Çevirmen olup da kitap okumayı sevmeyen olur mu? Haliyle ben de sağlam bir okurum. Fakat yabancı dilden çevrilmiş bir kitapta çeviri yeterince iyi değilse çivili koltukta oturuyormuşçasına sırtıma dikenler batıyor. Konu ne kadar sürükleyici olursa olsun, ilerleyemiyorum. Anlatım bozukluğuna rastlarsam acaba yazar burada ne demek istemiş diye kara kara düşünüyorum, içime sinmeyen bir söz öbeği olduğunda acaba orijinali neydi, çevirmen bu hedef metne nereden ulaştı diye yorum yapıyorum. Hele ki öykünün en intikam soğuğunda; kalbi taş kesmiş kahramanımızın birdenbire “Hayır, teşekkür ederim” gibi bir kalıp kullanmasını aklım almayınca, geçip gidemiyorum.

O kadar zulüm gören kahraman, geçip gidiyor, hayatına  devam ediyor. Ben edemiyorum.

Gidip bakıyorum, araştırıyorum, meğer orada kullanılan tabir “No mercy!” imiş. Sonra ben o kitabı nasıl okuyayım ey dostlar?

Çeviriyi beğenmeyip kitapları yarıda bırakmak, çevirmenlikten gelen bir “rahatsızlık” sanırdım, fakat yakın zamanda fark ettim ki artık belli yayınevlerinin kitaplarına ve çevirmenlerine yönelmişim. Millet falanca dizideki oyuncunun sevgilisi saçlarını boyatmış diye anlatırken bön bön bakan ve bir insanın başka bir insanı takip etmesini anlayamayan bendeniz, resmen çevirmen ve yayınevi takip ediyorum.

 

Neyse ki delilik paylaşılmaz, paylaşılırsa delilik olmaz! diye rahatça yazıyorum, benim gibi başkaları da var. Bu durumumu daha detaylı analiz edebilmek ve bir isim koyabilmek adına tabii ki doktora değil, Sahaf Festivaline gittim ve kitapçılarla konuştum.

Hepsi en az yarım saat süren konuşmalarım sonucunda aldığım notların özeti şu şekilde:

 

 

1- İyi çevirinin her zaman değeri biliniyor.  Eserlerin Hasan Ali Yücel zamanındaki MEB baskıları veya Varlık Yayınları baskıları normalin 5 katına da satılsa alıcısı oluyor.

 

2- Okur, çevirmen isimlerini biliyor ve takip ediyor. Özellikle bilim kurgu, çizgi roman ve fantastik edebiyat okurları bu konuda çok fanatik.

3- Seri kitaplarda çevirmen değişince, yeni çevirmenin eski çevirmenin eserini mutlaka takip etmesi talep ediliyor. “Yanlış çevirilerin” düzeltilirken ilk kitaba bağlı kalınması, kemikleşmiş yanlışlara ise dokunulmaması okur açısından çok önemli. Red Kit’in “Lucky Luke” olduğunu hepimiz biliyoruz ama Şanslı Luke denilmesini okur itici buluyor

4- Hele ki “bizden” olsun diye isim adlarının Türkçeleştirilmesi veya yakın zamanlarda çokça tercih edilen şive kullanılması riskli. Çok seven de var, nefret eden de var. Yine yukarıdaki örnekten gidersek Joe Dalton, kendi uzun aklı kısa kardeşini susturmak için “Afkurma Avareeeeell” diye kızsa herhalde biz de şaşırırız.

 

5- Bir yayınevi çevirmen ve editör seçimine önem verirse uzun vadede mutlaka tercih edilen bir kimliğe sahip oluyor. İş Bankası ve Yapı Kredi yayınları şu sıralar adından övgü ile söz ettiriyor.

 

6- Klasik eserler birçok yayınevi tarafından basılsa da öne çıkan çeviriler var ve okuyucu yine onları tercih ediyor. Azra Erhat veya Cemal Süreyya çevirisi diyor örneğin Küçük Prens alırken. Onların çevirileri biraz daha pahalı, yükte de çeviride de!

 

7-Bir zamanlar Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu diye bir kurum olması bizi hem mutlu ediyor, hem de geleceğe dair “kimbilir” dedirtiyor.

 

 

 

 

 

8- Bazı eserleri incelediğimde hem kapakta hem ilk sayfada çevirmenin adının yazdığını fark ettim. Özellikle klasik eserlerde çevirmen seçiminde mutlaka konu ile ihtisas bilgisine sahip olunmasına önem verildiğini gözlemledim.

 

 

 

 

 

 

 

9- Çok satan yazarların kitaplarının Türkçe çevirilerinde eğer yazar ile çevirmen kimyası tutmuş ise, yazarların farklı bir konudaki diğer kitabında veya devam kitaplarında mutlaka aynı çevirmeni tercih ettiğini gözlemledim.

 

Bunların yanında “5 tanesi 10 lira, gel vatandaş geeeel! şeklinde sabun köpüğü çevirilerin de hatta çeviri intihallerinin de sıkça görüldüğü edebiyat dünyamızda zamana nanik yapan ve “kalıcı” olanların yine iyi çeviriler olduklarını ve sahaflarda ön raflara hep “iyi çevirilerin” doldurduğunu görmek güzeldi.

 

 

Tags: