Türk Edebiyatı’nda Alafrangalık Olgusu

Türk Edebiyatı’nda Alafrangalık Olgusu

18. yüzyıla kadar, Osmanlı toplumsal yapısında Doğu motifler başat olarak görülmekteydi. Bu süreç, Fransa Büyükelçisi olan Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet’i takip eden ve adına Lale Devri dediğimiz bir sürecin sonunda değişmeye başlıyor. Yani, özellikle Osmanlı’nın bürokrat kesiminin Avrupa ile temasa geçmesiyle, hâkim devlet algısının yerini Batılı anlayış alıyor. Dolayısıyla batılılaşmanın temellerini 1789-1807 yılları arasında padişahlık yaparak, Nizam-ı Cedîd’i kuran III. Selim ve daha sonra II. Mahmut’a kadar götürebiliriz.

Tanzimat Dönemi’nde ‘’Batı Edebiyatı’’ denildiğinde Fransız Edebiyatı anlaşılıyordu. Hemen hemen her edebi türde ilk yazarlarımız Fransız Edebiyatından örnekler alarak eserlerini yazmışlardır. Bu yüzden de yazarların çoğu iyi derecede Fransızca biliyordu. Mesela, Şinasi Fransızcasını Reşat Bey’in bürosunda sekreter olarak çalışırken onun yardımıyla öğrenmişti. Daha sonra Fransa’ya gittiğinde Lamartine’den çeviriler yaparak edebiyat alanında kendinden söz ettirdi. Yine Ziya Paşa Fransızca ve Arapça biliyordu. Namık Kemal Fransızcayı Şinasi’nin teşvikleriyle öğrendi ve ‘’Çeviri Odası’’nda çevirmen olarak çalıştı. R. Mahmut Ekrem Arapça, Farsça, Fransızca biliyordu. O da eserlerini Hugo ve Lamartine’den etkilenerek yazdı. Ahmet Mithat Efendi de oğlu Kamil’in dediğine göre on yedi ayda Fransızcayı öğrendi; daha sonra sırasıyla Arapça, Farsça, İngilizce, İtalyanca, Bulgarca, Latince ve Yunanca öğrendi. Tanzimat Edebiyatı döneminin diğer önemli isimlerinden Sami Paşa
Sezai, Abdülhak Hamit, Münif Paşa, Şemsettin Sami Bey Fransızcayı iyi biliyorlardı.

Tanzimat Edebiyatı yazarları gibi Servet-i Fünun Edebiyatı yazarları da yabancı dil biliyorlardı. Tevfik Fikret Galatasaray Lisesi’ni bitirmişti, aynı zamanda bu lisede Fransızca öğretmeni olarak çalışmıştı. Cenap Şahabettin Tıp Fakültesini bitirdikten sonra eğitimine devam etmek için Fransa’ya gönderilmişti. Halid Ziya Uşaklıgil Fransız Katolik Lisesi’ni bitirmiş daha sonra Fransa’ya gitmişti. Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçin, Süleyman Nazif, Ahmet Hikmet Müftüoğlu Fransızcayı çok iyi derecede biliyorlardı.

Türk insanı, Tanzimat’la birlikte toplumsal ve kültürel hayatta bir takım değişimler içine girer. Yabancısı olunan bir medeniyetin kapıları ardına kadar açılmış ve bu kültürün, yaşam tarzının etkileri kendini göstermeye başlamıştır. Bizim araba sevdasında gördüğümüz örneklerde de olduğu gibi, toplum ortaya çıkan bu yeni durumu benimsemesi ve kabullenmesi Batılılaşmanın hayatına somut olarak yansımasıyla gerçekleşiyor. Avrupa ile ilk tanışanlar ve bu yaşam tarzını kendi yurtlarına getirenler, toplumun daha elit ve daha zengin kesimidir (Bkz. Bihruz Bey). Bu nokta bizim için yeniliklerin daha çok paşalar etrafında görülmeye başlaması bakımından önemlidir. Bunun nedeni, bürokrasinin entelektüel olarak batı kaynaklarına açık olması ve devlet aygıtının içerisinden yaşanan dönüşüme ayak uyduran kişiler olmalarıdır. Çünkü tür olarak da Tanzimat’la birlikte görülmeye başlanan romanın ilk konularından birisi alafrangalıktır ve genelde alafranga olarak nitelediğimiz roman kişilerinin pek çoğu paşa çocuğudur ya da elit kesimdendir. Bu sosyal tabaka her şeyden önce okuryazardır.

Alafranga” tabiri, Avrupa’nın “Türk usulü” manasında 17. Yüzyılda kullandığı “alaturka”nın yerine kullanılmaya başlanan bir sözcüktür. Alaturka zamanla “Şarklılık”, Alafranga da, “Batılılık” anlamını kazanır.

Tanzimat Edebiyatı ve Servet-i Fünun Edebiyatı’ndaki batı etkisi yerini daha sonra Milli Edebiyat’a bıraktı. Milli Edebiyatla birlikte bireysel hayattan sosyal hayata doğru bir açılımı roman, tiyatro ve hikayelerde görmek mümkündür. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Milli Edebiyat’ın hızla gelişmesiyle Fransızca da yerini İngilizce’ye bırakır.

Nedir “alafranga”nın özelliği?

Batıya özenme. Batılı bir toplum içinde yetişme-diğinden Batı kültürünü, düşüncesini yeterince tanımayan ya da yanlış yorumlayan ve kendisi herhangi bir düşünce üretemeyen, kendisini ve toplumunu beğenmeyen, olduğu gibi görünmeyen, züppece davranışlar sergileyen kişi. Hem Rus, hem de Türk edebiyatında karşımıza çıkmaktadır. Bu Alafranga tip, Ahmet Midhat Efendi’nin romanlarında daha iyimser bir yaklaşımla olumlusuyla dengelenmiştir: Kendi değerlerine sahip çıkan, hem kendi kültürünü, hem Batı kültürünü özümsemiş, görgülü, akıllı, zeki, yabancı dil bilen Rakım, Remzi, Nasuh gibi her iki kültürü olağanüstü bir biçimde sentezleyen pozitifleriyle. Hüseyin Rahmi’nin karikatürize edip ironiyle ele aldığı alafranga tipi, Efruz Bey’le bir şarlatana, Yakup Kadri romanlarında “alafranga hain”e dönüşür.

Bir Örnek: Araba Sevdası (Amour de calèche) – Recaizade Mahmut Ekrem

Eserin konusu

Bir sokak kadını uğruna bütün varlığını düşünmeden , sorumsuzca harcayan ve nihayet düştüğünü fark ettiğinde ise çok geç kaldığını gören Bihruz Bey’in kişiliğinde dönemin trajikomik durumu ele alınmaktadır.

Yazarın konuya bakış açısı
Yazar , kendi öz değer yargılarından koparak , bilinçsiz bir şekilde batılılaşmaya çalışan dejenere olmuş bir toplumu ve bu toplumun düştüğü traji komik durumu , romanın kahramanı Bihruz Bey’in kişiliğinde eleştirel bir biçimde işleyerek ele almıştır.

Eserin ana olayı
Araba Sevdası romanı realizmin etkisiyle yazılması ve batı hayranlığı yolunda düşülen garip durumları eleştirmesidir.

Yazarın ana düşüncesi
Yazar oldukça zengin ve beyinsiz bir delikanlının geçirdiği bir aşk macerası günün terbiye olayları , özel ders veren yabancılar alafrangalık merakı gibi devrin toplumsal dertlerini toplar.Yalnız kitabın bir kusuru vardır ; o da Recaizade Mahmut Ekrem Bey’in hiç yapamayacağı işe, hiciv ve mizaha merak etmesidir. Bu yüzden üslubu boş yere ağırlaşır ve roman hızını kaybeder.

«Bihruz Bey, Keşfi’yi gördüğü gibi arabadan inerek muakbelesine gittiğinden iki genç badel musafaha konuşmaya başladılar:

-Bonjur Bihruz Bey!
-Bonjur mon ami !
-Siz buralara da yetişiyorsunuz maşallah… şöyle azıcık yürüyerek dolaşsak olmaz mı?
-Yürüyelim. Zati ben de arabada otura otura yoruldum…
-Kel nuvel? …
-Riyen… es kö vuzet söl ?.(….)
-Sizinkini gördüğünüz var mı?
-Benimki kim oluyor?
-La bel blond?
-Hayır! O benim değil sizin… size sormalı görüyor musunuz diye…
-Gerçek geçenlerde teneffüs odasında Atıf Bey bir şeyler söyledi (…).
-Zevzeklik ne olacak?.. Siz Blond’dan bahsedince o da öyle söyledi.
-Demek Blond’u gördüğünüz yok öyle mi?

Siz siz olun kendinize böyle güldürtmeyin azizim! Yazın Türkçe gitsin :)

 


Kaynaklar:

https://www.insanokur.org/

http://www.idildergisi.com/

Araba Sevdası: Türk Edebiyatı’nda Batılılaşmanın Aynası

http://dergipark.gov.tr/

Resimler:

uludagsozluk.com

https://www.bisav.org.tr/

Bir cevap yazın