Çevirmenin Gözü Dildir

Aynı zamanda bir filozof, şair ve dilbilimci olan çevirmen nerede? O, edebiyatımızda yeni bir dönemin sabah yıldızı olmalı!

Herder, 1767

Gözlemlediğim kadarıyla dil bilim ve çeviri kuramları çevirmenlik yolunda ilerlemeyi hedef edinmiş öğrenciler için pek sevilen çalışma alanları değil. Çoğu öğrenci çeviri kuramının uygulamaya dönüştürme gayreti içerisine girmese de ben dil bilim ve çeviribilim kuramlarının ne kadar elzem olduğunu “Gözle Değil Dille Görmek” ifadesiyle anlatmak istiyorum.

“Gözle Değil Dille Görmek” ifadesi söylenmeyenin sır perdesini dil bilimle aralama imkanı sunar. Hepimizin bildiği ve Hans G. Hönig’in de dile getirdiği gibi “Satranç, nasıl taşların yerini değiştirmekten ibaret değilse, çeviri de sözcüklerin yerini değiştirmekten ibaret değildir.” Dil bilgisi kurallarını öğrenmek gibi herkes satranç kurallarını öğrenebilir fakat kuralları iyi biliyor olmamız bu oyunu iyi oynayabileceğimiz anlamına gelmez.

Dil bilim, her ne kadar Gramer ve Karşılaştırmalı Gramer çalışmalarıyla dilin yapısal kısmı ile ilgilenmiş olsa da filoloji dönemiyle birlikte disiplinlerarası yaklaşımlar ışığında kültür, iletişim, birey, toplum dünya vb. dil dışı elementleri dil bilim ve çeviri bilime dahil etmiştir.  Bu çalışmalarla birlikte dildeki işlevselci çalışmalar çeviribilimde de işlevselci kuramların doğmasına öncü olmuştur. Artık işin içine söylem çözümlemesi başta olmak üzere dilbilim-çeviri ilişkisinin oldukça bariz görülebildiği pek çok alt alan girmiştir. İşlevselci yaklaşımlar her ne kadar dilin yapısallığını yok sayıp büyük oranda dil dışı göstergeleri kendisine yol arkadaşı belirlese de dil bilim yine hep oradadır.

Dil; dil bilimsel anlamda yapısal, iletişimsel ve gösterge olmak üzere üç şekilde incelenebilir yani dil bilim dünyayı dilin bu üç incelenme şekliye görür. Peki çevirmen dünyayı nasıl görmelidir? Cevap belli: Diliyle.

Aslında bence bu yazıya en güzel örnek söylem çözümlemesidir. Söylem çözümlemesi belki de en çok sözlü çeviri esnasında çevirmene eşlik eder. Her türlü dil veyahut dil dışı gösterge – buna sözceler, söylemler, iç monologlar, söz-eylemler vb. dahil olmak üzere – oluştuğu parçalar dışında pek çok şeyi söylem içerisinde gizler. Sözlü çeviri sırasında söylem çözümlemesi yaparken kültürlerarası iletişimi sağlamada büyük rol üstlenen çevirmen, dünyayı gözüyle değil tamamen diliyle görür. 

Bu konuya dilin düşünce dünyamızı şekillendirdiğini anlatan birkaç örnekle devam etmek istiyorum. Çünkü dilin düşünce biçimimizi etkiliyor olması dünyayı görme biçimimizi de etkilediği anlamına gelir.  Örneğin Rusçada gökyüzü mavi rengi çağrıştırmaz. Bu durum bizim düşündüğümüzden oldukça farklıdır çünkü Rusçada bizim düşündüğümüz gibi maviyi belirten bir söz yoktur. Onun yerine, bize göre açık mavi olan ton için “goluboy” ve koyu mavi olan ton için “siniy” kelimelerini kullanılmaktadır. Tekrar edelim, onlara göre bu iki kelime bir rengin iki farklı tonuna değil, iki farklı rengi işaret ediyor. Kısacası gören göz değil, dil.

Dünya üzerinde ölü dilleri çıkardığımızda yaklaşık olarak 7000 dil vardır. Boroditsky buradan yola çıkarak dünya üzerinde 7000 bilişsel evren olduğunu söylüyor. Gözle değil dille görülen 7000 dünyayı bireye indirgediğimizde de milyarlarca gözle değil dille görülen dünya olduğu anlamına gelir.

Bir başka örnek ise Ivan Peder’in sözlü çeviriye ilişkin işaret ettiği gibi, Doğu Akdeniz ve Mısır’ı dil bilmeden gezen Heredot, çevirmenin kendisine anlattığı ile kendisinin gördüğü şeyler arasında aşırı bir abartı hatta belki de yalan olduğunu dile getirmiştir. Burada anlatılmak istenen, çevirmenin kendi diliyle gördüğü dünyanın Heredot’un gördüğü dünyayla uyuşmamasının her ne kadar gören göz aynı olsa da dünyayı algılayan dilin farklılığına bağlıdır.

Samuel Beckett ise 1938’de İngilizce olarak yayımı yapılan Murphy isimli eserini sonradan kendisi Fransızcaya çevirmiştir. Burada her ne kadar yazar aynı olsa da başka bir dilin gördüğü dünya üretilen metni bambaşka bir metne dönüştürmüştür. Buradan çıkarılması gereken, Beckett’ın kendi metnini dünyayı gördüğü gözle değil dünyayı gördüğü diliyle çevirmesidir.

Kanımca, her yerinde sistematik bir düzenin var olduğu şu kozmoz evrenimizde dil de bu sistematik bir düzenin bir parçası olarak evrene içkindir. Bu sebeple her şeyin dille çözümlenebileceğini öngörmekteyim. Bunu yapabilecek kişiler ise metnin alt başlığında yer verilen Herder’in sözünden hareketle çevirmenlerdir. Siz evreni dille görmek istediğiniz takdirde evren de sizinle iş birliği yaparak bu konuda sizlere ipuçları gösterecektir.


Kaynakça:

  • evrimagaci.org
  • Yücel F. (2020). Çevirinin Tarihi (2.Baskı). İstanbul. Çeviribilim Yayınları
Tags:

Bir cevap yazın