Merhaba Sevgili ÇeviriBlog okurları!

Uzun süredir üzerinde düşündüğümüz ve hatta sizlerin de geçtiğimiz günlerde fikrini aldığımız bir konuyu kuramsal açıdan ele almak, kendi düşüncelerimizle harmanlayıp açıklamak istedik. Yazımızda, çeviri sürecinde zaman zaman sorun teşkil edebilen argo ifadelerin çevirisi üzerine bir irdeleme yapacağız.

Tarihsel süreç içerisinde, birçok farklı uzman “çeviri eylemi” kavramını tanımlamış, kuramsal açıdan ele almıştır fakat hâlâ tartışmalar bitmemiş, nokta konulmamıştır. Doğru, yanlış, eksik, fazla, saydam çeviri… Tanım ne şekilde olursa olsun çevirmenler, çeviri bölümü öğrencileri ve sektörün içinde yer alan ve bu işe az da olsa vâkıf olan herkes bilir ki; “çeviri eylemi” yalnızca bir konuşmanın veya bir yazının bir dilden başka bir dile aktarılması demek değildir. Evet, salt olarak bir aktarım vardır ve bu gibi bir tanım doğrudur ancak eksiktir. (Bu biraz da çeviriye nereden baktığınıza bağlı.) Çeviri, sadece dilsel olgulardan oluşan bir eylem veya sadece kelimelerin motomot karşı kültüre aktarımı değildir. Yalnızca hedef kültürde anlamsal karşılık bulmak da değildir. Öyleyse nedir? Çeviri, aynı şeyleri farklı dile aktarmanın ötesinde, karşılıklı bir kültür alışverişi, farklı toplumlar arasında bir iletişim köprüsü kurmaktır; çevirinin aracı bir rolü de vardır. Kendi kültürünün belli çerçeveler içinde sınırlarını aşıp, başka kültürleri tanımak ve tanıtmaktır, çeşitli eserleri farklı dillerde gelecek kuşaklara aktarmak ve başka bir kültürde var olmak, yer edinmektir. Çevirinin tanımını belki sayfalarca yapabiliriz.

Fakat her şeyden önemlisi çeviri, bir süreçtir. Bu süreci yöneten ve süreç tamamlanana kadar canla başla çalışan kişi ise çevirmendir. Çeviri süreci, bir çevirmen için bazen sorunsuz ve zahmetsizce ilerlerken, bazen de çeşitli engeller ile sekteye uğrayabilir. Deyimler, atasözleri, kelime oyunları, hedef dilde karşılığı olmayan ifadeler, kültürel ve geleneksel söylemler çeviri sürecinde çevirmeni zorlayabilecek ve uygun karşılığı bulabilmesi için üzerinde ekstradan yoğunlaşması gereken dilsel bariyerlerden sadece birkaçıdır. Bu ifadelerin hedef kültürdeki karşılığını bulma süreci kimi zaman sancılı geçse de çevirmen, bu konuda kullanılabilecek çeşitli çeviri yöntemleriyle hedef kültür için uygun bir karşılık bulur; bulamaması durumunda ise söylenmek isteneni hedef dilde açıklama yoluna gider.

Ancak her yerde her zaman kullanılamayacak veya kullanılmaması gereken  sadece ortaya çıktığı kültüre has sözcük, deyim ve deyişlerden meydana gelen argo ve müstehcen kelimelerin çevirisi yukarıda bahsetmiş olduğumuz ifadelerin çevirisi kadar kolay olmayabilir. Bu konuyu mercek altına almak gerekirse; her argo sözcük küfür veya müstehcen anlam ifade etmeyebilir ancak, içerisinde küfür olan bazı argo ifadeler vardır ki bunlar çeviri sürecinde, çevirmenin elini kolunu bağlar niteliktedir. Söz konusu argo ifadeler kaynak kültürde ve kaynak metinde garip durmazken, çevirmen bu ifadeleri hedef kültüre ve hedef metne aktarmayı denediğinde toplumun beklentileri, yaşam tarzı, zihniyeti, inançları ve hatta çevirmenin kendi kişisel düşünceleri ve karakteri işin içine girer ve çeviri süreci bir anda sekteye uğrayabilir. İşte, tam da bu noktada çevirmenin aklına şu sorular gelir: Bu argo ifadeyi çevirmeli miyim? Çevireceksem nasıl bir yol izlemeliyim? Yerelleştirme yapmam gerekiyor mu? Birebir çevirisini mi yapsam yoksa, deyiş kaydırarak bakış açısını mı değiştirsem? Hedef kitle bu tarz ifadelere açık bir toplum mu? Beklentileri neler? … Bu ve bunun gibi sorular uzayıp gider. Çevirmenin ise bu durumda tek bir endişesi vardır: Kaynak metindeki ifadenin hiçbir kayba uğramadan hedef metne doğru aktarılması. Bu aşamada çevirmenin kendi içsel sorgusu da sahnedeki yerini alır. “Çeviride sadakat” kuralı da göz önüne alınarak adeta bir ikilem yaşanır. Çevirmen elçilik görevini layıkıyla yerine getirebilmek adına önüne bir ihtimaller yelpazesi koyar. Bu aşamada çevirmenin en çok dikkate aldığı hususlar; hedef kitle, beklentileri ve sosyo-kültürel çevredir. Çünkü çevirmenin ve çevirinin temel bir amacı vardır: Hedef kültüre hizmet etmek.

Amaç: Argo ifadelerin nasıl çevrilmesi gerektiği konusunda çevirmeni çıkışa götürecek anahtar kelimedir. 

Skopos Kuramı: Çeviri eylemin sonuca ulaşmasında amacın en önemli husus olduğunu vurgulayan kuramdır. Bir başka deyişle, amacı olan her eylem sizi bir sonuca götürür. O halde süreç ne kadar sancılı olursa olsun argo ifadeler karşısında amacını belirleyen, nasıl ilerlemesi gerektiği konusunda rotasını çizen çevirmen, hedef kitlenin beklentileri doğrultusunda bu ifadelerin karşılıklarını doğru olarak verebilir. Çevirinin hizmet ettiği toplum argo ifadelerin sıklıkla kullanılmadığı veya kullanmasının hoş karşılanmadığı geleneksel ya da tutucu bir tavra sahipse çevirmen bakış açısı kaydırma yoluna gider ve argo ifadeleri olduğu gibi çevirmek yerine, hedef kitlenin beklentileri doğrultusunda algılanacak eşdeğer sözcükler bulma yoluna gider. Ancak çevirinin hizmet ettiği toplum, argo ifadeleri birer tabu olarak görmüyor ve bu ifadelerin kullanımı toplumda oldukça yaygınsa, birebir çeviri yoluna giderek uygun eşdeğerlilikleri bulabilir. Argo ifadelerin kaynak metinde sahip olduğu toplumsal ve kültürel farklılıkları erek dilin kültürüne uyarlayabilir. Kaynak metinde yer alan argo ifadelerin hedef metinde bir karşılığı olmaması durumunda ise bu ifadeleri açıklama ve yorumlama yoluna gidebilir. İşvereni ile istişare yaparak, beklentiler ve tercihler üzerine değerlendirmeler yapabilir. Tüm bu soruların cevaplarını bulduktan sonra amacını ve yöntemini belirleyen çevirmen, bu doğrultuda söz konusu argo ifade için ne şekilde bir aksiyon alacağına karar vermiş olur.

Avusturya doğumlu, Filozof Ludwig Josef Johann Wittgenstein, dili bir oyuna benzetir. Wittgenstein’a göre, tüm oyunlar kurallar tarafından yönetilen faaliyetlerdir. Bir amacı olan dil ise, değişken kuralların yönettiği ögelerle yürütülür. Bu durumda Wittgenstein, bir oyunun her dilde farklı kurallara sahip olduğunu ve aynı sözcüklerin başka bir oyunda aynı şekilde kullanılmaması gerektiğini ileri sürer. Diller, kültürler ve beklentiler farklıdır. Bu nedenle, birinci oyunun kuralları ikinci oyunda da aynen geçerli olmamalıdır. Aksi takdirde, çevirmen yanlışa sürüklenerek çıkmaza girebilir.

Günümüzde oyunu kurallarına göre oynamaya özen gösteren birçok çevirmen, gerek sosyal yaşamda gerekse çeviri alanında oldukça “hassas” olan argo ifadelerin aktarımı aşamasında bir kayba uğramadan ve toplumun beklentilerine uygun düşecek şekilde karşılıklar bulmaya çalışıyor. Yoğun çaba ve uğraşlar sonucunda, ortaya bir çeviri metni çıkıyor. Tamamlanan çeviri metni, hedef kitle tarafından gözlemlenebilirken yine aynı hedef kitlenin çeviri sürecinden haberi dahi olmuyor. Bu noktada çeviri süreci, çevirmen tarafından paylaşılmadıkça hedef kitle için bir kara kutu olarak kalıyor ve bu kara kutu, çeviri süreci boyunca amacını ve yöntemini belirlemek için çabalayan ve bu süreçte büyük gelgitler yaşayan çevirmenin ihtimalleriyle dolup taşıyor.

Özetle hayatta her şeyin bir amacı olduğu gibi “çeviri eyleminin” de bir amacı vardır ve bu amaç, yeri geldiğinde sorun teşkil edebilecek argo ve diğer kültürel ifadelerin çevirisinde izlenecek stratejiyi belirler ve çevirmene yol gösterir.

Bir ifadenin anlamı, o ifadenin mümkün kullanışlarının bir toplamıdır.

Wittgenstein

Kaynakça:

  • sozluk.gov.tr
  • Çeviride Skopos Kuramı, Hans J. Vermeer, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2008
Tags:

Bir cevap yazın