğini düşünmüşlerdir.

Çünkü eş zamanlı çeviri ortamına ayak uydurmaya başlayan, hız ve yeti kazanan beyin, artık zorlanmadan çeviri işlemini gerçekleştirebilmektedir. Araştırmanın sonuçlarına göre “kuyruklu çekirdek” bölümünün ana görevi, faaliyeti gerçekleştirmek değil, faaliyetin neden gerçekleştirildiğidir. Kısacası kuyruklu çekirdeğin görevi, istenilen faaliyeti ilgili bölümlerle bir araya getirmektir. Bu sebeple de tecrübenin artmasıyla, bir araya getirme işlemi otomatik ve basit bir işleve dönüşmektedir.

Araştırmanın diğer önemli bulguları ise şunlardır:

  • Eş zamanlı çeviri işlemi, beynin bilişsel açıdan fazla yüklenmesinin önüne geçmektedir.
  • Eş zamanlı çeviri, beynin sinir ağlarının şekillenmesi açısından oldukça yararlıdır.
  • Eş zamanlı çevirmen, çoğu bilişsel tehdidin üstesinden gelme yeteneği göstermektedir.

Bahsedeceğim ikinci araştırma ise, dilbilimcilerin de sahada yer aldığı bir araştırmadır. Bu araştırma Fransız dilbilimci Daniel Gile’nin ortaya attığı “Effort Models’dir”. Bu araştırmanın odak noktası çeviri esnasında kısa süreli hafıza kullanımının artmasının, dinlemeyi ve algılamayı zorlaştırdığı düşüncesidir. Gile, her bir sözlü çevirmenin üç zorlu aşamadan geçtiğini ve bu aşamaların denge içinde ilerlemesi gerektiğini savunmuştur.

Bahsi geçen aşamalar ise şunlardır:

  • Dinleme ve Analiz Aşaması: Anlam odaklı olan bu aşama, çevirmenin duyduğu kelimeler bütününü benimseyip beyninde anlamlı bir bütün haline getirmesini işaret etmektedir.
  • Hafıza Aşaması: Kelimelerin hedef dile aktarılmadan önce bir çeşit hafıza mekanizmasında tutulduğu aşamaya verilen addır.
  • Üretim Aşaması: Özellikle ardıl çeviri için kullanılan bu aşama, iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım çevirmenin, konuşmacıyı dinleyip not almasını, ikinci kısım ise konuşmanın dinleyicilere hedef dilde aktarılmasını içermektedir.

Bu aşamaların çeviri esnasında eş zamanlı olarak yapılıp yapılmadığını öğrenebilmek adına Elektroensefa- lografi (EEG) ya da “Beyin Çizgesi Yöntemi ile Olaya İlişkin Potansiyel (ERP)” metotları kullanılarak bir deney yapılmıştır. EEG metodu, yapılan iş esnasında kısa süreli elektriksel impulslar aracılığıyla sağlanan ve nöronlar aracılığıyla iletilen bilgi aktarımını izlemektedir. ERP metodu ise bir olay esnasında beynin uyarıcıya vermiş olduğu yanıt ölçmektedir. Bu iki metot da bilişsel süreç açısından çok büyük bir önem taşıdığı için bu gibi araştırmalarda kullanılmaktadır.

Deneyde yer alan dokuz uzman eş zamanlı çevirmenin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde verilen sekiz adet konuşmayı eş zamanlı olarak çevirmesi istenmiştir.

Konuşmaların yarısı Rusçaya, diğer yarısı da İngilizceye çevrilmiştir.

Araştırma sonucunda yukarıda bahsi geçen üç aşamanın eş zamanlı olarak değil, dağılımsal bir şekilde gerçekleştirildiği ortaya çıkmıştır. Örneğin çevirmen konuşmacıdan ne kadar geri kalırsa, hafızayı ilgilendiren bilişsel kaynak da paralel olarak o kadar çok kullanılmaktadır. Yani bu üç aşamadan hangisine daha  çok ihtiyaç duyulursa, çevirmenin beyni ona geçiş yapıp diğer aşamaları eş zamanlı olarak gerçekleştirememektedir. Bu da yeni bilgi alımının önüne geçerek, çeviri sürecini tehlikeye atmaktadır. Böylece bu araştırma ile “çeviri esnasında kısa süreli hafıza kullanımının artmasının dinlemeyi ve algılamayı zorlaştırdığı” düşüncesi kanıtlanmıştır. Araştırmanın yazarı Roman Koshkin, araştırma sonuçlarının eş zamanlı çeviri anlayışının kalıplarını gösterdiğini dile getirerek eş zamanlı çevirinin kelimesi kelimesine bir çeviri türü olmadığını vurgulamıştır. Koshkin’e göre eş zamanlı çeviri, konuşmacının bahsettiği konu ve anlamı içeren geniş bir bağlamla ele alınmasını gerektirip bu özelliklere göre konuşmacının dediğinin düzenli bir özeti olarak çevrilmesidir. Koshkin, çeviri esnasında konuşmacının hızını yakalayabilmek amacıyla meslektaş çevirmenlerinin kısa süreli hafıza ve dinleme işlemini dengede tutmaları gerektiğini ve bu sebeple çevirilerini belirli sayıdaki kelime ve kelime gruplarıyla yapmaları gerektiğini önermiştir. Belirli kelime ve kelime gruplarının kullanılması,  bahsi geçen üç aşamanın birbirlerinin önüne geçip çeviri sürecini riske atmaması için oldukça gereklidir.

Eğer bir çevirmen, eş zamanlı çeviri esnasında anlam odaklı çalışıp, kendini belirli kelime sayısını kullanma konusunda kısıtlı tutarsa, işte o zaman bu üç aşama mükemmel bir biçimde çalışmış olacaktır.

Bu iki araştırma bizlere, eş zamanlı çevirinin nasıl ve beynin hangi bölgelerini harekete geçirdiğini göstermiştir. Aynı zamanda çeviri süreci boyunca çevirmene de yol gösterici olmuştur. Bu gibi araştırmalar günümüzde hâlâ devam etmekte ve çeviri alanı ve alt dallarının işlevselliğine bir ışık tutmaktadır. Bu alanların diğer özellikleri ise gizemlerle dolu beynimizde, bilim insanları tarafından çözümlenmeyi beklemektedir.

GEÇİD’in tüm sayılarına ve dergideki diğer yazılara Genç Çevirmenler Platformu‘nun internet sitesi üzerinden, “Projelerimiz” sekmesiyle ulaşabilirsiniz!

Tags:

Bir cevap yazın