Eleştiri…

Bu kelimeyi okuduğunuzda aklınıza ilk gelen şey ne? Sizde olumlu bir etki mi yoksa olumsuz bir etki mi bıraktı?

Günlük hayatımızda, eleştiri denildiğinde çoğu insanın aklına “bir konu hakkında olumsuz fikirler beyan etmek, eksiklikleri dile getirmek” şeklinde bir tanım geliyor fakat eleştiri, sadece bu tanımdan ibaret değildir. Kimi zaman unutulan, kimi zaman da bilerek göz ardı edilen bir diğer tanımı daha vardır bu eylemin: Bir konu hakkında referanslar göstererek yorumlar yapmak, karşılaştırmada bulunmak, konuyu değerlendirmek ve gelişmesine katkı sağlayan yeni bilgiler katmak anlamına da gelir. Olumsuz çağrışımının aksine eleştiri demek; düşünmek, yeni ve farklı düşünceler ortaya koymak ve gelişime katkıda bulunmaktır.

Ancak eleştiri kavramı, daha çok ilk olarak söz ettiğimiz olumsuzluk ifadesiyle bireylerin kafasında yer etmiştir. Bu nedenle, çoğu zaman eleştirilmek istemiyoruz veya eleştiren taraf olduğumuzda, mesela bir arkadaşımızı, bir filmi, bir kitabı eleştirmek istediğimizde ilk önce eksik, yanlış veya kusur aramaya koyuluyoruz. Bu eylem, kişinin sorgulama yetisi ve alışkanlığıyla da ilişkilendirilebilir. Kişinin, eleştiri yaparken bir de “mükemmellik” kavramı üzerinde düşünmesi gerekir. Fakat, bu eylemi gerçekleştirirken söz konusu şey üzerinde düşünmeksizin direkt olarak “olumsuz tarafı aramaya koşullanma” dozajını da yine kişi, kendi ayarlamalı ve kontrol etmelidir.

Hele ki söz konusu çeviri olunca, eleştiri kavramının başka bir boyutta ele alınması gerekiyor. Bu noktada yapılan eleştirinin daha nesnel, daha bilimsel ve altı dolu olması beklenir.

Çeviri eleştirisi, çok uzun yıllardır çeviribilimin tartışmalı bir konusu olarak ele alınır… “Çeviri eleştirisi nasıl yapılmalı?” sorusu geçmişten bugüne hala geçerliliğini koruyan, üzerinde çalışmalar ve araştırmalar yapılmaya devam edilen bir husustur. Bu sebeptendir ki, çeviribilim ancak 70’li yılların başından itibaren kapsamlı olarak “çeviri eleştirisi kavramını ve amaçlarını” ele almaya başladı.

Bu süreçte yapılan ilk çalışmalarda çeviriler, filolojik düzeyde yapılan değerlendirmelerle sınırlı kaldı. Yani, çevirinin kaynak metne sadık olması ve kelimesi kelimesine yapılmış olması ilk değerlendirme kriterleriydi. Çeviri değerlendirmeleri kaynak metne sımsıkı bağlıydı ve kaynak metinden bağımsız düşünülemezdi. Bir başka ifadeyle, önemli olan orijinal metin ve bu metnin yazarının iletmek istediği mesajdı. Başarılı çeviri, kaynak metne en yakın ve en sadık olmasıyla doğru orantılıydı.

17. yüzyıldan sonra, bahsetmiş olduğumuz eleştiri ölçütü yerini okurun zevkine bıraktı. Yani, çevirilerin okurlar üzerindeki etkisi inceleniyor, okurun ne derece memnun olup olmadığı eleştiriliyordu.

Günümüzde ise, çeviri eleştirisi yapılırken eskisi gibi sert bir yaklaşımdan söz etmiyoruz. Eleştirmenler daha çok kaynak metne bağlılık ve erek kitle/metin ilişkisi içinde erek metni değerlendiriyorlar, artık çeviribilim alanında bir “denge” söz konusu.

Zaten olması gereken de bu değil midir? Çünkü çeviri eleştirisi salt kaynak metni değerlendirmeye almaz, aynı zamanda erek metni de inceler ki çeviri metninde yer alan ifadeler bir denge süzgecinde yapboz gibi yerlerine otursun. Her çeviride kaynak metin yeniden hayat bulur, bir nevi aktarıldığı kültüre bürünür, kaynaktan kopmaz ama erek kültürün ve dilin bağlamına sığınır hatta belki de özgürleşir…

Çeviri eleştirisi, çeviri eğitiminin önünü açan, çevirmenlerin üzerinde çalıştıkları çevirileri değerlendirerek yeni bilgiler ve tartışmalar ortaya koyan, çeviribilimin daha da ileri gidebilmesi için yapılması gerekenleri araştıran bir alandır. Bu nedenle “çevirinin amacı”, “okurun beklentileri”, “hedef kitlenin özellikleri”, “bakış açısı” gibi kavramlar çeviri eleştirisi yapılırken göz ardı edilmemelidir. Yapılan çeviriler doğru eleştiri kriterlerine uyarak ne kadar çok eleştirilirse, çeviri eyleminin kalitesi de o denli yükselir. Buna paralel olarak da toplum içerisinde çevirinin önemi ve gerekliliği artar.

Ancak her yapıcı eleştiride olduğu gibi, yukarıda bahsettiğimiz “eleştiri denince akla ilk gelen olumsuz tanımı” dayanak olarak almak doğru değildir. Çeviri eleştirisi yaparken seçilen yöntem hata avcılığı, eksik arama üzerine olmamalıdır. Çeviride sadece dilbilgisi hataları aramak, kaynak metin ile birebir eşdeğer olmasını beklemek, erek metni görmeyip sadece kaynak metne odaklanmak, çeviriye arkası gelmeyen kötü-güzel yaftalarını yapıştırmak, söylenenlerin altını doldurmadan öznel ifadeler kullanmak bilimsel ve nesnel bir eleştiri yapılmasına imkan tanımaz.

Bu aşamada çevirinin arka planını, çevirmenin ne tür yollardan geçtiğini, hedef kitlenin mesajı algılama ve etkilenme düzeyini ele almak çok daha faydalı ve daha doğru bir çeviri eleştirisine kapı açar. “Erek odaklı çeviri eleştirisi” anlayışını benimsemek, erek kültürdeki sosyo-kültürel, ekonomik, siyasal etmenleri görmeyi sağlamasının yanı sıra çevirinin amacının belirlenmesine de kolaylık sağlar.

Edebiyat eleştirmeni, çevirmen, yazar ve dilbilimci Akşit Göktürk’ün çeviri eleştirisi üzerine söylemiş olduğu aşağıdaki cümle aslında yazımızı özetler nitelikte:

“(…) Gerçekte sözlük anlamlarından yola çıkarak, bir çeviriyi kötülemekten daha kolay bir şey yoktur. Ön yargıyla davranıldığı zaman, iyi bir çeviri bile bu yöntemle yerin dibine batırılabilir. (…)”


Kaynakça:

Tags:

Bir cevap yazın