Yasemin M. Moore ile Yayıncılık Sektörü Üzerine Konuştuk

Yasemin M. Moore ile Yayıncılık Sektörü Üzerine Konuştuk

Kısa bir süre önce, hepimizin yakından tanıdığı ve takip ettiği bir yayınevi ile yaşadığı sorunu paylaşan ve akabinde yayınevi editörü ile ilgili tartışmalara neden olan bir cevap alan Yasemin M. Moore ile kısa bir röportaj gerçekleştirdik. Sorunun kaynağı her ne taraf olursa olsun, bir daha yaşanmamasını umuyor, keyifli okumalar diliyoruz.

”8 Kasım 1983 Ankara doğumluyum. Anne ve babam çalıştığından, anneannem ve teyzem tarafından yetiştirildim. Anneannem, Cumhuriyet döneminin ilk enstitü mezunlarındandır. Ne zaman onunla beraber maaşını çekmeye gitsek -ki o zamanlar ATM yoktu ve şubelerde uzun bir süre sıra beklemek gerekiyordu- maaşını alır almaz beni Kızılay’daki bir kitapçıya götürürdü. Kaç tane kitap seçersem seçeyim, alırdı. Kitap, o anlarda benim içim mutluluktu, özgür olmaktı. Bu nedenle okuma- yazmayı 4 yaşında öğrenmiş oldum. Ve hiç bırakmadım.

Edebiyatla profesyonel anlamda tanışmam ise; Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girişim ile başladı. Çeşitli tercüme bürolarında çalıştım. İngiliz (GB), Amerikan ve Türk yayınevleri ile de severek çalıştım.

Dört dilde üç binden fazla kitap okudum.  Kitaplarla olan aşkım sürmektedir..”

Okuyacağınız kitapların seçiminde yayınevi ve çevirmen faktörü sizi ne kadar etkiliyor?

Kendi okuyacağım kitapları seçerken küçük çaplı ya da yeni açılmış yayınevlerine de yer veriyorum. İçlerinde çok değerli çeviriler olabiliyor. Ancak, herkes gibi ben de köklü yayınevlerine güven duyuyorum.  Orada bir müdür ya da editör koltuğunda olmanın getirdiği sorumluluğun farkında olduklarına inanmak istiyorum.

Bir başkası için kitap alırken, hediye etmeden önce mutlaka okurum. Hele de çocuk kitabı ise! Çocuk kitapları, çocuğun ileride dili ve edebiyatı sevmesi için çok önemlidir. Eğer kitap okumak, çocuğu, okumayan arkadaşlarının önüne bilgisel anlamda geçiremiyor ise bu çocuğa okumanın değerini öğretemeyiz.

Bir okur olarak bir kitapta hatalı gördüğünüz yerler konusunda sorumluluk hissederek kitabın editörüne ulaştığınız ve beklemediğiniz bir yanıt aldığınıza dair bir anekdotunuz var. Bu olayı kısaca bizimle paylaşır mısınız?

Çok köklü bir yayınevinden çıkmış, hem de 11. basıma ulaşmış olan bir çocuk kitabını incelerken -dediğim gibi hediye etmeden önce mutlaka incelerim- hatalar gözüme çarpmaya başladı. Sayıları o kadar fazla ve o kadar gözden kaçması zor hatalardı ki şaşırdım. Besbelli, editör (düzeltmen) tarafından kontrol edilmeden yayına yollanmıştı. Ben her zaman kitaplara, okumaya, okuyucuya, edebiyata, yazarın emeğine, en önemlisi de ekmek yediğim bu mesleğe saygı duymuşumdur. “İnfo” ile başlayan adreslerine hatalarını açıklayan ve ekte yayınlayacağınızı umduğum bir e-posta gönderdim. Açıkçası bir cevap beklentim yoktu. Ancak, öyle bir cevap aldım ki, mesleğimden, meslektaşımdan utandım. Evet, onun adına ben utandım. Geleceğimiz olan çocuklarımızın kitapları kimin elinden geçiyordu?  Bir meslektaşına bu şekilde cevap yazan bir kişi, edebiyata saygı duyabilir miydi?

Bunları düşünerek diğer meslektaşlarımla kesinlikle kişi ve yayınevi adı belirtmeden paylaştım. Bir meslektaşım, bu e-postaları Çeviri Blog ile paylaşmam gerektiği konusunda beni ikna etti. Bu mesleğimize yapılmış bir hakaretti ve tek muhatap ben değildim.

Bu kadar köklü ve prestij sahibi bir yayınevinden çıkan kitapta bu gibi basit hatalarla karşılaşmamızda çevirmen ya da editör dışında faktörler olabilir mi?

Açıkçası söz konusu kitapta çevirmenin bir hatası olduğunu düşünmüyorum. Çevirilerde hatalar olur. Bu nedenle düzeltmenler vardır. Eğer hatalar kontrol edilmediği için düzeltilmedi ise bu kötü ama eğer kontrol edilip de fark edilmediyse daha kötü!

Bunun dışında, düzeltmenin işe alınma ve işini yapma sürecinin nasıl değerlendirildiğini bilmiyorum. Bu beni aşar.

Şu da bir gerçek ki; daha üst makamlara bu konuda e-posta atan bir arkadaşıma; “Konuyu kapatalım…” alt metnine sahip bir cevap gelmiş.

Editörün söz konusu yanıtından sonra yayınevi ile farklı yollardan iletişime geçtiniz mi?

Birkaç arkadaşımız çeşitli makamlara e-postalar göndermiş. Sadece bir cevap alabildik. O cevaptan da “Kimse duymasın, editöre cevap yazmayın…” anlamı çıkıyordu.

Kitap piyasası ve türevi konulara ilgi duyuyor olmalısınız; Türkiye genelinde yayınevlerinin çevirmen/editör alımları/tercihleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu tür sorunlarla karşılaşmamızı nelere bağlıyorsunuz?

Ne yazık ki; diğer ülkelerin aksine ülkemizde “en düşük” fiyatla çevirmen bulmak, “yakın tavsiyesi” ile düzeltmen işe almak çok yaygın. Yayınevleri hızlı ve ucuz çeviri ve düzeltme beklentisi içindeler. Oysa, iyi bir yayın, metin ya da kitap çevirisi ve düzeltmesi zaman alır. Ülkemizde bu konuda deneyime de gereken önem verilmemektedir. Deneyimli kişilerin “yeterince” düşük fiyatla çalışmadığı düşünülüyor. Bu yayınevinde de bunlardan bahsedebilir miyiz, bilmiyorum. Ben genelden bahsediyorum.

İş kitaplara geldiğinde ise şunu düşünmeliyiz: “Edebiyat ucuz ve basit bir iş midir? Ben bu kitapla geleceğe ne bırakıyorum? Bunu okuyan kişi benim yayınevimi seçtiği için mutlu olacak mı?”

Bir yayınevinin çalışma odasının duvarında şu sorular yazar: “Ortaya koyduğum eser, bir ağacın hayatına son vermeye değecek kadar iyi mi?”   “Yayınevimi seçen insanın bu eser için harcadığı para için çalışmasına değdi mi?”  “Senden daha uzun yaşayacak olan bu eser, seni hep gururlandırabilecek mi?”

Daha önce çevirmenlik/editörlük deneyiminiz oldu mu? Olduysa bu gibi durumlarla karşılaştınız mı? Okura yanıtınız ve düzeltme yönteminiz ne oldu?

Bu gibi durumlarla karşılaşıldığında, yabancı ülkelerdeki köklü yayınevleri gelen geribildirimi bağımsız bir düzeltmene yollar. Onun verdiği cevaba ve kararlara göre yön belirler.  Bu çok dürüst ve profesyonel bir yöntem gibi görünüyor bana.

Benim çevirilerimi genellikle Sayın Efe Aldemir eleştirir. Bundan büyük bir keyif alıyorum. Hâlâ gidecek yolumuz var, öğrenecek şeylerimiz var demektir bu.  Aynı zamanda da okuyan kişi yazıma, eserime değer verdi demektir ki bence bu çağda bir insanın bir insana verebileceği en değerli şey, zamandır. Çok değerli bir profesörümüz, editöre yolladığım e-postayı okuyunca 3 tane hata bulmuş. O değerli insanın zaman ayırıp okumasına mı sevineyim, yeni bir şey öğrendiğime mi bilemedim.

Son bir değerlendirme yapacak olsanız çevirmen ve editörlere ne söylemek istersiniz?

Sevgili Çevircanlar ve Düzeltcanlar,

(Ben meslektaşlarıma böyle sesleniyorum çünkü bazen yayınevleri, tercüme büroları bizi makine olarak görebiliyor.)

Lütfen, okuyucuya, yazara, kitaba, emeğe, edebiyata, dilimize, meslektaşlarımıza, mesleğimize, kazandığımız para ile yediğimiz ekmeğe saygımız olsun. Saygısı olmayan kişilere karşı susmayın. Bu dilin, onu doğru okuyan, doğru yazan, doğru konuşan insanlara ihtiyacı var. Hepimiz mesleğimize ve meslektaşlarımıza karşı sorumluyuz. Ama en çok da geleceğin dil ve edebiyatçılarına karşı sorumluyuz.

Bu dile bir şeyler katmak için zaman ve emek harcayan sizler; iyi ki varsınız!

Birçoğu meslektaşımız olan Çeviri Blog okurlarımızdan bazılarının konuya ilişkin görüşleri ise şu şekilde:

”Sektörümüzdeki en büyük hatalardan biridir geri bildirimlere tepkiyle yaklaşmak. Geri bildirimler kişinin alanında gelişmesine katkıda bulunan öğelerdir aslında. Gerekli aksiyonun alınacağına dair de şüphem yok. Ne çalışanın davranışı, ne de daha sonra duruma dahil olan müdürün cevabı, söz konusu yayınevine hiç yakışmadı.  En kısa sürede üst mercii  iç kuralları dahilinde gerekenin yapılması temennisiyle..”     M.K. – Çevirmen

”Burada çok basit ama maalesef ülkemizde son derece yaygın görülen bir iletişim hatası var.

Müşteri “konudan” bahsederken, editör  ise “kişilerden” bahsediyor. Bu, Türk çeviri sektörünün en büyük sorunu. Fikir tartışmalarında fikirler tartışılır, kişiler değil. Buradaki fikir, bu kitabın çevirisinde eksiklikler olması ve bunların nasıl giderileceğidir. Buradaki fikir, müşterinin gelecekte çevireceği kitaplarda benzer bir durum olması halinde çevirmenin ne yapacağı değildir.

Yapılan çeviriye yönelik eleştiriye tahammülsüzlük, bir kalite eksikliğidir. Dünyada çevirinin kabul edilebilir üst hata sınırı %4’tür. Dolayısıyla özellikle kitap gibi büyük projelerde kimse hatasız çeviri yapamaz. Editör, bu gerçeği idrak etse ve e-postanın müşteriden geldiğini dikkate alıp hataların nedenini açıklasa (ya da hataların bazılarına katılmıyorsa sebebini izah etse) müşterinin gözünde çok daha fazla değer kazanır, bu olay da karşımıza “müşteri-editör anlaşmazlığı” değil, “editörün örnek erdemi” gibi bambaşka bir şekilde çıkardı. ”  E.A. – Çevirmen

”Çeviri kontrolü yapan okurların sayısı sandığımızdan çok daha fazla. Birçok sitede kitap eleştirileri okuyorum ve bırakın çeviriyi kaynak metinle karşılaştırıp çevirmeni/editörü yerden yere vuranlara, aynı klasik eserin iki farklı çevirisini satır satır karşılaştırıp hangi çevirmen daha iyi tartışması yapanlara bile rastlıyorum. Farklı bir bilince sahip olan bu tür okurların sayısı küçümsenmemesi gereken miktarda.

Hal böyleyken, mesleği zaten çevirmenlik olan birinin okuduğu kitapta karşılaştığı aksaklıkları ve hataları mercek altına almaması düşünülemez; hatta bana sorarsanız, kendini geliştirmek isteyen bir çevirmenin yapması gereken tam da budur: metnin nasıl çevrildiğini incelemek.”  S.A. – Çevirmen ve yazar

”Çevirilerine  güvendiğim bir yayınevinin böylesi özensiz bir çeviriyi basmış olması bir yana o özensiz çalışmanın arkasında bu denli çirkin ifadelerle durulması kabul edilemez bir davranış. Bu tutum, “Biz ne basarsak okursunuz,” demenin başka bir yolu ki bu da okuru ciddiye almamaktır.

Bir okur olarak benzer mesajları birçok yayınevine gönderdim ve hepsinden teşekkür aldım. En kurumsal dediğimiz bir yayınevinin bu tutumunu anlayabilmem mümkün değil.

Yaşanan olayda kişisel olarak beni sevindiren tek bir şey var ki o da çeviri kalitesinin yayınevine göre değil, çevirmene göre belirlenmesi  gerektiği görüşümü desteklemesi.”  A.A.

Bir cevap yazın